Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KÖYÜME GİDERKEN

1961 yılının Şubat ayıydı. Annem “Yarın Germiyan’a gideceğiz” dedi. Bütün gece gözüme uyku girmemişti. Alaçatı sağlık ocağı önünden Çeşme - İzmir otobüsleri kalkardı. Ben de yarın otobüsle yolculuk yapacağım için seviniyordum. Sabah oldu, anneme ne zaman gidiyoruz? diye sordum”. Annem de bana kara eşekle gidiyoruz demez mi? Ben tabi ki şok olmuştum. Bütün gece kurduğum hayallerim boşa çıkmıştı. Annem kahvaltımızı hazırlamıştı. Kahvaltımızı yaptıktan sonra kara eşeğimizin semerini ve keletirleri sardıktan sonra yola koyulduk. Önce Reisdere Köyü’ne vardık, daha sonra Germiyan Köyü’ne doğru gidiyoruz. Köyleri bir birine bağlayan toprak yollar tozludur. Yol kenarlarında kekik, pamuklan, katır tırnakları, pırnar ve sakız ağaçları yemyeşil sizi selamlar. Bazı yol kenarlarında yağmur sularının birikintilerinden oluşan çamur deryasına bata çıka gidersiniz. Stabilize yollar her zaman zaten kırmızı toprak ve ayakkabılarınızın altında yağlı çamur yapışır, yürümenizi zaten engeller. Lale köyü görü...

BAKKAL MEHMET!

Çok severdim Mehmet dayımı. Rahmetli, baba yarımdır büyüğümdür, Alaçatı Kemalpaşa caddesinde bakkal dükkânı vardı. Bakkal dükkânının ismi “Doğruluk Bakkaliyesi” diye tabelası vardı. O büyük marketlerin ismi bile yoktu o yıllarda. Evine ekmek götürmeye uğraşır. Bakkallık ile mekânın tavanlarında çivilere asılmış o yıllarda çarık dediğimiz ayakkabılar asılıydı ek olarak satardı onları para kazansın diye. Garibanlık işte o çarık ayakkabıları almayan olmazdı... Kara kaplı veresiye defterini bir görseniz, ben diyeyim 100 sahife siz deyin 200 sahife isimler alt alta yazılmış rakamlar tütün satımında alacaklar.,Neyse girmeyelim o konulara.Bir gün dükkanının içinde Mehmet dayımla sohbet ediyorduk.O anda dükkandan içeriye bir müşteri girdi.Birkaç bir şeyler alıyordu.Lama rina bidonlar vardı içlerinde ellişer kiloluk bakliyatlar vardı.Müşteri Nohut olan bidonun yanına geldi ve” Mehmet dayıma  şu nohuttan  bir kilo tart dedi”Mehmet dayım o nohuttan sana vermeyeyim “nohut pek pişken değil...

FAİK HOCA

FAİK HOCA Rahmetli Faik hocayı on yaşımdayken tanıdım. Hacımemişağa camisinin imamıydı. Annem bana sekiz yaşındayken namaz kılınmasını öğretmişti. Okula giderken on dört tane dua ezberletmişti. Bazı günler annem kadın mevlitlerine beni de yanına alır “bal tefsirini” okuturdu. “Bal tevsiri, “Hz. Ali Kerremellahü Vecheh bir gün gazadan evine geldiğinde, Hz. Ebubekir Sıddık (r.a.), Hz Ömer (r.a), Hz Osman (r.a) gelip Hz. Ali'ye "gazan mübarek olsun" demişler. Hz. Fatimetü'z-Zehra (r.a) onlara ikramen, kalaylı bir tas içinde bal getirmiş, balın üzerinde ince bir kıl görmüşler... Bunun üzerine Hz. Ebubekir (r.a) "dördümüz de birer açıklama yapalım" buyurmuş. Dört halifemizin yorumundan sonra Hakta aladan bir nida gelir. Ya Muhamed her kim bal tevsirini okursa, yada okutursa, yazıp Ümmetine hediyye ederse izzet ve celalim için, ben o kimseye 224 bin peygamber sevabı veririm. Bir insan, kendisine adet edinse, bu tevsiri okursa ve okutmaya devam ederse, hiç bir ...

