Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ALAÇATI’DA SİNEMA GÜNLERİ

Alaçatı insanının sanata ne kadar değer verdiği herkes tarafından bilinmektedir. Ben çok gençken daha terzi çırağıyken arkadaşlarımla geceleri geç saatlere kadar çalışırdık. Geceleri dostlarımız ziyaretimize uğrarlardı. Konumuzsanat veya sinema olunca Nevin Tezcan ile Ayhan Tezcan ağabeylerim eskiden nasıl tiyatro oynadıklarını anlatırlardı bize. Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeniyetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır. Köy Enstitülerin kurulduğu yıllarda Alaçatı’yada tiyatro, marangozluk, demircilik, inşaat ustalığı, biçki - dikiş kursları açılmış. Çok sayıda gençlerimiz bu kurslardan yararlanmış ve bugün çok sayıda yaşayan ağabeylerimiz ailelerinin geçimini öğrenmiş olduğu bu kurslardaki becerileriyle sağlıyorlardı. Alaçatı’da iki tane sinema solonu vardı.Birisi belediye sineması, diğeri Sakarya Sineması idi. Her akşam iki seans film gösterimi yaparlardı. Haftada bir tiyatro sanatçıları gelir, oyunlarını sahnelerdi. Kimler kimler gelm...

SİYASİ YAŞAMIM (20)

Seçimler bitmişti, seçim sonuçları muhabbetleri yapılıyordu. Ben artık tekrar partiler üstü olmaya karar vermiştim. 1995 Eylül’ünde Çeşme’de kitapçı dükkânı açtım ve artık iki dükkânım olmuştu. Biri Alaçatı’da biri de Çeşme’de. Genelde ben Çeşme’de bulunuyordum. Hem Kitap-Kırtasiye hem gazete bayiliğim vardı. Dünya Süper Dağıtım’ın da bayisiydim. Ünite dergilerini okullara ben dağıtıyordum. Tekışık Yayınları, Üner Yayınları ve Tudem Yayınları’nın okullara dağıtımını ben yapıyordum. Dünya Süper Dağıtım’ın yabancı gazete ve yabancı dergilerini Alaçatı’da bulabilirdiniz. Bu yayınevlerinin sahipleri de Köy Enstitüleri öğretmenleriydi. Taner Gümüş ve Mustafa Özbesler “Yarımada Gazetesi”ni çıkarmaya niyetlenmişler ve bununla ilgili bana ikisi beraber geldiler. “Ömer Ağabey, bizim gazetede yazar mısın?” dediler. Ben de hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Sonra ellerimi başıma dayadım ve kendi kendime “Sen ne yaptın oğlum? Sen kim, yazarlık kim?” dedim ve kara kara düşünmeye başladım. Bir s...

ESKİ BAYRAMLARA ÖZLEM

Çocukluk yıllarımızda daha mutlu, daha güvendeydik. Sabah okula gider, boş derslerde beden eğitimi yapardık. Eğer öğretmenimiz ders vermezse ertesi gün göreceğimiz bir sonraki konuya çalışırdık. Ya da birer kitap getirir onu okurduk. Teneffüslerde elimden kitap düşmezdi. Sınıfta yılbaşı çekilişi yapardık ve genelde hediyemiz o dönemin en çok okunan kitapları olurdu yahut arkadaşımızın sevdiği yazarın bir kitabı. Okuldan çıkar, hemen eve giderdik. Geç kalma lüksümüz yoktu. Geç kalacaksam bir sebebi olduğunu annem kesinlikle bilirdi. Öğretmenlere saygı sonsuzdu. Ne kadar yaramaz olunursa olunsun koridorda ya da bahçede öğretmen görüldüğü zaman hemen üst baş düzeltilir, ceket önü iliklenir, selam verilerek öyle geçilirdi yanından. Saygı ile karışık bir korku beslenirdi öğretmene. Hafta sonlarımız kapı önünde geçerdi. Annemler çay içerlerken biz de elektrik santralinin önündeki meydanda beş taş, sobe, çelik ucu, fıykılık gibi oyunlar oynardık. Akşam ezanını okunduktan sonra evde olurduk...

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR!

