Ana içeriğe atla

ESKİ BAYRAMLARA ÖZLEM

Çocukluk yıllarımızda daha mutlu, daha güvendeydik. Sabah okula gider, boş derslerde beden eğitimi yapardık. Eğer öğretmenimiz ders vermezse ertesi gün göreceğimiz bir sonraki konuya çalışırdık. Ya da birer kitap getirir onu okurduk. Teneffüslerde elimden kitap düşmezdi. Sınıfta yılbaşı çekilişi yapardık ve genelde hediyemiz o dönemin en çok okunan kitapları olurdu yahut arkadaşımızın sevdiği yazarın bir kitabı. Okuldan çıkar, hemen eve giderdik. Geç kalma lüksümüz yoktu. Geç kalacaksam bir sebebi olduğunu annem kesinlikle bilirdi. Öğretmenlere saygı sonsuzdu. Ne kadar yaramaz olunursa olunsun koridorda ya da bahçede öğretmen görüldüğü zaman hemen üst baş düzeltilir, ceket önü iliklenir, selam verilerek öyle geçilirdi yanından. Saygı ile karışık bir korku beslenirdi öğretmene.
Hafta sonlarımız kapı önünde geçerdi. Annemler çay içerlerken biz de elektrik santralinin önündeki meydanda beş taş, sobe, çelik ucu, fıykılık gibi oyunlar oynardık. Akşam ezanını okunduktan sonra evde olurduk. Annem o konuda çok disiplinliydi. Akşam ezan okunduğu an evde olmalıydık. Beş dakika bile geç kalsak sorguya çekilirdik.
Karnımız acıktığında hemen bir şeyler hazırlanırdı. Yumurtalı ekmek, pişi veya salçalı ekmek. Bazen de ev ekmeğinin üstüne toz şeker koyar, üstüne biraz da su serperek şekerli ekmek yerdik. Çocuklar arasında kavga olsa da asla olay büyümezdi. Aileler araya girer, hemen uzlaşılırdı. Çok büyük bir konu olmadıkça kolay kolay mahkemeye gidilmezdi. Cep telefonları henüz keşfedilmediğinden cep telefonu bağımlılığı nedir bilmezdik. Bir yere oturmaya gidildiğinde sohbet edilirdi. Ve konuşulurken birbirimizin yüzüne, gözlerinin içine bakardık. Yere değil! Anaya, babaya, aile büyüklerine ve büyüklerimize saygı vardı. İtaat vardı. Onların sözü üstüne söz söylenmez, onlar konuştuklarında herkes susar, dinlerdi. Arada sorular sorulurdu o dönemlere ait. Asla bacak bacak üstüne atılmazdı, atan yadırganırdı. Okuldan eve gelindiğinde hemen ödevler yapılmaya başlanırdı. Cuma gününden pazartesinin ödevleri yapılır böylece hafta sonu bize kalırdı. Bayramlarda muhakkak mahallenin yaşlıları ilk sırada ziyaret edilir, elleri öpülür, hayır duaları alınırdı. Bayramlar sevdiklerimizi mutlu etmek içindi. Bayramda tatil yerlerinde gidilmezdi. Yaşlı aile büyüklerimizle geçireceğimiz kaç günümüz var ki bu hayatta? Hele ki benim gibi anneanne ve annem ile beraber geçirdim o güzel unutamayanlardansanız… Yaşamlarını yitirdiyseler çok daha önemli oluyor geçirdiğiniz vakitler. Ama maalesef dünyada yaşanan şu corona virüsü hayatımızı allak bullak etti. Bu yıl Ramazan Bayramı ve resmi Bayramları layıkıyla yaşayamadık. Büyüklerimize sarılamadık, ellerini öpemedik. Resmi törenlerimizde Atamıza gidip saygı duruşumuzu yapamadık. Kaybettiklerimizin mezarına gidip bir fatiha okuyamadık. Bu Ramazan bayramında cep telefonlarımızdan büyüklerimizi ve sevdiklerimizi arayıp bayramlarını tebrik ettik. 65 yaş üstü olarak bende 2,5 aydır evde karantinadayım. İyi ki cep telefonlarından görüntülü arama var da bir birimizin yüzünü görebildik. Önce sağlık diyoruz tabii ki. İnşallah bu kötü günler çok çabuk geçer de normal hayatımıza döneriz. 
Bayramınız kutlu olsun….





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...