Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

CUMHURİYET BAYRAMI.

Dokuz yaşımda ilkokul ikinci sınıfa gidiyordum. Öğretmen’im “Metin Barbaros” Cumhuriyet Bayramı ile ilgili dersimizde bize Cumhuriyeti anlatıyordu. Cumhuriyet Bayramı ile ilgili sınıfımızdan şiir okuyacak arkadaşlarımızı seçiyordu. Sınıfımıza birkaç tane şiir yazdırmıştı. Herkes bu şiirleri iki gün içinde ezberlesin kim güzel okursa onları seçicem demişti. Ben iki gün sabahlara kadar evimizde sesli olarak bana verilen şiirimi ezberlemeğe çalışıyordum. Annem ve Büyük annem de bana yardım ediyorlardı. Annemin eline kâğıdı vererek ben ezberimi okurken annemde beni defter kâğıdımdan takip ediyordu. Bazen unutup satır atladığım zaman annem beni ikaz ederek doğrusunu söyleyip ben tekrar baştan alıyor ve şiirimi ezberlemeye çalışıyordum. İki gün içinde çok çalışarak şiirimi ezberlemiştim. Okula gittiğim gün Öğretmenimiz Metin Barbaros bizleri tahtaya kaldırıp şiirlerimizi okutuyordu. Öğretmenim şiir okuyacaklar arasından beni de seçerek 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı’nda şiirimi okuyacaktım. O...

ZEYTİN AĞACI!

Kasım ayının son haftasıydı. Tan yeri ağarmaya başlamıştı. Annem ve ben, sabah namazından sonra eşeklerimizle beraber Germiyan Köyü’ne zeytin toplamaya gitmiştik. Germiyan Köyü’nde birkaç yerde Zeytin ağaçlarımız vardı. O gün “Celenoz” boğazındaki zeytinlerimize gittik. Elenoz boğazındaki zeytin ağaçlarımız bir sene ürün verir diğer sene ürün vermezlerdi. o yıl zeytin ağaçlarımızın ürün verme yılıydı. Ben dokuz yaşındaydım. İlk defa zeytin toplayacağım, anneme yardım edeceğim diye de çok seviniyordum. Şimdiki gibi zeytin ağaçlarının altına sergi bezi sermek yoktu. Ağaçların üstünden düşen zeytin tanelerini toprak üstünde ellerimizle toplardık. Celenoz boğazındaki arazimizin denize bakan kayalık yamacındaki ağaçlardan zeytin toplamaya başladık. Zeytin toplama işini öğrenmiştim annemin bana nasıl toplanıldığını öğretisinden sonra. Dizlerini hafif kırarak çömeliyorsun, iki elinle birden yere düşen zeytinleri avuç içine toplayarak önümde bulunan zeytin sepetine atıyorsun. Zeytin sepetler...

ÇOCUKLUK ANILARIM!

1962 yılında 3.sınıf öğrencisiydim.15 Eylül ilkokulundan sene sonu karnemi almıştım. Okul çıkışımda anne’me büyük bir sevinçle karnemi göstererek bak anneciğim hiç zayıfım yok hatta ortam bilek yok çoğu derslerim pekiyi. Annem ocağın başında odun ateşinde kızartma yapıyordu. Terlemişti annem biraz kilolu olduğundan çömeldiği kızartma tavasının başından zor kalktı. “Aferin benim oğluma okusun da adamlar olsun diyerek ayağa kalktı bana sıkıca sarıldı.”Beni sarılıp öperken terleri benim de yanaklarımı ıslatmıştı annemin o terleri bana lavanta kolonyası sürülmüş gibi mis gibi kokmuştu. O yaz telsiz mevkiindeki beş dönüm, birde limana giden ana yolda Fevzi eniştemden icarla tuttuğumuz şoförün orası diye bilinen 3 dönüm tarlayı tütün dikimi için kiralamıştık. O yaz tütünlerimizi dikip kırdıktan sonra   yazımızı bitirmiştik.Tam okula gitmeme 15 gün kala annem ve Ahmet ağabeyim bir gece biz karar verdik, Germiyan köyüne taşınıyoruz dediler.Ben hem babamın köyüne ve oradaki akrabalarımızın...

ÇOCUKLUK ANILARIM (2)

Yeğenim Hatice’ye döndüm ne kadar çok akrabamız varmış dedim bu köyde bizim. “Hatice e tabi dayı bu köyün yarısından fazlası bizi akrabalarımız dedi.”Okulun zili çaldı biz sınıflarımıza girmeye başladık fakat bütün çocuklar hepimiz aynı sınıfa girmiştik. Beş sınıf aynı odada ders görecekmişiz. Hatice bana bak dördüncü sınıfların sıralarını gösterdi ben gittin sıralardan birine oturdum. İbrahim Alyanak, Ali Kükrer, yeğenim Hatice Kaya, daha birkaç kişi dördüncü sınıf sıralarına oturduk. Sınıf Başkanı Gülay Vural, elinde bir küçük sopa, konuşmayın konuşanı öğretmenimize söylerim, konuşmayı kesin diye bağırıyordu. Herkes bir anda sustu birbirimizin yüzüne bakıyorduk. Tek sınıflık binada kırk kişiydik. O anda Öğretmenimiz sınıftan içeriye girdi ve Günaydın çocuklar dedi. Biz hepimiz birden sağ ol Öğretmenin dedik. Öğretmenimiz elinle bize kısık bir sesle oturun çocuklar dedi ve hep beraber sıralarımıza oturduk. Öğretmenim bütün sınıfa yeni gelen arkadaşınız Ömer aramıza yeni katıldı diyere...

