Çocukluk yıllarımda ilk olarak
hatırladığım, köy yerinde kalabalık bir ailemizin olduğudur. Babamın babası; Rahmetli
Murat Dede’min kafasının çok çalışır olmasından dolayı kendisine Murat Ağa olarak,
şahsına ait bu unvanı aynı zamanda ailemizin de unvanı olarak kalmıştır. Murat Ağa
yani dedem yokluktan gelen, çalışkanlığı kadar efendiliği ve dürüstlüğü
kendisine ilke edinen, kimseye zararı dokunmayan, aksine çevresindeki herkese
pozitif anlamda katkıları olan bir muhterem zat idi. Bu özelliklerinin yanında
sofrası geniş bir kişi olarak da bilinir. Bu sebeple de köy yerinde ve uzak-yakın
çevrede kendimizi tanıtırken “Germiyanlı Murat Ağa oğlu Ömer Ağa Ailesindeniz”
demeyi ayrıcalık ifadesi olarak algılarız daima. Dedem bir defa evlenmiş. İki
oğlan ve bir kız olmak üzere üç çocuğu olmuş. Ham dolsun ki, dedemden süregelen
bir özellik olarak izzet-i nefis sahibi kişilerin çocukları olarak doğmuş
büyüklerim. Başkalarının elindeki yufka ekmeği dürümünün içerisinde ne olduğunu
merak etmeden yaşamışlar. Germiyanlı
Murat Ağa sülalesi olarak hep tanınıp bilindi. Germiyan Köyü’nün bulunduğu
bölge olan Elenoz Deresinin de ötesinde.
Amca elinde yetim bir çocuk olarak büyüyen dedem, delikanlı yaşına geldiğinde amcası
tarafından hiçbir mal mülk sahibi edilmeden tek başına bırakılarak ayrılır ve
kendi kaderine terk edilir. Çok yoksulluk çeker. Yiyecek ekmeğe muhtaç olduğu
günler sayısızdır.
“İtiraz istemiyorum, nasıl arzu
ediyorsam öyle yapacaksınız. Dünya gözüyle eşim dostumla son bir kez
kucaklaşmak, muhabbet etmek, onları ağırlamak ve helalleşmek isterim. Koyunlar
keseceksiniz. Sofranız çok zengin olacak. Hep beraber yiyilip içilecek. Misafirlerimizi
çok iyi ağırlayacaksınız ve ben bundan mutluluk duyacağım.” der.
ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...
Yorumlar
Yorum Gönder