Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BAYRAMLARIMIZ

Bayram! Ne kadar güzel bir kelime. Sevinç, mutluluk, coşku, paylaşım ve gününe göre millî ya da dinî duyguların yoğunluğunu çağrıştırıyor. Her bayram mutlaka bir şeylerin karşılığı gibi. Özellikle millî bayramlar, nice kahramanlıkların, fedakârlıkların sonunda kazanılmış zaferlerin bir armağanı. Ya dinî bayramlar; onlar da öyle elbet. Bize düşen, bu güzel günleri en anlamlı şekilde değerlendirmek olmalı. Milli ve dini bayramlarımızı doğru şekilde ve anlamlarına uygun şekilde kutlamalıyız. Millî bayramlarda bize o günleri armağan eden Atalarımızı, şehit ve gazilerimizi anarak, o günleri yaşıyormuşçasına yad ederek kutlamalı ve armağan ettikleri vatan topraklarını koruyarak, kollayarak, inşa ederek, güzelleştirerek ve bu güzelim topraklar üzerinde hakkı olan herkesle birlikte, adalet içinde, barış ve kardeşlik içinde yaşamayı bilerek onlara lâyık olduğumuzu göstermeliyiz. Dini bayramlarımızı da dinimize uygun şekilde, anlamına uygun biçimde kutlamalıyız. Dinî bayramların bir tati...

37. (İKTİDARA YÜRÜYÜŞ) KURULTAYI

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımızın konuşması ve açıkladığı manifesto, önümüzdeki seçimleri kazanıp ülkemizi nasıl yöneteceğini ve projelerini kapsıyordu. Kurultay delegeleri de cumhuriyetimizin ikinci yüz yılı olarak nitelendirilen dönemin başlangıcı olacak merkez yönetim kurulu üyelerini seçmiştir. Ben de bir partili olarak bu kurultayın corona virüs nedeniyle seyircisiz yapılması heyecansız olacağından endişeleniyordum. Fakat öyle olmadı.   “Demokrasiyi kurtarma ve koruma görevi yine CHP’ye düşüyor: 25 Temmuz’da toplanan 37. CHP Kurultay’ı 13 Maddelik “İkinci Yüzyıla Çağrı Bildirisi” yayımlıyor:” 1) Yeni bir anayasa ile güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme geçilecek.   Partili cumhurbaşkanlığı sonlanacak.   Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı sağlanacak. 2) İfade, örgütlenme ve basın özgürlüğü sağlanacak.   Başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunlar Meclis önünde çözülecek.   Kadın, erkek fırsat eşitliği sağlanacak, kad...

HASAT ZAMANI (YAŞANMIŞ ANILAR!

Hasat zamanı buğdayı tarladan harmana indirecekler. Düvenlerle ezilen başaklardan ayrılan buğdayın samandan da ayrılması için harman makineleri kurulacak türküler eşliğinde. Kışa hazırlık yapılacak, bir karınca kararlılığında. Çocuklardan eli çubuk, değnek tutanların bir kısmı kuzu veya büyük baş hayvan peşinde koşuşturacaklar. Daha küçük olanlar ise oyunlar oynayacaklar, salıncaklarda sallanacaklar ve yaramazlık yapıp tedirgin edecekler herkesi. Bu arada güneş de yükseldi adam akıllı. Can geldi dağların yamaçlarına. Şimdi kocaman bir taşın başına otur, kapat gözlerini ve alabildiğine sınırsız boşluğa kulak kesil. Çekirgelerin çıkardıkları bitmez tükenmez sesler, kuşların cıvıltısıyla birlikte çan seslerinin eşlik ettiği kaval seslerini de alarak derede akan suyun sesine karışmakta. Böylece doğada oluşan bu muhteşem senfoni, dinlemeye doyulmayan bir lezzet yaratıyor, ruhlara şifa niyetine. Öğlen saatleri olunca sürü, çoban ve köpeklerinin eşliğinde ağıla gel...

DİLEDİĞİN GİBİ YAŞAMAK!

Sabah kalktığında, güne başlarken, yaşamak bazen çok güzel; bazen de çekilmez oluyor. Ne yapmak lazım? İkisinin ortasında kalıyor insan. Sonra biraz düşünüyorsun “Ne yapsam?” diye. Bazen çok çaresiz kalıyorsun ve bir çıkış yol arıyorsun. “Kahretsin!” diyorsun, karamsarlık diz boyu oluyor. Sonra şu, bu derken bir bakmışsın akşam oluvermiş. Karanlık basıyor, yastığa başını koyunca, biraz günün yorgunluğuyla, şekerleme ve ardından gel-gitler başlıyor yine.   Aman oğlumu-kızımı okutayım, evlendireyim; aman şu işimi de bitirsem, ev alsam, aman bir de araba alsam… derken hiç bitmeyen sonsuz arzu ve isteklerle farkında olmuyorsun yaşamın ve yaşadıklarının. Oysa hiçbir şey yapamadan, yaşayamadan geçen o genç ve güzel günlerimizi farkındalıkla yaşayamamak düşüyor bize sadece. “Eyvah!” diyorsun, “Bilerek geçen ömrümüzde tam anlamıyla yaşamak, daha anlamlı yaşanılır mıydı acaba?” diyorsun. Kendin için hiçbir şey yapmadan, yapamadan yolun yarısını geçmiş oluyorsun. Harçanmış, gitmiş ömür. Yo...

