Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MEZARLIK KORKUSU

On beş yaşındaydım. Terzi Erdoğan Erman’ın yanında terzi çırağı olarak çalışıyordum. Haftasonu çalışmaz, tatil yapardık. Akşamüstü teyzem oğlu Hüseyin Yıldız’ın dükkânında oturmuş sohbet ediyorduk. Muhabbet uzadıkça uzadı akşam ezanı okunmaya başlamıştı. Murat Hoca gür sesiyle okuyordu ezanı... Hüseyin abime;“Bana müsaade, namaza gideyim” dedim. “Hüseyin abim:“Ömer; namazdan sonra dükkâna gel. Ilıca’ya beraber gidelim” dedi. Akşam namazımı kıldım ve yeniden Hüseyin Ağabeyimin dükkânına gittim. Dükkânda Mehmet Yıldız, Ekrem Sezginer, Aydoğan Taşdelen beni bekliyorlardı. Ekrem Sezginer’in Austin marka dolmuşu Cumhuriyet Meydanında duruyordu. Hep birlikte Austin marka dolmuş ile Ilıca’ya gittik. Ilıca’da Kayserili’ninLokantası’na oturduk, ardından da yemeklerimiz geldi.İçecek olarak Dimitrekopulo şarabı geldi masaya.Ben alkol kullanmıyorum dediysem de bir kadehle bir şey olmaz dedi masadaki dostlar. Çok direndim içmemek için.Zorla bir yudum aldım.Onlara bakarak, çok acı içemem dedim. Hüse...

Otuzbeşlik röportajım

Alaçatı'nın Kültür Sanat Bekçisi - Alaçatı Kitabevi  Alaçatı’nın ilk kitabevi olan Alaçatı Kitabevi 1989 yılından beri hizmet vermekte. O dönem küçük şirin bir kasaba olan Alaçatı gibi, Alaçatı Kitabevi de mütevazi bir dükkanmış.  Alaçatı  turizm yolculuğuyla nasıl gelişip büyüdüyse, kitabevi de gelişmiş, büyümüş. Restoran ve kafelerin arasında kültür sanat mücadelesi veren kitabevi, güncel romanların yanında bölge tarihi üzerine yapılmış araştırma kitaplarını ve yol haritalarını bulabileceğiniz çeşitliliğe sahip. Ünlü yazarların ve kitap kurtlarının bilindik adresi olan Alaçatı Kitabevi’nin bir başka özelliği de Dünyaca Ünlü Yazar Aziz Nesin’in son imza gününü yaptığı kitabevi olması. Ünlü yazarın imza gününde çekilmiş son fotoğrafı kitabevinin duvarında yer almakta. Nevi şahsına münhasır Ömer Önal, kitabevinin ve Alaçatı'nın dününü ve bugününü Otuzbeşlik'e anlatıyor.                             ...

KARA KIŞ!

Kasım da terk etti bizleri, geldi çattı Aralık ayı. Hazan mevsimi geride kaldı artık. Önümüzde ise her yönüyle insanın içini ürperten güzelliği bir yana, kara kara düşündüren kara kış var. Kendimi bildim bileli sevmişimdir kışları. Canlıların kabuğuna çekilip sonrasında yeniden ayağa kalkması için bir fırsat olarak görmüşümdür bu mevsimi.Birkaç yıldır kış ayları böyle geçmiyor.Pahalılık almış başını gidiyor.Gariban insanların, dar gelirli vatandaşların kışı nasıl geçireceklerini sokak röportajlarında mikrofonlara göz yaşlarıyla anlattıklarını izliyoruz. Röportajları izlerken insanın yüreği sızlıyor.Çektikleri zorlukları görüyorsunuz kader midir bu sizce? Bu kadar olumsuzluk artık bu mevsimi sevmeme engel oluyor. Eski yıllarda İnsana huzur veren sessizlik, yağmur, kar hep huzur vermiştir bana. Tabi bu işin romantik kısmı diye düşünmüşümdür çoğu zaman. Çünkü herkes için aynı duyguları barındırmaz kış, bilirim. Ben sevsem de bir başkası olaya başka açıdan bakar. İnsanın yüzüne vurur hayat...