Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ALAÇATI’DA YILBAŞI

31 Aralık 2010 tarihinde yazmış olduğum bir yazım. Nasip işte bu yıl tekrar yayınlamak istedim. O yıl günlerden Cuma akşamıydı. Alaçatı sokakları  böylesi bir kalabalığı belki tarihinde ilk defa görüp yaşamıştı. Türkiye ve Avrupa’dan beldemizdeki yılbaşı kutlamalarına katılan yerli ve yabancı konuklar yılbaşını Alaçatı’da geçirmek için sanki yarışmış, Alaçatı sokaklarında yürüyebilmek adeta imkânsız hale gelmişti.Belediyenin düzenlediği yılbaşı sokak partisi vesilesiyle bir araya gelen Alaçatı sevdalıları, Cumhuriyet meydanına kurulan iki platformda gece boyunca sahne alan sanatçılar ve djler eşliğinde doyasıya eğlendiler. Orkestra eşliğinde sahne alan sanatçılara, havai fişek, çeşitli ışık ve lazer gösterileri de refakat edip, katılımcılara görsel ve duyusal bir şölen ikram edildi.Ayrıca, işyerlerinin vitrinleri ile cadde ve sokaklardaki ağaç ve aydınlatma direklerinde yapılan ışıklandırma ve aydınlatmalarla, beldemiz bir bayram yerine dönüştürüldü.Alaçatı esnafının geceye gösterd...

ALAÇATI!

Alaçatı’nın tarihi çok eski yıllara dayanır. Alaçatı’da yaşam çok kültürlerin bir arada yaşamın bir mozaiği gibidir. Çalışkan, üreten, bir arada kardeş gibi yaşayan topluluktu. Ne zaman Bütün şehir yasasına tabi oldu Alaçatı elimizden kaymaya başladı. Alaçatı, Tütün’üyle Anason’uyla, Enginar’ıyla, Kış kavunuyla, Siyah İnciriyle, hele Anasonu Meydan larousse’ta bile dünyanın en güzel Anasonu olarak geçer. Son yıllara kadar Alaçatı meydanında üreticiler Alaçatı’da tüketemedikleri sebzelerini sabah çok erken saatlerinde nakliye kamyonlarıyla veya sabah ilk otobüsle kimi güzel yalı pazarına, kimi Eşref paşa pazarında cumartesi pazarlarında satar akşam son otobüsle Alaçatı’ya gelirlerdi. Belki az para kazanırlardı ama mutluydular. Her geçen gün Alaçatı'da bazı değerlerimiz kayboluyor, bu değerlerimizi ayakta tutmamız lazım. Alaçatı içinde yaşayan hala saf temiz duygularını kaybetmemiş insanlarımız yaşamakta. Alaçatı merkezinde yaşayan insanların vakitlerini geçirebileceği sohbet edebil...

BU DİYARDAN BİR ÖMER AĞA GEÇTİ!

Gece gümüşü kadar beyaz okaliptüsler arasından geçerek ilerliyor Ömer ağa. Sonra her şeye bir rüya duygusu veren uçsuzluk içinde geniş bir düzlüğe çıkıyor doru atıyla. Belirsiz bir ufka doğru uzanan rüya beyazı bu simli Aydınlıkta her şey bambaşka görünüyor gözüne ve sihirli bir yalnızlık içinde kendi var oluşu bile yeniden keşfetmesi gereken başka bir anlam boyutu kazanıyor. Yaşadığından, var olduğundan emin olmak istercesine bir an durduruyor atını. Tabiat sanki kendi rüyasını gördürüyor ona. İnsan yaşamında bağışlanmış anlar vardır.Onlardan birinin içinde olduğunu düşünüyor. Varlığını tepeden tırnağa ürperten kaynağını bilmediği tansıklı bir heyecana, nedensiz bir sevince kapılarak sabaha kadar dipdiri bir güçle at sürüyor. Her şeyin zaten rüyaya benzemesi uykuyu uzak tutuyor gözlerinden. Kaç zamandır at sırtında hep aynı duruşu kollayan vücudu, bu nedenle yorgunluğun biçimini almıyor.Bazı dereleri geçmek kutsaldır. Bu düşüncesiyle Atını güney batıya sürüyor. Azıcık yolunu uzatıp na...