Yarın bayram evde hazırlık yapıyoruz. Baklavalar açıldı 2 gün öncesinden de bir tencere dolma sarıldı. Masanın bir kenarında çikolata ile şeker duruyor. Tabi yanında da kolonya.   Hepimizin evinde olan şeyler bunlar. Ama git gide tadı kaçıyor sanırım.   Birkaç gündür içimde burukluk var.   Düşündüm de biraz çocukluğumdaki bayramlar aklıma geliverdi.   Evimize bayram gelmeden sevinci gelirdi. Cumartesi geldi mi erkenden kalkardık kalabalığa kalmayalım diye. Mümkünatı var mı? Pazar çoktan tezgahlarını kurup, siftahlarını yapardı bile.   Sağlık ocağının yanından kalkan İzmir otobüslerine biner doğru İzmir kemer altında alış veriş yapmaya giderdik. Annem elimizi sıkı sıkı tutar kalabalıkta kaybolmayalım diye. Gördüğüm ilk lastik yandan tokalı olan pabuçları alacağım diye ağlardım her defasında..   Tabi iş pabuçlarla bitmiyor birde beyaz naylon gömlek alınacak. En uygununa gider orada üzerimize giydiriverirdi annem bir de b...

BENİM KÖYÜM

Eski liman yolundan giderken, Liman Ovası’ndan Sülemiş’in o güzel yeşil tepelerinin eteğine kurulmuş köyümü seyrediyorum. Aşağılarında üzüm bağları ve zeytin ağaçlarını sanki rüyadaymışçasına seyrediyor insan. Ak duvarlı evler, daracık sokaklar. Tepelerinde yeşil cayırlar ve o koku tanıdık geliyor insana. Bu kokuyu rüyasında bile hissediyor insan. Fakat bu kokunun adını insan bir türlü koyamıyor. İnsanın zihni birden çığlık atıyor. “Kekik! kekikti bu koku.” Çocukluğumda bu yamaçlara çıkarken o dikensi çalıları toplar, ellerimi burnuma götürür ve mis gibi kekik kokusunu çekerdim ciğerlerime kadar.   Artık burası neresi diye sormayın. Burası Alaçatı. Benim köyüm burası. Bir kayanın üstüne oturuyorum bir tarafta Hurmalı Ovası, bir tarafta Liman Ovası. Liman Ovası’nı ortasından ayıran Agrilia Körfezi’nin alçak suları Alaçatı taş binalarının duvarlarına kadar gelmiş. Kayanın üstünde öylece dalmış gitmişim. Alaçatı’nın efil efil esen o güzel rüzgârı saçlarımı ve yanaklarımı okşuyor. ...

KİTAP OKUMAK

“Korona virüsü”nedeniyle son iki aydır zorunlu tatil yapıyoruz.Hayatımız boyunca bu kadar uzun tatil yapmamıştık.65 yaş üstü olanlar sokağa bile çıkamıyoruz.Bunu fırsat olarak evimde bu kadar çok kitap okumamıştım.Bu bana vesile oldu.İlk günler biraz endişelerim oldu tabiî ki. Bol bol kitap okuyorum. İnanın vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Dostlarıma da kitap okumalarını yürekten tavsiye ediyorum. Lütfen Kitap okuyun. Allah’ın bizlere gönderdiği Peygamberimiz Hz.  Muhammet’e  ilk emri “oku” olan ve “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” diye bizleri okumaya teşvik eden bir dinin mensupları olarak üzerimize farz olan okuma işini ne kadar yerine getiriyoruz acaba?   Şu günlerde geçmişe nazaran daha geniş imkânlara sahip olan gençliğimiz neler okuyor? Ya da daha doğrusu ne kadar okuyor acaba?   Okul ihtiyaçlarını görmek için hangi kırtasiyeye girerseniz girin envai çeşit defter, kitap, araç gereçlerden bir çiçek bahçesi ne girmiş gibi hissedersiniz ken...

