Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YAŞAMDAN KESİTLER(2)

Çocukluk yıllarımda ilk olarak hatırladığım, köy yerinde kalabalık bir ailemizin olduğudur. Babamın babası; Rahmetli Murat Dede’min kafasının çok çalışır olmasından dolayı kendisine Murat Ağa olarak, şahsına ait bu unvanı aynı zamanda ailemizin de unvanı olarak kalmıştır. Murat Ağa yani dedem yokluktan gelen, çalışkanlığı kadar efendiliği ve dürüstlüğü kendisine ilke edinen, kimseye zararı dokunmayan, aksine çevresindeki herkese pozitif anlamda katkıları olan bir muhterem zat idi. Bu özelliklerinin yanında sofrası geniş bir kişi olarak da bilinir. Bu sebeple de köy yerinde ve uzak-yakın çevrede kendimizi tanıtırken “Germiyanlı Murat Ağa oğlu Ömer Ağa Ailesindeniz” demeyi ayrıcalık ifadesi olarak algılarız daima. Dedem bir defa evlenmiş. İki oğlan ve bir kız olmak üzere üç çocuğu olmuş. Ham dolsun ki, dedemden süregelen bir özellik olarak izzet-i nefis sahibi kişilerin çocukları olarak doğmuş büyüklerim. Başkalarının elindeki yufka ekmeği dürümünün içerisinde ne olduğunu merak etmeden y...

AĞUSTOS GÜNLERİ

Ağustos ayının son haftası hava sıcaklığı bir hayli sıcaktı. Sıcaklıklar 38 derecenin üstüne kadar da çıkıyor. İnsanlar havaların aşırı sıcaklığından tedirgin. Son yıllarda meteoroloji uzmanları, halkı sürekli hava sıcaklıkların önümüzdeki günlerde daha da artacağını söylüyorlar. Teknoloji son yıllarda ne kadarda ilerledi. Önceki yıllar böyle miydi? Artık internetten bir hafta sonrasının hava tahminlerini öğreniyoruz. Çocukluk yıllarımı atlattığım, elimden iş geldiği yıllardı. Alaçatı’nın telsiz mevkiinde 3,5 dönüm tarlamız vardı. Arazimiz doğa gereği eğimli, mandal mandaldı. Bir mandala yulaf, bir mandala tütün, diğer mandallarına bakla, börülce dikerdik. O yıllarda da aşırı sıcaklar olurdu. Annem ve biz hep beraber tarlamıza gider, sabah erkenden tütün dikerdik. Annem hava sıcaklığı artınca, “yulaflar sıcakta gevrer.” derdi. Öğlen sıcağında hep beraber orakla yulafları biçerdik. Annem öğle ezanı okunmadan bir saat önce, ağaç gölgesine yakın olan bir sınır duvarının dibinde, iki ta...

KOKULAR

Yaşam hayatıma beni hep kokular yönlendirdi. Sünnet günü tarihimiz belliydi. Rahmetli ağabeyim Ahmet, lacivert takım elbiselik kumaş almıştı. 1962 yılında sünnetlik elbisemin dikilmesi için o yıllarda amcamın oğlu Kazım Önal'ın Keskin Fırının karşısındaki terzi dükkanına gittik. Benden üç yaş büyük ağabeyim Yaşar ile birlikte ölçülerimiz alındı. Ahmet abim terziye: “Amcaoğlu bak! Bu biraderler imin elbiselerini o güne yetiştirmen lazım ona göre söz ver” dedi. Kazım Ağabey de: “Olur mu öyle şey tabi ki yetiştiririm” diye cevapladı. Ölçülerimiz alındı, daha sonra şu gün için provaya gelirsiniz dedi ve dükkândan ayrıldık. Bir iki defa provalara Yaşar ağabeyimle beraber gittik. Sünnet düğünümüze çok az bir zaman kalmıştı. Yaşar ağabeyimin takım elbisesini yetiştirdi fakat benim sadece pantolonumu dikebildi, ceketimi yetiştiremedi. Ben sünnet düğünümde pantolon ve beyaz gömleğimle düğünümü geçirdim. Sünnetimde takım elbisemi giyemedim diye içimde uhde kaldı hep.İlkokulu bitirdiğimde an...

BİR ALAÇATI VARDI!