ABLAMA MEKTUP (2)

Merhaba abla. Bugün senden ayrılalı tam otuzaltı gün oldu. Bir dakika bile seni anmadan günlerim geçmiyor. Seni ne kadar çok seviyormuşum meğer. Ne kadar çok sevenin varmış. Dünyayı saran bu lanet Corona virüsü nedeniyle bir çok arkadaş ve dostların katılamamasına rağmen, yeni yaşamına yolcu ederken çokça sevenlerin seni uğurlamaya katıldılar. Katılan, katılamayan dostlarımıza acımızı bizlerle paylaştığı için çok teşekkür ederim. Ablam; anne-babamızla, çok sevdiğimiz büyükannemiz ve de biricik eşin Eşref’inle buluşabildin mi? Mehmet Dayı’nın kızları corona virüsü nedeniyle 65 yaş üstü olduklarından uğurlamaya gelemediler seni ama hepsi Rıza Dayı’nın çocukları torunlarına kadar bana başsağlığına geldiler. Seninle yaşadıkları hatıraları andık. Mehmet Dayımızın kızı Ülkü Abla, kızını Hacer’le beraber gönderip bana başsağlığı dileklerini iletti. Dün kızın Dilek’i aradım. Kırkıncı günün nedeniyle sana hayır lokması döktürecekmiş. Ablam buraları soracak olursan değişen hiçbir şey yok. C...

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ HAYALİ CİHAN DEĞER!

Nerede eski Alaçatı? O Alaçatı’yı çok özlüyorum. Alaçatı’nın Kemal Paşa Caddesi eskiden yaz – kış hareketliydi.  Kahvehaneler sinemalar bakkallar bu cadde üzerindeydi. Akşamları sinemaya giden insanlar, bu caddede gezinti yaparlardı. Esnaflar geç saatlere kadar açıktı. Tarla işinden gelen üreticiler akşam yemeğinden sonra kahvehaneye çıkar, hem dost ve arkadaş sohbetlerinin sıcaklığında çaylarını yudumlar, hem de tarlasında çalıştıracak iççi bakardı. Üç tane işçi kahvehanesi vardı. İş bulabilmek için işçilerde muhakkak buralara gelirlerdi. Şimdiki gibi telefon, cep telefonu ve e-mail imkânları yoktu tabi! Birde akşam kahvehaneye çıkanlar, eşinin liste ettiği ihtiyaçları da karşılardı bakkaldan. Şimdi içim burkularak geçiyorum buralardan O aşina ruh gitmiş, duvarlar sanki ağlıyor, soğuk! insan bu yerlere baktıkça eskiyi anımsamadan geçemiyor. Bizler, bu mekânlarda yaşlılarımızın anlattığı hikâyelerle büyüdük. Aynı cadde üzerinde bulunan Raşit Orbay’ın Kahvehanesinin anıları kazı...

2015 YILINDA ALAÇATI

Alaçatı, yüzyıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. 1600’lü yıllarda Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinin 9.cildinde anlattığı Alaçatı; 1700’lü yıllarda Ege Adaları’ndan gelen Rum göçmenleriyle birlikte Alaçatı’nın nüfusu 13 bin civarında. Rum ve Osmanlı mimari dokusunu bugünkü kuşaklara kadar hiç bozmadan taşımış. Son on yıldır Türkiye’nin değişik yerlerinden gelen ve yaşamımı bundan sonra Alaçatı’da geçireceğim diyenlerin sayısı her gün artmakta.Yaşamak için beldeye yerleşen yeni Alaçatı’lılar, Belediye meclisinin almış olduğu imar uygulamalarına çok itina göstererek Alaçatı’nın Türkiye ve Avrupa ülkelerinde değişimi parmakla gösteriliyor. Birçok Üniversite’de Alaçatı hakkında öğrencilere tez veriliyor.Alaçatı 1980 yıllarına kadar geçimi tarım ile olan,fakat merkezi yönetimlerin tarıma koymuş olduğu kota nedeniyle Alaçatı’da yaşam çok zorlanmıştı. 1980’den sonra Yumru Körfezi’ni keşfeden sörfçüler her yıl Alaçatı’yı Türk turizme tanıtmaya çok gayret ettiler. İlk sörf okul...

ALAÇATI!