SİYASİ YAŞAMIM (19)

1989-1994 arası, beş yıl boyunca belediye meclis üyeliği görevimi bana yakışır şekilde yürütmeye çalıştım. 1994 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokratik Sol Parti Alaçatı’da ittifak yapmıştı. Alaçatı Demokratik Sol Partisi Örgütü’nden arkadaşlar ısrarla DSP’nin belli bir oy potansiyeli olduğunu ve Demokratik Sol Parti’den aday olmamı dile getiriyorlardı. Meclis üyelerinin sıralaması yapıldı. DSP ve CHP olarak ittifak adayı olmuştum. Seçimlere Belediye Başkan adayı olarak girmiştim.   Seçimlerden sonra   biraz siyaset üstü olmaya çalıştım. Kitapçı dükkânımda çocuklara yönelik imza günleri adı altında yazarlar getirmeye başladım.   İlk imza gününe İzmirli çocuk kitapları yazarı Mevlüt Kaplan gelmişti. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe okullardan öğrenciler katılmıştı ve inanın salon almamıştı öğrencileri. Önce ilköğretim daha sonra ortaokul öğrencileri katılmıştı. Öğrencilerin Yazar Mevlüt Kaplan’a sormuş olduğu sorular bana güç vermişti. Bir ay s...

SİYASİ YAŞAMIM(18)

25 yıllık Terzi Ömer, 1990’a geldiğimizde artık Kitapçı Ömer olmuştu.  Alaçatı Uluslararası Gençlik ve Çocuk Festivali’nde çocukların tiyatroya gösterdikleri ilgiden çok etkilenmiştim. Bir gün, Belediye Başkan Vekilliği görevim sırasında, 15 Eylül Alaçatı’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu için daire amirleriyle hazırladığımız programdan sonra, Alaçatı Ortaokulu Müdürü Ahmet Yaşar Çağlaşan’la sohbet ediyorduk.    Ben, “Ahmet Hocam, çocukların ders kitaplarında sıkıntı var birçok kitabı bulamıyoruz.” dedim. Ahmet Hoca’m da “Sorma Ömer kardeşim, çocuklarımızın kitapları olmamasından dersleri boş geçiyor.” dedi. Ben hemen atıldım söze, “Hoca’m, ben bir kitapçı açmak istiyorum.” dedim. Ahmet Hoca’m da benim gözlerimin içine bakarak, “Hadi Ömer, çok güzel bir iş başarmış olursun.” dedi ve ekledi, “Çocuklar ve veliler kitaplarını Çeşme’den bazen de İzmir’den almaya çalışıyorlar. Bu yüzden sen kitapçı açarsan velilere ve öğrencilere çok büyük hizmet etmiş olursun.” ...

19 MAYIS

19 Mayıs 1919 Türk Milleti için büyük ve önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü 19 Mayıs 1919, bağımsızlık savaşımızın başlatıldığı, önemi büyük olan bir gündür. Çünkü 19 Mayıs 1919, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra topraklarımızın yabancı işgalinde bulunduğu günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün çözüm arayışı içinde Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıktığı tarihtir. Çünkü 19 Mayıs 1919 tarihi, milletimizin büyük onur ve asaleti ile Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, tarih sahnesinde bir kez daha şahlanarak tam bağımsızlığını elde etmek için çıktığı yolda kesin zafer kazandığı günlerin başlangıç noktasıdır. Bu nedenle; Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetimizin savunulması ve korunması görevini yeni kurulan Türk Devletinin dinamik gücü olarak gördüğü Türk Gençliğine emanet etmiş ve bu vesileyle de Samsun’a çıktığı ve Türk Milletinin Kurtuluş Savaşı’na başladığı bugünü tüm içtenliğiyle Türk Gençlerine ve gençliğine armağan etmiştir. O yüzdendir ki her yıl düzenlenen 19 Mayıs Törenlerinde ...

