Ana içeriğe atla

BUGÜNÜN ALAÇATISI!

Alaçatı’nın tarihçesi çok eskilere dayanıyor. 1570’de İlk gelen Türkler “Alacaat” 1800 yıllarda adalardan gelen Rumlarda “Alatsata” ismini kullanmışlar. 1873 yılında belediye olunca ismini Alaçatı olarak almış bu şerefli Kasaba. Ve ismini 30 Mart 2014 yılına kadar koruyabilmiş. Bu günkü iktidar seçim çıkarları için bütünşehir yasası ile Alaçatı’yı mahalle yaptı.142 yıllık Belediyemiz kapandı. Altı yıla  da Alaçatı’ya mahalle olarak alışmaya çalışıyoruz.
Alaçatı ne zor günler gördü. Bir gün gelip bu günleri de aşacaktık muhakkak.
Alaçatı 1922 yılına kadar Rumlarla birlikte yaşamış olduğu yıllarda Sakız’ından Üzüm’üne şarapçılık ve tuzuna kadar dünyanın dört bir yanına deniz ulaşımı ile gemilerle ürünlerini pazarlıyordu.
Dünyada sayılı limanlardan biriydi güney sahilimizdi Ağrillia körfezi. Bu gün de “Dünya Kenti Alaçatı” olarak tanınıyor. Türkiye turizmine yeni bir model getirdi. Avrupa ve diğer ülkelerden uzmanlar gelip bu kadar kısa bir sürede turizmde bu sıçrayışı nasıl yaptı diye konuşulmaya başladı ve turizmde örnek teşkil etti.
1990 yıllarda ziraat işlerini bırakıp, seçimini korumalı Turizm ile bu günlere geldi. 1995 yılında İstanbul’un en seçkin kişileri ile tanışıp Alaçatı bu kişilere ev sahipliği edip onlarla buluştu. Bu aileler İstanbul’un gürültüsünden ve çirkin yapılaşmasından sıkılıp Alaçatı’nın mimari ve doğal zenginliklerinden hoşlanıp, Alaçatı’da huzurlu bir yaşam için beldemize yerleşmeye karar verdiler.
Alaçatı’da 80’li yıllarda iki tane meyhanemiz vardı. Benim hatırladığım bir Martı Restoran, diğeri de Bekâr Hakkı’nın kardeşi olan Ali Çevik’in meyhanesiydi. Bu meyhanelerde Gramofonda kırkbeşlik plaklar çalar ve sadece mekânda oturan müşteriler bu müzikleri dinlerlerdi. Sokaktan geçenler müzik sesini duymazlardı bile. Kimse müzik sesinden de rahatsız olmazdı.
İstanbul’dan ve diğer illerden gelen insanlarımız bu kültürü gördükleri için Alaçatı’yı tercih ettiler. Son yıllarda hele şu birkaç yıldır Alaçatı’da gürültü ile yazılar yazılıyor Gazete ve televizyonlarda gürültü ile anılıyor Alaçatı.Alaçatı’da yaşayan sakinler gürültü denedeniyle evlerini satmaktalar ve Alaçatı’yı terk etmeye başladılar. Meyhane sahipleri inatla yüksek sesli müzik yapmakta direniyorlar. Neden böyle hep? Belediye zabıtası veya polis kolluk güçleri sürekli uyarmak zorunda mı bu mekan sahiplerini? Gecenin geç saatlerine kadar üst kattaki evde hasta mı var, yoksa karşı komşumun bir sıkıntısı var mı? diye düşünmez mi insan. İllaki birileri uyarmasımı lazım. Komşuluk ilişkileri böyle mi olmalı? İlla ben para kazanayım, senin ne halin varsa gör mü Denmeli?
Alaçatı’da üç dört kuşaktır yaşayan sakinler, yıllarca cenazelerini Camide cenaze namazı kılındıktan sonra mezarlığa kadar sırtlarında taşırlar. Cenazelerini Kemalpaşa Caddesi’nden mezarlığa götürürlerdi. Saat 11.00’de Alaçatı sokakları trafiğe kapanıyor. Kemalpaşa Caddesi ve Pazaryeri Camii’ne giden caddede esnaf masalarını sokaklara kuruyor diye Alaçatı halkı masalarını esnaf toplamasın veya onları rahatsız etmemek için 147 yıllık geleneğinden vazgeçip, cenazelerini defin için farklı yolları tercih etmeye başladı. Neden? Esnaf üzülmesin yorulmasın ve külfet olmasın diye.
Alaçatı’nın içinde bulunan meyhane ve bar sahibi arkadaşlar: Ben de yıllarca Alaçatı esnafıyım. Bizler de halkımıza biraz duyarlı olmayalım mı? Bu ses kirliliği devam ederse bir gün hepimiz sermayeyi kediye yükleriz. Çünkü başka Alaçatı yok! “Yasalar bana ne diyorsa ben onu uygularım” felsefesini bırakalım. Alaçatı halkı ses kirliliğinden çok mağdur. Halkın sesine kulak verelim. Yarın çok geç olur. Alaçatı’nın önünü tıkamayalım. Birlik beraberlik içinde olalım. Demokrasiye ve insan haklarına  inanalım ve uygulayalım. Çocuklarımıza ve  gelecek kuşaklara gürültüsüz sakin bir  Alaçatı teslim edelim.
Kalın sağlıcakla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...