Ne zaman dükkânımda içim sıkılsa atarım kendimi Alaçatı sokaklarına… Gezerken nerede bir eski ev görsem, iç çeker, “Hey gidi hey” derim. Kafamda, hayalimde; “Kimler gelmiş, kimler geçmiş?” diye sorgular, dururum oracıkta dakikalarca... Bu kimi zaman tarihe Hacımemiş Mahallesi’nde tanıklık etmiş bir bina olur, kimi zaman bir Yenimecidiye, kimi zaman da Tokoğlu Mahallesi… Horozların, tavukların, ineklerin seslerinin arasında taş döşemeli bir yolda aheste aheste ilerlerken başımı çevirdiğim her yönde perdeleri çekilmiş, kim bilir en son ne zaman kim tarafından yapıldığı, kimlerin oturduğu bu evleri seyreder dururum. Kaç usta yaptı, kaç ay sürdü, inşaatında kimler çalıştı? Ne yemekler yendi, ne sohbetler edildi? Kâgir evlerin ardıçları kim bilir hangi yamaçtaki ormandan kesildi kim bilir? Alaçatı’ya nasıl getirildi, hangi ustanın elinde son şeklini aldı? Kim bilir o ustaya ne methiyeler dizildi? Ne günler, ne aylar, ne ömürler tükendi kim bilir? Sorularıyla cebelleşir dururum. Kim bilir...