ALAÇATI’DA KAHVEHANELERİMİZ!

Kahvehanelerin sosyal işlevleri hep göz ardı edilir. Kahvehanelere giden insanların cebinde çay parası olanın hemen girebileceği bir yerlerdir kahvehaneler. Tarihte” Kahvehaneler”, Kıraathaneler birçok sosyal faaliyetin yürütüldüğü, kimileri bir okuma salonu görevi görürdü. Kahvehaneler oyun oynanan, zaman öldürülen, sohbetler yapılan yerlerdir, bazıları için. Gerçekten öyle mi? kahvehanelerin olmadığı bir düzende erkeklerin sosyal dengeyi nasıl sağlayacaklarını düşünüyorum. Çünkü oralar sadece oyun oynanan, vakit öldürülen yerler değil, arkadaşlarla buluşulan, sohbet edilen, gazete okunan, iş görüşmesi yapılan, siyasi sohbetlerin yapıldığı, fikirlerin tartışıldığı yerlerdir aynı zamanda. Düşünsek ki; kahvehaneler olmasa kaç kişi gazete okur? Veya kahvehanelerde ne kadar insanımız gazete okumaktadır? Sadece bu yönü bile hafife alınmaması için yeterli değil midir? Ben yıllarca Kitapevimde gazete satarken kahvehane sahipleri her gün en az beş adet gazete satın alırdı. Her gün düzenli Gaz...

ALAÇATI ESNAFLARI!

Çocukluğumuzun şirin Alaçatı’sında unutulmaz simalar vardı. Bu insanlar, o dönem benim yaşımdaki çocukların beyinlerinde derin izler bıraktılar… Her çocuğun bunlarla ilgili yüzlerce anısı vardır. Özellikle esnaflarımız, zanaatkârlar, kanaat önderleri. Çünkü bu insanların sayısı parmakla sayılacak kadar az değildi. Manifaturacılarımız vardı: Recep Demiral, Ekrem Kandemir, Salih Çetin, Ekrem Sezginer, bir tek Ekrem Kandemir’in oğlu Hasan Kandemir babasından kalan manifaturacı dükkânını devam ettiriyor. Terzilerimiz vardı: Terzi Şadi Gökseloğlu, Terzi Sırrı Atatekin, Terzi Kazım Önal, Kartal Ahmet, Terzi Erdoğan Erman, Terzi Hayati Akten, eski meslektaşlarımdan Terzi Şadi’nin oğlu babasının mesleğini yapıyor. Bir de Terzi Ahmet Girgin kaldı terzilik yapan 10 000 nüfuslu Alaçatı da.Fırıncılarımız vardı: “Orhan Ağa” Orhan Belge, Fırıncı Mahmut, Fırıncı Kürt âli “Ali Kürekçi”,Fırıncı Barbun Hasan, “Hasan Barbun”,Fırıncı Fehim Keskin, Alaçatı da bir tek Rahmetli Fehim Keskin ağabeyin oğulla...

TOPRAK!

Bahçeli bir evde büyüyen şanslı kuşaktanım. İçinde çeşitli meyve ağaçları ve renk renk çiçekleri bulunan kocaman bir bahçemiz ve bahçemizde dolaşan çeşitli hayvanlarımız vardı ben büyürken. Evimizde kedim, bahçemizde köpeğim birlikte büyüdük. Komşunun bahçesinden koştura koştura gelip geçen tavuklar, horoz sesleri, annelerinin peşinde dolaşan civcivler. Bahçede otururken dinlediğimiz ağustos böceklerinin sesi.   Çocukluğum tamamen doğal bir yaşam içinde geçti. Leylak kokusunu hala çok seviyorum. Baş döndüren kokusuyla ve rengiyle bahçemizin süsü idi. Ya renk renk açan yediveren gülleri. Ya da yapraklarından annemin reçel yaptığı mayıs gülleri. Kokusundan yanına yaklaşılmazdı. Ortancalar her bir çiçeği top gibi buradayım diyorlardı duvar kenarlarına dizilmiş. Bahçemizin duvar kıyılarına sıralanmış kırmızı ve ateş pembesi sardunyalar. Baharda yüzünü gösteren baygın kokulu sarı nergisler. Hatta çiçeklerin arasından bahçe toprağından kendiliklerinden fışkıran ve her yeri davetsiz misaf...