GÖKYÜZÜ’NÜN MAVİLİĞİ

Mevsim bahar. Aylardan Mayıs. Mayıs’ın 10’u bugün… Mis gibi bahar havasıyla ciğerlerimi buluşturmak için balkona çıktım. Güne, güneşle birlikte günaydın dedim. Masmavi gökyüzünde bir tek bulut yok. Çeşme’nin yüzüne güneş vurmuş ayna gibi parlıyor. Bir gökyüzüne, bir doğanın yüzüne bakıyorum. Bahçemizdeki güllerin, çiçeklerin gelen kokusu bu güzel sabaha güzellikler katıyor insanın ruhuna.   65 yaş üstü olduğumdan 18 Mart’tan bu güne kadar evde karantina altında yaşıyorum. Elimde bulunan çay bardağımı masama bıraktım. Bugünler de geçecek, düşüncesiyle çayımdan bir yudum daha aldım. Gökyüzüne dikkatli bakarak “Ne kadar güzel bir mavi böyle” diyerek dakikalarca gözlerimi ayıramadım gökyüzünden.   Rumlardan kalma iki katlı eski evimizin bahçesinde açan gülleri suladığım günler geldi aklıma. Nar ağacını, dut ağacını canlandırdım gözlerimde. Sokağımızın mert, dürüst güzel insanlarını tek tek anıyorum. Birlikte yaşadığımız güzel günleri büyük bir özlemle yeniden yaşıyorum… ...

SİYASİ YAŞAMIM (17)

1994’te İstanbul ve İzmir’den gelen yeni Alaçatı'lılar ile birlikte Alaçatı Koruma Derneği’nin Kurucu Üyesi olarak yönetimde yer almıştım. Alaçatı Avcılar ve Atıcılar Derneği’nden sonra Alaçatı’da ilk defa bir sivil toplum örgütü kurulmuştu.   Benimle birlikte, Metin Akalın, İbrahim Topal, Şevki Figen, Ahmet Palamutçu, Ersin Tepeci, Zeynep Öziş gibi önemli isimler kurucu üyeleri olmuştu derneğin. Kurucu Başkan’ımız da Şevki Figen olmuştu. Belediye ile birlikte çok güzel çalışmalarımız oldu.   Alaçatı’ya Rahmi Koç, Mustafa Koç ve eşi Caroline Koç işyeri açmıştı. Sakıp Sabancı, Muhtar Kent, Can Kıraç gibi ünlü isimler, Leyla Figen’in saman deposunu restore ederek açmış olduğu Agrilia Restoran’nda yemek yemeğe ve Alaçatı’yı gezmeye gelirlerdi. Remzi Özen bu isimlere yönelik, Pazaryeri Camii’nin karşındaki meydana Antika Pazarı’nı kurmuştu. Türkiye’deki bütün antika severler Alaçatı Antika Pazarı’na gelirlerdi. Alaçatı artık ünlü isimlerin dinlence merkeziydi.   Ve...

ANNEM VE BÜYÜKANNEM

Bugün Anneler günü. Benim üç tane annem oldu. Birincisi gerçek annem. Diğer ikisi ise manevi annemdi. Üçü de üzerime titrerdiler. Bende galiba biraz marazlıydım. Ya da çok ilgi gördüğümden olacak biraz da nazlı... Büyükannemi 09.09.1977’de, annemi 20.09.1997’de, süt annem olan Nedime Yengem’i daha sonra kaybettim. Üçünün de mekanları cennet olsun. Anneler için ne kadar da doğru bir söz. Benim annem de pek çok davranışıyla bu söze uygun bir kadındı. Ekmeğin, çöreğin yanık ya da pişmemiş yerini kendisi yerdi. Buna benzer olumsuzluklardan şikâyet ettiğini, sızlandığını hiç duymadım. Onun için yeter ki kimse huzuru bozmasın, kimse olur olmaz şeylerden yeter ki yakınmasın. Çalışmaktan nasırlaştığı için midir?Elleri yanmazdı hiç. Bizim dokunamadığımız sıcak tencereyi rahatlıkla tutardı.Hangi bir özverisini sayayım?Hayatı boyunca bizleri rahat ettirsin diye çalıştı. Öküzlerimiz oldu küçük baş hayvanlarımız oldu. Öküzlerimizle çift sürmeye gider; tarlalarımızı nadas eder veya buğday, arpa,...

