Ana içeriğe atla

SİYASİ YAŞAMIM (10)


Beş mahallede delege seçimleri yapılıyordu. Partide paramız yoktu, ilçeden herhangi bir para yardımı gelmiyordu. Beldede yapılan seçimlerde kendi imkânlarımızla A7 çizgisiz kâğıda delege isimlerini yazıp küçük bir karton atıyorduk. İlçeden sorumlu görevli ve iki divan kurulu üyesinin önünde isimler sayılarak delegeler belli oluyordu. Delegeler belli olduktan sonra İlçe Başkanlığı seçimleri yapılırdı. Faik Tütüncüoğlu Çeşme İlçe başkanı oldu.

 İlçe Başkanlığı seçiminden sonra Belde Başkanlığı seçimleri yapılması için tarih belirlenmişti. Ben de Yenimecidiye Mahallesi’nden delege seçilmiştim. Arkadaşlarım benim Belde Başkanlığı için sürekli adımı zikrediyorlardı. Kemalpaşa Caddesi’nde bulunan terzi dükkanım bir siyasi parti binası gibiydi. Alaçatı SHP Belde Binası gibi kalabalık olurdu. Bundan çok rahatsız olmuyordum. Amacım, Alaçatı’yı hak ettiği yerlere taşımak olduğu için, mücadeleyi çok seviyordum. Bu işler gönül işleri, herkes elini taşın altına koymalı diye düşünürdüm. Bazı büyüklerim ve dostlarım, “Enayi misin sen bu kadar insana çay ısmarlıyorsun?”  diye beni eleştirirlerdi. Ben de “Olsun, insanlar benim yanıma geliyorsa ben de onlara bir gönül şerbeti ısmarlamışım ne olur.” diye cevap verirdim.

Belde seçimleri yapıldı ve ben en çok oyu almıştım. Yönetim kuruluna, Ramazan Koçlu, İsmail Tığlı, İsmet Eser, Hasan Gözener ve ben seçilmiştik. İlk yönetim kurulu toplantısını, belde binamız olmadığından, benim dükkânımın karşısındaki Ali Çakar’ın kahvesinde yapmıştık. Görev bölümünden arkadaşlarım, beni SHP Alaçatı Belde Başkanı olarak görevlendirdiler.

Yürütme kuru olarak, çalışmalarımızı ve iktidar partisinin yanlışlarını kamuoyuyla paylaşıyorduk. Alaçatı ile ilgili yapılan yanlışlıkları halka aktarmamız hızla devam ediyordu.
Dükkânımın yanında Anavatan Belde binası bulunmaktaydı. Akşamları terzi dükkânım hınca hınç doluyordu. Anavatan iktidarının yanlışlarını dükkânımda tartışıyorduk.

Eski beyaz saçlılar, hepsi benim gönüllü siyasi danışmanlarımdı. Süleyman Akkaya, Süleyman Tünay, Nevin Tezcan, Şükrü Balkaş, Ayhan Tezcan, Ahmet Özen, Rafet Belge ve daha isimlerini burada yazmakla bitiremeyeceğim partili büyüklerim ile bir bütün olmuştuk. Abdurrahman Keskin, Fehim Keskin, aralarında eski belediye başkanlığı yapmış bazı arkadaşlarım, meclis üyeliği yapmış ağabeylerimdi.

Bir gün Şaban Özen dükkânıma geldi ve “Ömer, evimin altındaki dükkânı size vereyim, Belde Binası olarak kullanın. Sizden kira da almayacağım. Partimize benim de katkım olsun.” dedi. Çok sevinmiştim. Hemen yönetim kurulunu topladım ve arkadaşlarıma Şaban Özen’nin düşüncelerini aktardım. Karar defterimize karar aldık ve sağ olsunlar, Hasan Gözener ve İsmet Eser, inşaatçı olduklarından, Şaban Özen’in dükkânını biraz restore etmiş, masamızı Fotoğrafçı Naim Güner, sandalyelerimizi ise Rasim Demirel hibe etmişlerdi. Atatürk ve İsmet Paşa’nın fotoğraflarını bir şekilde bulup belde binamızı tamamladıktan sonra İl Başkanımız Sayın Şeref Bakşık ve ilden katılan misafirler, Çeşme İlçe Başkanımız Sayın Faik Tütüncüoğlu ve İlçe yönetimi ile Çeşme ve Alaçatı’dan katılan Partililerle açılışımızı yapıp Ege Bölgesi’nde açılan ilk belde teşkilatı unvanını almıştık.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...