Bir Alaçatı vardı çocukluk ve gençlik yıllarımı barındıran. Akşam olunca delice esen, üşüten rüzgârları, daracık sakin sokakları. Evlerin pencereleri açık, komşularla karşılıklı sohbetler... Bugün ise evlerinin önlerinde masalar, masalarda yabancılar. Hepsi birbirine sırtını dönmüş sanki küsler. Bir Alaçatı vardı, kaybettim ben o şehri, bulamıyorum. Kime sorsam bilmiyorlar Böyle bir Alaçatı yok diyorlar. Geçti o günler diyorlar. Oysa bir zamanlar ben de yaşamıştım bu şehirde. Sokaklarda yoğurt satıcıları, pişen ekmeklerin mahalleyi saran taze kokuları, mahalle arasında oyun savaşları yapan çocuklar… Kuyu başlarında su kuyruğunda kadınları olan bir Alaçatı vardı, kaybettim bulamıyorum… Ramazan ayında da güm güm çalan davullar, “Haydi sahura, haydi sahura” diye bağıran davulcu sesleri. Kış gecelerinde dışarıda esen rüzgârı, yağan yağmurlarda evlerinin içerisinde çatır çatır yanan sobası olan, soğuğa aldırış etmeyip şarkılar mırıldanan, gülen yüzü ile bize sofra hazırlayan annem v...

YAŞAMDAN KESİTLER!

Çocukluğumu düşündüm. Küçük şeylerle ne kadar çok mutlu olduğum o günleri. Öyle büyük hayallerim varmış gibi gözüken, oysa ki çok sıradan hayallere sahip olduğum çocukluk günlerimi. Bazen bir uçurtma, bazen bir kıyafet ya da bir futbol topuna sahip olabilmekti hayallerim. Kendimi evrenin merkezinde olduğumu hissettiğim ama aslında hiç kimsenin umurunda olmadığı, buna rağmen umut fidanlarımın yeni filizlenmeye başladığı, gerçek dünyayla tanışmamış olduğum günleri. Bugün kâğıttan kayık yaptım suya bıraktım. Önce biraz uzaklaştı sonra da su alıp battı, gözden kayboldu. Kâğıttan uçurtma yaptım, uçurdum; önce birkaç metre havalandı sonra da yere çakıldı. Yok olan umutlarım, yerlerde sürünen hayallerimi hatırlatırcasına. Artık çocuk değildim, koca adam olmuştum. Sözüm ona ama küçükken usta olduğum kâğıt sanatını kullanma yeteneğimi bile kaybetmiştim. Oysa benim bütün umutlarım terzilik imiş. Bu yolda yirmi yedi yıl terzilik mesleğimi yapmışım. Zaman insafsızca davranmıştı, bir baktım yol...

ÇEŞME İLÇEMİZDE YEREL BASIN!!

Yerel Basın deyip geçmeyin; Ulusal Basının can damarı olan yerel basın, Türkiye gündemini belirleyen en önemli güçtür. Siyasetten ticarete, magazinden spora kadar her alanda hizmet veren yerel basın, ne yazık ki İzmir ve Çeşme’de hak ettiği ilgiyi görememektedir. Başka İl ve İlçelerde yerel basın, gerek Kaymakamlık, Belediyeler ve gerekse yerel idareler tarafından mutlaka desteklenirken, sorunlarının giderilmesine de destek veriliyor. Ama Çeşme ilçemizde   durum biraz farklıdır.. Topu topu  iki tane haftalık  gazetemiz var Biri “Yeni Çeşme” diğeri ise “Çeşme Güneşi” “Gazetem Çeşme ”ekonomik yüzünden gazetesini kapatmak zorunda kaldı önceleri de bir kişi denedi aynı ekonomik sorunlar nedeniyle kapatmak zorunda kaldılar. İki tanede İnternet gazetemiz vr Çeşme ile ilgili haberleri bu sitelerden öğreniyoruz. Çeşmenin sesi”, “Çeşme Gümdem”Gazeteleri zorla ayakta durabiliyor. Bu arkadaşlara sormak gerekmez mi nasıl ayakta durabiliyorsunuz. Yerel basının aldığı resmi...

YAŞANILACAK KASABA ALAÇATI!

Alaçatı anlatılmaz yaşanılır, hissetmek gerek. İster lacivert soğuk denizi konuşalım, ister üç tepe altı mahalle… Her bir köşesini ya da esen rüzgârını! Dünyanın bu eşsiz kasabasını yudum yudum teneffüs etmek bu güzelliğin hakkını vermek gerekmez mi? Var mıdır sahi dünyada bir eşi? Hiç zannetmiyorum. Her yeni görenin hayranlığı ve methiyesi bunu göstermiyor mu? Şu gizemli dört değirmenini efsane tebessümü insanı alıp İzmir’in Alsancak’ına sürükleyişi duygu ve düşünce dünyanızın nasıl güzelleştirdiğini anlatamam size. Martılarını konuşalım, güvercinleri unutmayalım bu Kasabanın, Bundan böyle ister deniz trafiğinin görülmemiş enerjisini, uluslararası geçişlerden hat vapurlarına, balıkçı sandallarına kadar öylesine çok geniş bir yelpaze ki anlat anlat, ne biter ne de yeterlidir. Yaz ve kış mevsiminde yaşamalı diyorum Alaçatı’nın mavinin tonları ile cumba ve pencerelerinin renginin uyumunu. Alaçatı’ya unutulmaz bir bahar havası yaşatıyor ki, muhteşemdir tek kelimeyle. Alaçatı; o güzel dar ...