SİYASİ YAŞAMIM (16)

Alaçatı’nın sembolü olan Dört Değirmen’lerin restorasyonu, yıkık mezarlık duvarlarının yeniden yapımı, Çamlık Yol’un Ilıca’ya giderken sol tarafında kalan arazilerin imara açılması. Mücavir alanın Çeşme’nin mi yoksa Alaçatı’nın sınırları içinde kalıyor konulu hukuk savaşının verilmesi… (Bu sınır davası çok uzun zaman sürdü. Sonunda Potamaki’ye kadar olan mücavir alan sınırının Çeşme’ye verilmesi karara bağlandı.)   Sosyal Demokrat Halkçı Parti Alaçatı Belde Başkanı olarak her yıl 20 Temmuz’da Dört Değirmenler Restoran’da, Bülent Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekâtı’nı anmak ve kutlamak için birlik ve beraberlik yemekleri düzenliyorduk. Çeşme ve Alaçatı’dan partililer ve halk katılıyordu. Alaçatılı müzisyen arkadaşlar, bilâ-bedel bize destek oluyorlardı.   Bir yemek gecemizde Erkin Koray, Alaçatı’ya tatile gelmiş, Parti Başkanı olarak ziyaretime gelmişti kitapçı dükkânıma. (Bu arada, terzilikten kitapçılığa geçiş öyküsüne de ileride değineceğim.) Kendisine, ertesi akşam Dört ...

SİYASİ YAŞAMIM (15)

Tiyatro oyunlarından sonra çocuk kitapları yazarı Ülker Köksal, Denizli Tiyatroları Müdürü Sadık Aslankara, Tiyatro Sanatçısı ve Asitej Yönetim Kurulu Üyesi Olcay Poyraz, Türkiye Tiyatrolar Genel Müdürü ve Aktör Tamer Levent, Tiyatro ve Sinema Sanatçısı Macit Sonkan, Cumhuriyet Meydanı’nda yuvarlak masada, her gün, oynanan tiyatro oyunlarının eleştirilerini yapıyorlardı. Alaçatı Uluslararası Tiyatro Festivali günlerinde, Kartal Tibet’in yönettiği Koltuk Belası filmi de Alaçatı’da çekiliyordu. Ben de bu filimde rol almıştım. Alaçatı adeta bir sanat kenti olmuştu. Filimde başrol oyuncusu Kemal Sunal, Alaçatı sokaklarında dolaşıyordu. Halk, Kemal Sunal ile bütünleşmişti. Ilıca İnkim Otel’de kalıyordu ve bir akşam benim ricamı kırmayarak o akşam oynanan tiyatro gösterisinden sonra sahneye çıktı ve tiyatro izleyen çocuklarla söyleşi yaptı. Sanat ile ilgili sohbet etmişti, Alaçatılı çocuklarımıza sanatı sevmelerini önermişti. Bu arada da TRT, her oyunu TRT3’te canlı yayınlıyordu.   ...

SİYASİ YAŞAMIM (14)

Belediye Başkanı, Alaçatı ile ilgili projelerini takip etmek için Ankara’ya gittiği günler yerine beni Belediye Başkan vekili olarak görevlendiriyordu. Belediyeye işi olanlar geldiği zaman, Remzi Özen’in makam odasının kapıları sonuna kadar açıktı. Herkes, içerde kim var kim yok görüyordu. Makam odası kapısı sürekli açık olurdu.   Bir gün, Belediye Başkan Vekili olarak ben vekâlet ediyordum. Telefon çaldı, sekreter “Ankara’dan Türkan Akyol telefonda, sizinle görüşmek istiyor.” dedi ben “Hemen bağlayın.” dedim. Türkan Akyol, önce tebrik etti daha sonra Çeşme’de yapılmasını istediği Asitej’in Uluslararası Gençlik ve Çocuk Tiyatroları Festivali’nin Alaçatı’da yapılması projesini anlattı. Başkanın Ankara’da olduğunu ve dönünce kendisine anlatıp ve hemen dönüş yapacağımı bildirdim. Belediye Başkanımız Sayın Remzi Özen, Ankara’da işleri bitince Alaçatı’ya geldi ve kendisine projeyi anlattım ve o da çok sıcak baktı. “Remzi Başkan’ım Türkan Akyol’u siz arayın.” dedim. Remzi Başkan...

