Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ALAÇAT’IM MUTFAĞIYLA DA ÖZELDİR!

Çocukluğumu, yaşadığım onca acı yokluk ve yoksulluğa rağmen hiç kimseyle, hele bu günkü varlıklı ama sanal, görkemli ama yapay yaşamlara asla değişmem! Bizim çocukluğumuzda da ilkokullar şimdi olduğu gibi tam gündü. Sabah okula gider öğlene kadar üç ders yapar, öğlen yemeği için evlere çıkardık. Yemekten sonra dönüp iki ders daha yapardık. Soğuk kış günleri, öğle teneffüsünü adeta iple çekerdim. Zira soğukta daha çok acıkılırdık, bunu aile büyüklerimiz de biliyor ve yaşamış olacaklar ki, tok tutup, enerji verecek yemekler yaparlardı bize kışın. Okula yeni başladığım seneydi. Bir gün yine öğle teneffüsüne çıktık. Okulumla evimiz arası yaklaşık yüz metrelik mesafeyi, koşarak kat edip eve ulaştım. Acıkmış ve üşümüştüm. Her zaman yaptığım gibi açılır kapı kanadının tokmağını çevirip, avluya attım kendimi. (Evimizin cümle kapısı çift kanatlı idi, ama biz çoğunlukla birini kullanırdık. Kapının ikinci kanadını, hayvanlarımızın yükleriyle beraber avluya girmesi gerektiği zaman açardık.) ...

ALAÇATI’DA TATİL

Sessizliği dinlemek mümkün mü? Karmaşık tüm seslerin kısıldığını, hatta çıt çıkmadığını ortalıkta farz etsek... Sadece izin verdiğimiz sesleri duyabildiğimiz, kendimize doğru çıktığımız yolculuğun tarifi benimki. Konuşmaya bile mecalin kalmadığı zamanlarda tüm iç seslerimizi yanımıza alıp tekrar tekrar yaşayabilmek için zamanı, toplamak tüm pozitif yanlarımızı yanı başımıza. Dinlenmek ama üzerini örtmek için değil. Geride bırakmak için kaçtıklarımızın ebediyen ağırlık veren tüm düşünceleri... Alaçatı’da kumsalın doğal tonlarına adımların izini bırakmak, o izleri de alan dalgaya bakıp imrenmek hiçbir şeyi kalıcı kılmıyor kendinde diye. Dalga seslerine karışan güneş ışığına tüm sıcaklığına rağmen kucak açmak ona da imrenmek, kendini olduğu gibi gösterip kabullendiriyor diye. Tek tasanın mana yüklenen tasvirler olduğunu düşünüp, turkuaz denize bırakmak kendini. Usul usul serinliğini güneşe inat hissetmek. Dalgaların kumsalla buluştuğu yerde iki maviliğin buluştuğu çizgiye bakmak, uzun uzu...

RAMAZAN AYININ SON GÜNÜ

Bugün 12 Mayıs Çarşamba. Saat yirmi on. Sığınma limanım dediğim çalışma odamda kitabımı okuyordum. Gün kendini yavaş yavaş geceye bırakıyordu. Gri renkteki bulutlar turuncu rengine bürünmüştü. Kitabımın kapağını kapatıp evimin balkonuna çıktım. Balkondaki sandalyeye oturup, güneşin kaybolmasını izledim. Sandalyede iyice gerilmiş, kollarımı başımın arkasına bağlayıp sessizce düşünmeye başladım. Çocukluğumdan beridir her bayram öncesi arefe ve Bayramın ilk günü hava hep kapalı olur. Bilhassa Kurban Bayram’ı büyüklerimden hep dinlemişimdir “Kurban kanları temizlensin diye Allah yağmur yağdırır” derlerdi. Yaşamımda buna çok kez de şahit olmuşumdur az da olsa yağmur yağardı. Yazıma başlarken Ramazan ayının son iftar topu atıldı ve oruç tutanlar son oruçlarını açmış oldular. Oruç tutan kardeşlerimizin oruçları kabul olsun. İnsanlar teravih namazlarını bu yıl evlerinde kıldılar. Çocukluğumda ve gençliğimde teravih namazlarına hep gittim ve çok huzur bulurdum. Cemaatle namaz kılmanın daha keyi...

