Ana içeriğe atla

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR!

Yarın bayram evde hazırlık yapıyoruz. Baklavalar açıldı 2 gün öncesinden de bir tencere dolma sarıldı. Masanın bir kenarında çikolata ile şeker duruyor. Tabi yanında da kolonya. 
Hepimizin evinde olan şeyler bunlar. Ama git gide tadı kaçıyor sanırım. 
Birkaç gündür içimde burukluk var. 

Düşündüm de biraz çocukluğumdaki bayramlar aklıma geliverdi. 

Evimize bayram gelmeden sevinci gelirdi. Cumartesi geldi mi erkenden kalkardık kalabalığa kalmayalım diye.

Mümkünatı var mı? Pazar çoktan tezgahlarını kurup, siftahlarını yapardı bile. 

Sağlık ocağının yanından kalkan İzmir otobüslerine biner doğru İzmir kemer altında alış veriş yapmaya giderdik. Annem elimizi sıkı sıkı tutar kalabalıkta kaybolmayalım diye. Gördüğüm ilk lastik yandan tokalı olan pabuçları alacağım diye ağlardım her defasında.. 

Tabi iş pabuçlarla bitmiyor birde beyaz naylon gömlek alınacak. En uygununa gider orada üzerimize giydiriverirdi annem bir de bir beden büyüğünü alırdı seneye de giyebileyim diye.

Hatırlıyorum da ne değerliydi üzerimizdeki o kıyafetler. Şimdilerde ise elbise dolaplarımız dolu çoğunun yüzüne bile bakmıyoruz. İki kere giyersek ne ala.. 

İş daha bitmedi bide kıyafete uygun desenli çorap almak lazım. Kalan yün çilelerinden bir kazak oda annemin marifetli ellerinden çıkardı. 3 yumaktan bana kazak tam sığardı. 
Eve geldiğimde belki 1 hafta giyip çıkartırdık o kıyafetlerimizi kardeşimle. Ayakkabılarım ise yatana kadar ayağımda. Yatsam da ne fayda sanki uyuyabiliyor muydum? 

Sabah olmak bilmezdi bir türlü. Başucumdaki kırmızı pabuçlarıma bakar bakar gülerdim.. Sabah kahvaltıyı yapmak bile zor gelirdi. Biran önce çıkıp el öpmeye gitmek isterdim. İlk paramı Annem verirdi hep. 


Sonra zaten bayram benim. Mahallenin çocukları bir araya gelip başlardık sokağın başındaki komşu evden kapılarını çalmaya. Rıza dayım her bayram içi fındıklı çikolata verirdi. Şahsine teyzem kapıda karşılardı zaten elinde kenarları makinede çekilmiş ekose desenli mendiller. Hala saklarım onları. Sadık baba biraz huysuzdu. Çok gürültü yapıyoruz diye hep bağırırdı bize. Bayramda da pek geleni olmazdı biz gittiğimizde de çok sevinirdi.  

Ama biz en çok Fevziye Teyzeyle Sadık amcayı severdik. En çok parayı onlar verirdi. Bayramın birinci günü hiç yorulmak yoktu akşama kadar mahalledeki evleri tek tek gezerdik.  Sonra bir köşeye oturur kimin ne kadar parası olmuş oturup sayardık bide. 

Bir gün öncesinden giyinmeye kıyamadığımız elbisemiz çoktan batmıştır “kirlenmiştir” bile.. 

Bir kese kağıdı dolusu şekerle giderdim her defasında eve.  Peki şimdi gittiğimiz evlerde nezaketen aldığımız şekerin tadı var mı? Kaldı mı Şahsine teyzemin mendilleri? Bayram sabahı kahvaltılarımız? Büyüklerimizin  elimize sıkıştırdığı 3,5 kuruşlar?Şimdiki çocukların bu tatlardan mahrum kalarak yetişmesi ne acı değil mi? 1,2 ziyaret yaptıktan sonra ya tatile çıkıyoruz, ya fırsattan istifade evde dinleniyoruz, yada işlerimizi hallediyoruz. 

Ben şimdi yaşayamasam da çocukluğumda bu sevinci yaşadım. Değerlerimize sahip çıkalım. 2020 senesinin Mart ayında başlayan şu “corona virüsü” Dünyamızı allak bullak etti. Bilim insanları sevdiklerinizi çok seviyorsanız onlara sarılmayın. Onlarla aranızda mesafe en az iki metre olsun diye sürekli uyarıyorlar. İktidar Bayram da sokağa çıkma yasağı getirdi. Altmış yedi yıldır böyle bir bayram yaşamadık. İnşallah bu günleri geride bırakıp dostlarla bol bol sarılıp büyüklerimizin ellerini öperek nice sağlıklı bayramlarda buluşmak dileklerimle…  


Mübarek Ramazan bayramınız kutlu olsun.Kalın sağlıcakla..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...