Alaçatı’nın tarihi çok eski yıllara dayanır. Alaçatı’da yaşam çok kültürlerin bir arada yaşamın bir mozaiği gibidir. Çalışkan, üreten, bir arada kardeş gibi yaşayan topluluktu. Ne zaman bütünşehir yasasına tabi oldu, Alaçatı elimizden kaymaya başladı. Alaçatı’da o dönemde yetiştirilen başlıca ürünler; tütün, anason, enginar, kış kavunu, siyah incir ve   anasondu. Ki bugünlerde anason kalmasa da Meydan Larousse’ta bile Çeşme Anasonu’ndan bahseder. Son yıllara kadar Alaçatı Meydanı’nda üreticiler Alaçatı’da tüketemedikleri sebzelerini sabah çok erken saatlerinde nakliye kamyonlarıyla veya sabah ilk otobüsle kimisi Güzelyalı Pazarı’na, kimi Eşrefpaşa Pazarı’nda Cumartesi pazarlarında satar, akşam son otobüsle Alaçatı’ya gelirlerdi. Belki az para kazanırlardı ama mutluydular. Her geçen gün Alaçatı'da bazı değerlerimiz kayboluyor. Bu değerlerimizi ayakta tutmamız lazım. Alaçatı içinde yaşayan üreticiler halâ saf, temiz duygularını kaybetmemiş insanlar. Alaçatı merkezinde yaşa...

HUZURLU YAŞAMAK

Günümüzde fertleri ve toplumları siyasi, sosyal ve ekonomik yönden etkileyen düşünce davranış ve bir takım hadiseler vardır. İç dünyamızda ve toplum hayatımızda huzurun nerede olduğunu bulamamış, saadet ve mutluluk duygularından uzak kalmışsak, o zaman huzursuzlukla karşı karşıyayız demektir. Eğer toplumlar kendi milli değerlerini unutur, ruh kökünden uzaklaşırlarsa, perspektiflerinde de önemli değişiklikler oluşur. Toplumu temelinden sarsan, yaralayan hatta çökertecek noktaya getiren rahatsızlıklar baş gösterir. Sevginin yerini nefret, şefkat ve merhametin yerini vicdansızlık, hoşgörünün yerini de tahammülsüzlük alır. Velhasıl bir milleti millet yapan değer hükümlerinin tümü dejenere edilerek altüst olur. Gurur, şöhret, şehvet hırsı gibi duygular beyinleri felç edip sağlıklı düşünmeyi engelleyici fonksiyon icra ederler. Bu hırsların bütün toplumu bir ahtapot gibi sardığını düşünürsek, feci bir akıbetin tehlikeli sinyallerini kulaklarımızda duymamak için sağır olmak lazımdır. Böyl...

ÇEŞME’YE ÖZLEM

Ne kadar çok severmişim, bu dünya kenti Çeşme’yi. İnsanlarını, tarihini, doğasını, denizini, Cezayirli Hasan Paşa Anıtını, Çeşme Kalesi’ni, deniz kıyısında balık avlayan insanlarını, İnkılâp Caddesi’ni, dükkânların önünden geçerken esnaf arkadaşlarımla selamlaşmayı… 1996 yılında Çeşme’de Köste Caddesi’nde Cemil Derici’ye ait olan bir mekânını kiralamıştım. Dükkânımın hemen karşısındaki Hasan Karaaslan’ın evinin altındaki dükkânı   oğlu Murat Karaaslan’ın Kahvehanesi idi. Çeşme’ye dükkân açmaya geldiğim ilk günler Murat kardeşimin bana gösterdiği ilgiyi hiç unutamam. Komşuluk böyle bir şey işte! Gençlik yıllarımda ustam Terzi Erdoğan Erman’ın yanında terzi çıraklığı yaptığım yıllarda ustamın ustası olan Terzi Emin’in dükkânındaki geçen günlerimiz… Terzi Çetin Barbaros’un dükkânındaki muhabbetler... Saymakla bitmez. Asker arkadaşım Saatçi Hüsnü Kahraman ile olan dostluğumuz. Çok küçükken Ağabeyim Ahmet Önal’ın Çeşme hapishanesinde yattığı günlerde Alaçatı’dan merkeplerle Çeşme...

AZİZ NESİN

Aziz Nesin’i bir televizyon programının açık oturumunda izlemiştim. Terzi dükkânımda kendisiyle ilgili yorumlar yapardık. Kendisine haksız eleştiri yapan arkadaşlarıma karşı Aziz Bey’i nedense hep savunurdum. Aziz Nesin’e karşı bir sevgim vardı. 1983 yılında siyasi partilerin belde başkanlıklarının açılması yasası çıktıktan sonra İzmir de ilk belde teşkilatını Alaçatı’da açmıştık. Sosyal Demokrat Halkçı Partisi’nin ilk kurucu Belde başkanı oldum. Belde Başkanlığı yaptığım yıllarda milletvekili adayları belde teşkilatlarını ziyarete geldiklerinde, sohbet ederken  ne kadar kelime hazinemin kısıtlı olduğunu fark ettim.   Yıllarca terzilik mesleğimden dolayı Türkiye’yi veya dış ülkelere gezmek için ekonomik yöndense fırsatım olmadı. Terzi olmak için sekiz sene çıraklık yapmaktan ve çok çalışmaktan kitap okuyamadım. Kelime   hazinem çok kısıtlıydı. Madem Alaçatı’da Sosyal Demokratlar beni Atatürk’ün kurmuş olduğu partiye belde başkanı yaptılar bende bu partide kendimi yeti...