ALAÇATI NEREDEN NEREYE!

Alaçatı Türkiye’nin en gözde turizm beldelerinin son yıllarda en başında geliyor. Alaçatı mimarisiyle, doğasıyla yaşam kalitesiyle çağdaş halkıyla hep gündeme geldi. Alaçatı 1989 yılına kadar geçimini tarım ile sağlıyordu.1989 yılından sonra geçimini turizmden yana sağlamaya başladı.1873 yılında kurulan Alaçatı belediyesi, altyapı çalışmalarına önce eski daracık yollarındaki Arnavut kaldırımlı taşlarını düzenleyip belli sokaklara ve diğer sokaklarını Bergama ilçesinden küçük ve kaliteli parke taşları getirterek her sokağı dantel gibi döşedi. Kanalizasyon ve sokak lambalarını örümcek ağı gibi olan elektrik tellerini toprak altına alarak makyajlarını tamamladı. Yeni açılan mekânlara samimi davranarak ruhsat işlerinde kolaylıklar sağlandı. Yeni gelişmekte olan Alaçatı, yerel ve ulusal basında kendinden çok söz ettirmeye başladı. Uluslararası Alaçatı sörf yarışları, Alaçatı Gençlik ve Çocuk Tiyatrosu Festivali, Alaçatı Ot Festivali, Balık Festivali, kültürünü, geleneğini ön plana çıkar...

BUGÜNÜN ALAÇATISI!

Alaçatı’nın tarihçesi çok eskilere dayanıyor. 1570’de İlk gelen Türkler “Alacaat” 1800 yıllarda adalardan gelen Rumlarda “Alatsata” ismini kullanmışlar. 1873 yılında belediye olunca ismini Alaçatı olarak almış bu şerefli Kasaba. Ve ismini 30 Mart 2014 yılına kadar koruyabilmiş. Bu günkü iktidar seçim çıkarları için bütünşehir yasası ile Alaçatı’yı mahalle yaptı.142 yıllık Belediyemiz kapandı. Altı yıla   da Alaçatı’ya mahalle olarak alışmaya çalışıyoruz. Alaçatı ne zor günler gördü. Bir gün gelip bu günleri de aşacaktık muhakkak. Alaçatı 1922 yılına kadar Rumlarla birlikte yaşamış olduğu yıllarda Sakız’ından Üzüm’üne şarapçılık ve tuzuna kadar dünyanın dört bir yanına deniz ulaşımı ile gemilerle ürünlerini pazarlıyordu. Dünyada sayılı limanlardan biriydi güney sahilimizdi Ağrillia körfezi. Bu gün de “Dünya Kenti Alaçatı” olarak tanınıyor. Türkiye turizmine yeni bir model getirdi. Avrupa ve diğer ülkelerden uzmanlar gelip bu kadar kısa bir sürede turizmde bu sıçrayışı nasıl ya...

GÜRÜLTÜDE KOPAN GÜRÜLTÜLER

Alaçatı’nın meşhur Kemalpaşa Caddesi’nde yaklaşık beş yıldır bu caddedeki restoranlar canlı müzik yaparlar. Sadece Kemalpaşa Caddesi değil , Hacımemiş Mahallesi’ndeki bazı restoranlar da bu kervana uydular. Alaçatı dinlenme merkezi mi? Yoksa eğlence merkezi mi? Artık karar vermemiz gerekiyor. Buna önce yerel yönetime seçilmiş kanaat önderleri karar verecek. Eğlence diyerek ortya çıkan bu gürültüden çok rahatsızım. Belki biraz bencil gelecektir düşüncelerim. Ama evim Kemalpaşa Caddesi’nde olduğundan artık katlanacak halim kalmadı. Belirli bir saatten sonra uyumak için gürültü olmaması lazım ki ertesi gün evimin altındaki mekânımda rahat ve verimli çalışayım. Ama gel gör ki evin içerisinde bağırmadan konuşamaz haldeyim. Geç saatlere kadar durduğum dükkânımı erkenden kapatmak zorunda kalıyorum. Ülkemizin bir çok önemli yazarını imza günü için dükkânımda ağırlardım ama yazar artık okuruyla anlaşamaz hale gelince imza günü de yapamaz olduk. 30 Temmuz 2020 Perşembe günü sosyal medy...