ALAÇATI’NIN RESTORANTLARI

(1) Martı Restoran: Alaçatı’nın ilk restoranı. En taze ve güzel balık çeşitlerinin bulunduğu, Reşat Akbaykal nam-ı diğer “Reşat Efendi” lakaplı rahmetli ağabeyimiz 1950 yılında kurulmuştur. O yıllardan günümüze kadar hizmet vermeye devam ediyor. Alaçatı’nın ileri gelenlerinin buluşma mekânıydı. Bilhassa mülki amirlerin, öğretmenlerin uğrak mekanı olan bu restoran adeta bir okul gibiydi. Reşat Efendi  yaşı gereği emekliliğe karar verince oğlu Hakkı Akbaykal’ı mekânın başına geçirdi. Hakkı Ağabey de yıllarca bu mekânın başındaydı. Hakkı ağabeyin 2018 Mart ayında vefatı sonrası oğlu Cumhur ve torunu Umut Akbaykal bayrağı devralarak hizmete devam ediyor. Cumhur Akbaykal çocukluğundan bugüne yıllarca babasıyla birlikte çalışmışlardı. (2) “Aşçı Şahin” (Şahin Kapar): 1960’lı yıllarda “Kireççi Musli Ağa”nın dükkânında kiracı olarak restoranı işletirdi. Sabah çok erken kalkar; bilhassa hafta sonları üreticiler akşamdan sebzeleri veya kuru soğan, kuru baklalarını, çuvallarını hazırladı...

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Kadın denilince aklıma ilk gelen; cefakâr, fedakâr, analarımızdır. Kadın candır. Yuvayı sevgisi ile ilmik ilmik yapandır. Nadide, mis kokulu çiçeklerin suyu, biricik evlatlarının rol modeli huyudur. Çocukların, eşinin ardından arkalarını ihtimamla toplayan, koruyup kollayan, komşusuna sıcacık çorba, sevdiklerine yüreğiyle sevgiler, sağlıklar, güzel günler yollayandır. Eşinin yarısı olmaktan öte; başarısını, işini, azmini, neşesini huzurunu tamamlayandır. Hırpalanan ilişkileri, akrabalar arasındaki gerginlikleri, ihmalleri, komşuların ahenkli uyumunu rötuşlayandır. Hataları, küskünlükleri, kıskançlıkları, kopan sağlıklı ilişkileri sevgi ipliğiyle birbirine bağlayandır. Yaptıkları güzelliklerle, iyiliklerle övünmeyen gizleyen, çektiği hüzün ve kederleri tebessümle gizleyen meçhul bir kahraman, sıcacık bir umut, hayatın anlamı bir ömrün uyumlu mimarıdır. Acılı günlerin sabır taşı, aç kalmış karınların şifalı aşı, derdi olanların samimi gözyaşıdır. Telaşlı anlarda paniklemeyen, sükûnetle m...

OKU!

“Kur’an-ı Kerim “İkra” kelimesi ile başlar. Yani “Oku!” Der. (İsra14,Alak 1). 1990 yılında terzilik mesleğimi bıraktıktan sonra Alaçatı’da kitapçı dükkânı açtım.1990 yıllardan sonra boş zamanlarımda değil, kitap okumak için zaman ayırmaya başladım. Okudukça okuma şevkim artmaya başladı. Kelime hazinemi arttırmak için başlarda hep edebiyat romanlarını okuyordum. Son üç gündür yine edebiyat romanlarına sardım. Klasiklerden devam ediyorum. Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali , Yaşar Kemal  gibi birçok edebiyat dünyasına katkı koyan yazarlarımızı okuyorum. Ne güzel öyküler. Sanki o yıllarda yaşıyormuşum hazzı veriyor bana. İşitmediğim kelimeleri öğreniyorum. Tanrı kullarına okuyun ki bilgilenin demiş.   O zaman bende okumalıyım dedim. Tanrı yanılıyor olamaz… Üç gündür önce Sabahattin Ali’nin Değirmenini, sonra da Sait Faik Abasıyanık’ın Sarnıç kitabını bitirdim. Ali Şeriati’nin Dine Karşı Din,sonra da Ali Şeriati’in Aydın Kitabını okumaya başladım. Ali  Şeriati; İranlı sosyo...