ALAÇATI YAŞAMAK 2

1964 yılında ilkokulu bitirince terzi çıraklığı ile hayata atıldım. 26 sene beldemizde terzilik yaptım. 1982 yılında Alaçatı 4500 nüfuslu küçük bir kasabaydı. Dükkânım da camiye yakın olduğu için vakit namazlarını camide kılıyordum. O tarihte Camideki imamın tayini çıkınca, müftülük imam tayin etmekte sıkıntı yaşadı. O zamanın Çeşme Müftüsü dükkânıma gelerek, yeni imam gelinceye kadar cami cemaatine namaz kıldırmamı istedi. Zira bu konuda çocukken bir eğitim almıştım. Ayrıca cenaze yıkamayı ve mevlit okumayı da bilirdim. Bu nedenle Müftü Bey beni Alaçatı Pazaryeri cami imamlığı ile görevlendirdi. Ben de 2 ay fahrî olarak bu görevi yürüttüm. Yeni imam görevine başlayınca da emaneti kendisine devrettim. Bütün bu ve benzer hayır işlerini hep severek yapmışımdır. 1990 yılında Alaçatı Belediyesi meclis üyeliğine seçildim. İlk meclis toplantısında da arkadaşlarım beni belediye başkan vekilliğine uygun gördüler. 2 yıl belediye başkan vekilliği, 5 yılda meclis üyesi olarak Alaçatı ya hizmet et...

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR?

29 Nisan - 17 Mayıs arasında Corona Virüsün yayılma hızını yavaşlatmak adına tam kapanma yaşıyoruz. Ramazan Ayını ve Ramazan Bayramı’nı sevdiklerimiz ve yakınlarımızla coşkulu bir şekilde kutlayamıyoruz. Bu yazımı da günlerdir sokağa çıkamadığım evimden yazıyorum. Evde oturmak, kimseyle görüşememek ne kadar da zor! Çalışma odamda Orhan Pamuk’un son kitabı Veba Geceleri’ni okurken çocukluk yıllarım ve çocukluğumda yaşadığım bayramlar geldi aklıma. Eskiden bayramlar coşkulu yaşanırdı. Günler öncesinden büyük temizlikler yapılır, evler boyanır, badanalanırdı. Çocuklara kıyafetler alınır ama bayram sabahına kadar kesinlikle giydirilmezdi. Bayram sabahları çocuklar erkenden kalkar, en güzel ve yeni kıyafetlerini giyinirdi.   Sabah erkenden kalkılır, bayram namazı kılınırdı. Namaz sonrası ilk iş olarak mezarlıklara gidilir ve kaybettiğimiz büyüklerimizin bayramını kutlar ardından dualar edilir, sonra aile büyükleri ziyaret edilirdi. Önce büyüklerimizin elleri öpülür, bayramları kutlanırd...

HIDIRELLEZ

 HIDIRELLEZ 6 Mayıs, Hıdrellez bereket, bolluk, sağlık, talih, kısmet, şifa, uğur ve mutluluk gibi sayısız dileklerin kimilerine göre kabul edildiği gündür.Hızır ve İlyas peygamberler her yıl 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece buluşup doğaya can vermek üzere sözleşmişler. Onlar tüm gece boyunca gezerlermiş. Gül ağaçlarına asılan veya suya bırakılan dilekleri toplarlar. Eğer sizin de dilekleriniz bulunursa bugün yerine gelir. Büyüklerimizden dinlediklerimize göre kalbi temiz, Allah’a inanan insanlara yardım eder. Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.Dertlilere derman, hastalara şifa verir. Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar. İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder. Uğur ve kısmet sembolüdür.Hıdrellez kutlamaları genel olarak yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, olur. Hıdrellezde baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık ve şifa bulun...

ESKİ GÜNLER

Eskiden! Eskiyen her şey gibi, yitip giden zaman kavramı... Değişen şeyler, unutulup gidenler, solanlar, yeşerenler belki de...   Ne haber? Ne var ne yok? İle başlayan sohbetlerin ardından gelen satır başı cümleler. Eskiden ile başlayıp o anda bile biraz daha eskiyen… Mahalle bakkallarımız vardı. Veresiye aldığımız çizgili 3 ortalı deftere işlenen isimlerimiz. Hesap makinesi ile toplanan alışverişlerimizin toplam telaşlarına eklenen. “Sen yaz Fevzi Efendi”  “Ocakta yemeğim var. Yemeğe yetişeceğim” deyişlerimizi. Açık hava sinemalarımız bilet kuyruğunda kavgalarımız boş sandalye kapmacaları arasında  macuncularımız vardı. Eskiden renklerinde çocukluğumuzu bıraktığımız . Doğrularımız vardı yalanlarımızdan çok olan mesela… Ezan okuyan, Kur’an öğreten Faik Hoca. İskeçeli hafız gibi İmamlarımız vardı. Bu güzel din adamlarının yetiştirdiği, çok güzel sesli olan müezzinler yetişmişlerdi.  Ezanı okudukları zaman en güzel makama taş çıkartan…   Sokak ortası sohbetlerim...