Ana içeriğe atla

 TERZİ HAYATİ!

Hayati Usta’nın Recep Demiral’ın manifatura dükkânının yanında, küçük bir terzi dükkânı vardı. İçinde büyükçe bir masa, masanın üstünde büyük bir makas dururdu. Dikiş makinesi dükkânın gülüydü. Birkaç sandalye, raflarda kumaşlar, askılarda bitmiş ve bitmeyi bekleyen ceket, yelek, pantolonlar ilk göze çarpan eşyalardı… Çocukluğum ve gençliğim, bu dükkânın önünden gidip gelmekle geçti. Günde bazen iki kez, bu dükkânın önünden geçerdim. Çocukluğumda bu dükkân, okul yolumun üstündeydi. Terzi Hayati; güleç yüzlü, gözlerinde şefkat akan güzel bir ağabey. Bazen makinenin başında dikiş dikerken, bazen elinde ceket, bir küçücük iğneyle ailesinin ekmeğini çıkarmaya çalışırken görürdüm. Çevremdekilerin “çok iyi bir insandır” demesiyle daha çok sevdim. Çocuktum. “Seni seviyorum. Seninle tanışmak, dost, arkadaş olmak istiyorum” diyemezdim. Bu güzel insanı hep izlemekle yetindim. Hiç kimseye kötülüğü olmayan, çoğu insana yardım eden, kişiliğinden ödün vermeyen bir insandı. O’na Terzi Hayati yerine birçok kişi patron derlerdi. Hayati Usta’nın dükkânına ilk girişim, Terzi Erdoğan (Erdoğan Erman)’ın yanından ayrıldıktan sonra, onun yanında işe başladığımda gerçekleşti. Hayati Usta, bana öyle sıcak davrandı ki kelimelerle anlatamam. Hâlâ o sıcaklığı yüreğimde taşırım. Aradan yıllar geçti. Bu uzun yıllar dostluğumuzu pekiştirdi. Terzi Hayati artık benim için ağabeyden farksızdı. O benim güvenebileceğim, derdimi, sırlarımı paylaşacağım bir insandı. Hiçbir gün saygısızlık yapmayı kafamdan geçirmedim. En dar zamanımda imdadıma yetişen O güzel insandı. O güzel yüreğin, o güzel elin yardımını unutamam…

Terzi Hayati ustanın yanında çıraklık yıllarımda mesleğimi onun yanında birçok ince işleri öğrendim. Alaçatı’daki gençlerin terzisiydi. Akşamları dükkânındaki sandalyeler dolar taşardı. Gençlerin terzisiydi Hayati Usta. Yeni çıkan modelleri çok iyi takip ederdi. Yeni çıkmış moda dergilerini takip eder, dükkânındaki sehpanın üstü moda dergileriyle doluydu. Takım elbise diktirecek olan genç müşterilerine sehpada bulunan dergilerden bir tane çıkarttır, model seçer o modeli dikmeye çalışırdı.

Son yıllara kadar bu mesleğini hiç bırakmadı. Her meslek Türkiye’de yavaş yavaş eski cazibesini kaybettiği gibi terzilik mesleği de yok olmaktayken O da sisteme yenildi ve bu çok sevdiği mesleğine veda etti. Mesleğinden kazandığı birkaç kuruşla çam kuyuda bir arazi alıp o arazisine zeytin ağacı dikmişti. İşleri yavaş işlediğinden boş zamanlarını arazisine gidip zeytin ağaçlarını tankerle su taşıyıp onlara çocukları gibi bakardı. Zeytin ağaçlarını büyüttü ve ağaçlardan ürün almaya başlamıştı. Zeytinleri eşi Ayten Abla ile beraber toplar, yağhaneye götürüp bir yıllık zeytinyağını alırdı.

Alaçatı gelişirken onun da ağaçları artık yok olmuştu. Ağaçlarının yerini binalar almıştı. Terzi Hayati usta yine halen dinç ve çalışmaya devam ediyor. Çalışmaktan hiç yılmadı. O’nu bir kahvede veya boş otururken göremezsiniz. Babasından kalan hurmalık mevkiinde eski bir damı vardı. Boş kaldığı zamanlar o tarlaya gider zerzevat diker bütün gün bir şeyler üretmeye çalışır. Hayati Usta’yı ne zaman görsem o güleç yüzü hep gülerdi. Terzi Hayati Akten ustamı 17/Nisan/2025 Perşembe günü kaybettik.Ailesi ve sevenlerine Başsağlığı diliyorum. Mekânın cennet olsun USTAM.

😒😒

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...