GÜNLÜĞÜMDEN

Germiyan köyüne babamdan kalan birkaç dönüm arazime 2008 yılında Zeytin ağacı dikmiştim. Her yıl yaz aylarında onlara suyunu verdim. Kış aylarında rahmetli Nuri kâhyanın torunlarından bir traktör keçi gübresi ve yılda iki defa germiyan’lı rahmetli Vafir Öztürk’ün torunu Vedat Öztürk’e sürdürürüm. “Vedat her çift sürüşünde beni telefonla arar” bende Alaçatı’dan arabamla tarlama gider Vedat, Zeytin tarlasını sürmeyi bitirene kadar bende tarla kıyılarında bulunan büyük taşları sınıra taşırım. 13 Aralık Çarşamba günü, eşim, kızımı da alarak birlikte zeytin toplamaya gittik. Kızım işi gereği pek sık zeytin toplamaya gelemiyor. Ama biz eşimle beraber haftada bir defa olsun zeytin tarlamıza gideriz eşim doğayı benden daha çok sevdiğini biliyorum.  Her zeytin toplamaya gideceğimiz zaman ilk öneri eşimden gelir. “Ömer ne zaman zeytin toplamaya gideceğiz günah rüzgâr dökmüştür altlarına yerde durmasın toplayalım onları der.”Ben zeytin ağacına hiç sopa vurmaktan yana değilim kendi düşsün dalı...

KASIM’DA ALAÇATI

Alaçatı artık yavaş yavaş kış sezonuna giriyor. Alaçatı’da yaşayanlar Kasım ayını bilir. Akşamları sessiz ve sakindir. Eskiden böyle değildi. Kış aylarında da hareketli yaşam devam ederdi. Yaz aylarında bilhassa geceleri çok yoğunluktan ve ses kirliliğinden uyuyabilmek için diğer evime gidiyorum. Geçen pazar gecesi Alaçatı’da evimde akşam yemeğimi yedikten sonra canım sıkıldı, şöyle bir Alaçatı içinde tur atmak istedim. Kemalpaşa Caddesi’nden meydanlığa gelene kadar yolda selam vereceğim kimseye rastlayamadım. Birkaç mekânın ışıkları yanıyor içersinde müşterileri yoktu, mekân sahipleri ve çalışanlar bir masada oturmuş sohbet ediyorlardı. Yürüyerek Cumhuriyet Meydanı’na kadar gelmiştim. Meydanlığın önündeki Atatürk ve İsmet Paşa’nın heykellerinin önünde durup önce onları bir selamladım. Birer Fatiha duası okuduktan sonra meydana bir baktım meydanlığın ortası loş ışıklarla aydınlanıyordu. Eski belediye binasının yolunun aşağısı karanlık olmasından dolayı kimseler görünmüyordu. Eski beled...

BURAM BURAM ÖZLEM KOKAN ANILAR!

Kışın son demleri demliklerimizdeki çayın suyuna karışırken sabahları; gözlerim penceremizdeki puslu camın ardındaki badem ağaçlarını göremeye başladığımda anlamıştım: Bahar başlangıcında olduğumuzu. Hep sevinirdim bahar geliyor diye! Taş evin tahtadan dış kapısını açıp fırlardım bu mevsimlerde. Gecenin soğuğundan kalma eriyen su gölcüklerinin üzerindeki cam inceliğinde buzları kırma sevinciyle Komşum Nüket’i çağırır, çılgınlar gibi buzları kırmaya giderdik. O’nun annesi arkasından hep seslenirdi: "Kız! Nereye? Daha saçlarını örecektim! Çabuk gel. Sofrayı hazırladım!" dedikten sonra devam ederdi: "Ömer sen de gel!" Ama ben hiç gitmezdim. Küçük gölcükler üzerine tutmuş ince buzlardaki, cam kırığı seslerini duyarken sevinçten dört köşe uçardık. Sonrasında evlerimize ayrılır giderdik. Nüket kendi evlerinde, annesinin hazırladığı sofrasında oturup yemek yerken, ben de evimizin büyük oda diye tabir ettiğimiz odada Rezzan Ablam ile iki yürek, tek sesli sohbet ederken Anne...

ÇAĞLAR BOYU ALAÇATI!

Alaçatı’nın coğrafi konumu nedeniyle, ilk bilinen tarihinin Erythrai ile paralel olduğu söylenmektedir.. Eski bir İyon şehri olan Erythrai (Bugünkü Ildırı) sınırları Alaçatı’yı da kapsamaktadır. “İsmini kırmızı ve kırmızının tonlarından alan ‘kırmızı şehir’ Erythrai de ilk yerleşim tunç çağında olmuştur” (2).   İlk MÖ 3000 yılında Girit’ten gelen Kolonistler, bu günkü İzmir –Çeşme karayolunun 60. kilometresinde bu bölgeye yerleşmişler ve zamanla gelişip Atina ve Isparta birliğine katılmışlardır. Daha sonra yine “MÖ 494 yılında bu sefer atik Delos Deniz Birliğinde yer almışlardır”(3) 6.ve 5.yy. ‘da çok zenginleşen bu kent, ne yazık ki tüm gücüne rağmen büyük İskender’e yenilmiştir. İskender’in ölümüyle belli bir boşluk devresinin ardından Kent Galant istilasıyla bağımsızlığına kavuşmuş, ancak; Bergama Krallığının ilhakından da kurtulamamıştır. Ayça ADALILAR’IN derlemesine göre ; “Heredot’un ünlü eserinden Anadolu’nun Lydia bölgesinde Kral Atys zamanında şiddetli açlık göstermi...