Ana içeriğe atla

Alaçatı’dan Bir Not

 Alaçatı’da uzun yıllardır açık duran küçük bir kitabevi var.Kapısı çoğu zaman açık, içeri giren çıkan eksik olmaz. Kimi bir kitap sorar, kimi sadece bakınır, kimi de birkaç kelime sohbet etmek için uğrar.


1989’dan bu yana varlığını sürdüren Alaçatı Kitabevi, bu kasabanın değişen yüzüne sessizce eşlik eden yerlerden biri. Yıllar içinde sokaklar, dükkânlar, alışkanlıklar değişti; ama bazı şeyler aynı kaldı. Kitapların raflarda bekleyişi, insanların sayfalar arasında kendilerine bir yer arayışı gibi.

Zamanında burada nice sohbetler edildi. Bir gün yolu düşen Aziz Nesin’in imza günü de bu küçük mekânın hatıraları arasında yerini aldı. O günlerden geriye kalan şey, sadece bir imza değil; paylaşılmış bir anın sıcaklığıydı.

Bu kitabevini işleten kişi olarak ben, kendimi çoğu zaman anlatının merkezinde görmem. Daha çok dinleyen, izleyen ve kapıyı açık tutmaya çalışan biriyim. Gelen her insanın bıraktığı iz, bu yerin asıl hikâyesini oluşturur.

Alaçatı büyürken, kalabalıklar artarken, bazı şeylerin sessizce korunması gerektiğine inanıyorum. Belki de bir kitabevinin yaptığı en önemli şey budur: Acele etmeyenlere, durup düşünmek isteyenlere küçük bir alan bırakmak.

Bugün geriye dönüp bakınca, yapılan şeyin büyük olup olmadığına karar vermek zor. Ama kapının hâlâ açık olması, birkaç kişinin hâlâ kitap sorması, bazılarının sadece selam verip geçmesi… bunlar yeterli gibi geliyor.

Belki de mesele budur:
Büyük hikâyeler anlatmak değil,
küçük şeyleri kaybetmemek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...