Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YAĞMUR

Bugün 21 Ocak Perşembe. Toprak ananın iliğine, yüreğine işleyen çok üçlü bir yağmur yağıyor. Zeytin ve limon ağaçlarının altında, eskimiş ve çürümüş bir zamanın sayfalarını aralayan insanlar; Umutla umutsuzluk arasında gidip gelen kaygılı genç yürekler... Ellerimizi, bedenimizi ısıtacak güneşi ararken Alaçatı’nın sokaklarında; Alaçatı’ya yazılmış şarkıları, türküleri dinliyorum evimde. Evimin penceresinden yağan yağmuru izlerken hayaller kuruyorum. Son yıllarda küresel ısınma nedeniyle dünyamızın su sıkıntısı haberleri izlerken üzülmemek elimizde mi? Gökyüzü çivit rengini yitireli günler oldu. Kış mevsiminin gri tonlarında yaşıyoruz artık. Biraz uzak, biraz yakın zamanları hatırlıyor insan. Yenimecidiye, Tokoğlu ve Hacımemiş Mahalleleri’nin daracık sokaklarını, binaların bembeyaz duvarlarını, pencere kenarlarının çivit rengini, pencerelerinden sarkan dantel perdelerini, Kemalpaşa Caddesi boyunca yer yer duvar diplerinde yeşerip açan begonvilleri, sardunyaları... Yazın kalabalığı, yer...

ANILAR BURAM BURAM!

1966 yılıydı. Alaçatı’da terzi çırağı olarak çalışıyordum. Ailem Germiyan Köyü’nde yaşıyordu. Ben Büyükannemle beraber Alaçatı’daki evimizde oturuyorduk. Ahmet Ağabeyim Germiyan dolmuşuyla gece sinemaya gelen yolcularla birlikte Alaçatı’ya geldi. Ağabeyim film izlemeye gitmemiş, benim yanıma uğramıştı. İki saati film bitene kadar oturduk, bol bol sohbet ettik. Sonunda giderken: “Ömer! Yarın ustandan bir hafta izin al. Köyde işlerimiz çok. Zeytin toplamaya bize yardım edersin.” Ben çok sevindim. Çocukluğumdan bu yana hem zeytin toplamasını ve zeytin ağacını severim. Ustam Erdoğan Erman’ın evi Çeşme’de idi. Her gün Çeşme’den gidip gelirdi işyerine. Evini Alaçatı’ya taşımamıştı çünkü bütün ailesi Çeşme’deydi. O sabah dükkâna geldi. Çalışan arkadaşlara iş taksimini yapıyordu. Sıra bana gelmişti “Sen de bu üç tane pantolonu çat” deyince; “Ustam” dedim. “Akşam Ahmet ağabeyim dükkâna geldi köyde ailemizin işleri çokmuş ve sıkışıkmışlar bana ustandan bir hafta izin al dedi. Mümkün ise izin ver...

YAŞAM VE ÇOCUKLUĞUMUZA ÖZLEM!

Ne kadar garip ve zorluklar içerisinde olursa olsun, çocukluğumuzun, olgunluk çağımızda bizler için çok önemli bir yeri vardır. Ne zaman ki birileri çocukluğumuza ait bir hikâye anlatsa, içimiz ürperir, iç geçirir ve “Hey gidi günler heyyy…” deriz. Üstüne üstlük duygulanır ve ağlamaklı oluruz; çoğu zaman da ağlarız tabi ki… Gerçi çocukluğumuzu bin bir güçlüklerle geçirmiş olsak da, çocukluğumuzda çektiğimiz çilelerin, zorlukların ve sıkıntıların çokluğu; hatta nedenleri, ileriki yaşlarımızda bizlere, mutluluğumuza ve kalitemize şüphesiz katkı sağlamıştır. Her nedense, herkesin çocukluğu kendisine güzel ve zevkli gelir. Artık çekilen zorluk ve sıkıntılar geride kalmıştır. Anlatılanlar, güzel bir anı olarak hafızalarda tazelendikçe ve hatırlandıkça, kaliteli yaşamımıza bir tuğla daha ekler. Her şeye rağmen yine de çok mutluyduk. Elektrik olmadığı için, elektrikle çalışan hiçbir oyuncağımız yoktu. Daha doğrusu oyuncağımız da pek yoktu. Eğer annemiz veya babamız büyükçe bir karpuz aldıysa,...

ANILAR

Sabah saat altı on beş annem yer yatağımın yanıma oturmuş “Ömer hadi oğlum uyan kalk”. “Hayvanlarımız açlıktan bağırıyorlar”. Ben uykulu gözlerimi zorla açarak, sıcak yatağımdan istemeyerek kalkıyorum. Giysilerimi giyip hazırlanıncaya kadar, annem evimizin alt katında bulunan mutfağımızda odun ateşinde tarhana çorbasını hazırlamış bile. Mutfağımızın ortasına tahta soframız hazırlan mış, tahta soframızın etrafına koyun pöstekisi veya koyunyününden yapılmış şilteler hazırlanmış, kahvaltımızı yapmak için oturuyoruz. Sofranın etrafında tahta kaşıklar, evimizin bahçesinde bulunan küçük taş fırınında annemin pişirdiği buğday ekmeği, toprak kâsenin içinde annemin taşla kırmış olduğu yeşil zeytin(çekişte), koyun ve keçi sütünden yapılmış kelle peyniri. Çocukluğumun veya gençliğin vermiş olduğu iştahla yapmış olduğum o güzel kahvaltıdan sonra bir güzel kendime geliyorum. Sabah kahvaltısını bitirdikten sonra aneminde yardımıyla hayvanlarımızı ahırdaki yaslalarında bağlı oldukları iplerini çözüyo...

GÜLE GÜLE 2020

31 Aralık gecesi saat 00.00 olduğunda Tüm dünyada on dan geriye doğru başlanır sayılmaya. Son “1” kala havai fişekler gökyüzüne gönderilir. Bir yıl daha bitmiştir ve yeni bir yıla girilirken havai fişekler gökyüzünü rengârenk aydınlattığı sırada insanlar da evlerinde bir birine sarılırlar. Herkes yeni yılın ailesine, ülkesine, dost ve akrabalarına iyi geçmesi dileklerinde bulunur. Bu yıl o coşkulu kutlamalar olmadı. Hiç kimse birbirileriyle sarılamadı. Yaklaşık bir yıldır zor günlerden geçiyoruz. Memurlar, esnaflar, mekân işletmecileri, emekliler, işçiler, hepsi mağdur ve mutlu değiller. Herkesin yüzünde maskesi, cebinde kolonyası ile dolaştı. Alışverişlerinden sonra kasalarda para veya kredi kartı ile ödeme yapıldıktan hemen sonra kolonyasına sarılıp kendini dezenfekte etmeye çalıştı. Alışveriş yapmış olan insanlar da torbalarını, eşyalarını, evin dışında bırakıp birkaç saat sonra ancak evinin içine almaya özen gösterdiler. Altmış sekiz yaşımdayım Başka zor zamanlardan da geçtik ama b...