ANILARLA YAŞAMAK!

Hayatımızda, bazen bu dünya ile bağlantımızı bir süreliğine de olsa kesip, çekiliriz kuytu bir köşeye, sonra düşüncelere dalarız farkında olmadan... Geçmişten kopup gelen anılar canlanır gözümüzde bir an. Ya eski bir arkadaş ya da yaşayıp yaşamadığımızı bile kestiremediğimiz bir an gelir aklımıza. Şaşırırız, bir an bu da nerden çıktı şimdi deriz. Gece bir ara uykum kaçtı. Yataktan kalkıp evimin bahçesindeki balkona çıktım. Sandalyeye oturdum. Geçmiş zamanın birinde yaşadığım ve aklımın bir köşesinde belki yıllardır saklanan ve sonra bir anda aklına gelen anılar vardır ya! Öyle bir anım geldi aklıma. Şaşırdım! Nerden çıktı şimdi bu? Gecenin bir yarısında bu kapalı havada bilmem nedendir yıldızlar ve sıcacık yaz geceleri geldi aklıma. Bir de cırcır böcekleri Gecenin zifiri karanlığında, o güzel şarkılarını söyleyen cırcır böcekleri. Son zamanlarda yıldızlara bakarken, cırcır böcekleri gelir oldu aklıma. Ve sonra cırcır böceklerinin sesleri geldi bir an kulağıma... Şimdi ise; sokak...

EKİN TARLASI.

On üç yaşındaydım. İki yıllık terzi çıraklığı yapıyordum. Terzi Erdoğan Erman’ın yanında çalışıyordum. Ahmet Ağabeyim Germiyan Köyü’nden gelmiş, herkesle selamlaştıktan sonra ustamla sohbete başladılar. Haziran ayının ortalarıydı. Ustamdan benim için bir hafta izin aldı. Ustam ağabeyime: “Bak bir haftayı geçmesin. İşimiz çok sıkışık. Bir haftadan sonra hemen gönder” dedi. Ağabeyimle beraber akşamüstü Bakkal İbrahim Çırak’ın Naysa marka minibüsüyle Germiyan Köyü’ne geldik.   Annem beni özlemiş, sıkı sıkı sarılıp öptükten sonra biraz sohbet ettik. Sohbet sona erince üstü toprakla örtülü olan evimizde uyumuştum. Sabah erkenden kaldırdılar beni ve doğru Çelenoz Boğazı’ndaki tarlamıza gitmek üzere eşeklerimize keletirlerini sardık. Keletirlerin içinde yemek kumanyaları ve ekinleri biçmek için oraklarımız vardı. Tarlamızdaki ekinler sararmış, biçilecek duruma gelmişler. Annem ekin nasıl biçilir bana gösteriyor, ben ise annemi dikkatle izliyordum. Annem hadi bakalım al orağı eline, b...

1 MAYIS

Mayıs ayı yazın müjdecisi; 1 Mayıs İşçinin emekçinin bayramı. Eskiden aileler Mayıs geldi mi en güzel yemeklerini alıp, kırlarda piknik yapardık. Alaçatı ve Çeşme’deki üreticiler de emekçi olduklarından Mayıs’ın ilk gününü bir bayram havasında yaşardılar.   1 Mayıs’ı kutlandıktan sonra, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan geceyi iple çekerdik. Çünkü Hıdırellez’den sonra yazın geldiğinin inancını yaşayan belde toplumu, Hıdırellez ile birlikte artık karakışın geride kaldığını görmekte ve tabiatın canlandığı, yeşerdiği günlere girilmekte olduğunun keyfini yaşamaktaydı.  İşte böyle bir günü, bu dönüm noktasını “bahar bayramı” olarak bütün imkânlarıyla, duygularıyla, sevinciyle kutlamalar olurdu. Bağ ve bahçelerde çalışılmaz, tarlaya gidilmez, sabah erkenden kalkmayan kişinin işleri ters giderdi…   Açların doyurulması, dargınların barıştırılması, üzüntülü olanların sevindirilmesine çalışılır, gençler nişanlılarınla el ele tutuşup yeni evliler eşlerinle, samimi arkadaşlar birlik...