GÜNLÜĞÜMDEN

Ne güzelmiş çocukluğumdaki yaşamlar. Sabahları erken kalktığımda annem evimizin alt katındaki odada tarhana çorbası hazırlıyor olurdu, ben de yattığım odanın tabanındaki tahtaların aralıklarından annemi izlerdim. Tarhana çorbasının kokusu ciğerlerime kadar işlerdi. Annem aşağıdan bana seslendiğinde kulaklarımın dibinden sesleniyormuş gibi gelirdi sanki. Yataktan kalktığım gibi annemin yanına gider hemen sarılırdım boynuna o da beni koynuna alırdı. Annem çalışmaktan terlemiş olurdu, onun kokusunu ciğerlerime kadar hissederdim. Annem “Dur beni rahat bırak, işim çok, size kahvaltılık hazırlıyorum.” dese de ben, annemin koynundan ayrılmak istemezdim. Bakardım ki annem işini yapmak istiyor ve ben ona mani oluyorum, hemen ayrılırdım annemin koynundan.Kahvaltımızı yaptıktan sonra komşumuz Şehriban Abla bahçemize bakan pencereden bizi izliyor olurdu. Şehriban Abla’ma, “Hayırlı sabahlar Şehriban Abla!” dedikten sonra bahçemizin köşesindeki, Rumlardan kalma kuyunun başına geçer, evimizin duvarla...

ANILAR BURAM BURAM!

09-10  Aralık 2017 tarihleri arasında Alaçatı Alavya otelinde  gerçekleştirilen ve şenlik kapsamında atölye çalışması, Yazar buluşmaları, sergiler, söyleyişiler, özgün çalışma ve ürün  stantların yer aldığı Yeni Yıl Kermesi, canlı müzik dinletisi de etkinliğin aktivitelerindendi. Birbirinden farklı yaratıcılıkta ürünlerin sergilenip satışa sunulduğu Yeni Yıl Kermesi, alışveriş yapmak isteyenlere zengin çeşitlilik sundu. Organizasyon ekibinden Ressam “Sayra İnce Muran'ın” “Serap Yurdaer Erboy” Alaçatı Alavya otelinin çalışanları dokunuşlarıyla mekânı büyüleyici bir dekora  büründürdüler. Bende bu aktivitede yer aldım Alaçatı Kitabevi olarak standımızda iki yazarımızla imza günü düzenledik. Bunların yanı sıra Alaçatı 15 Eylül ve Atatürk ilköğretim Okulu öğrencilerin heyecanla hazırlandıkları  seramik sergisi, çocuk kitabı yazarı Tülin Kozikoğlu'nun eğitici ve eğlendirici sohbeti eşliğinde 09 Aralık Cumartesi günü  saat 13.00 de çocukl...

ALAÇATI’NIN UN DEGİRMENLERİ

Pek çok kişiden Alaçatı’da güneş batımının övgüsünü işitmişimdir; Karadağ tepesinden güneşin kayboluşu bir Alaçatı çocuğu olan bana bile hep görkemli ve gizemli gelmiştir. Bu yüzden, Alaçatı’da gün batımına yönelik övgüler bana da hiç “aşırı” gelmez. Sanırım Alaçatı’da gün batımına övgünün temelinde, gün battıktan sonra gökyüzünün uzun süre aydınlık kalması da vardır.Çünkü Alaçatı yerleşim yerinin geneli deniz ve küçük tepelerle çevrilidir. Bu nedenle, güneş aslında diğer yerlere göre biraz daha geç batar. (Tabi güneşin yurdumuzu en son terk ettiği yer de yarımadamızdır, o tarafıda başka!) Güneşin hareleri ufkumuzda uzun süre etkili olur. Ve görkemli yansımalar oluşturarak gözden kaybolur. Belde’nin en güzel gün batımı Alaçatı’dan liman denizine giderken veya değirmen dağından izlenir. Esasında tepelerin siluetiyle zıtlık oluşturan açık mavi bir gökyüzü “Alaçatı’daki bu akşam güzelliğini” açıklayan en önemli özelliktir. Hem karanlık, hem ışıklı; hem de hafif ürperten rüzgârı ve insanı ...