Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır.
Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş
evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası
vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder,
kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam
vermeye devam eder.
Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret
kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar
seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir.
Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı.
Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden
başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor. Esnaf dükkânlarını
temizliyor. Sokaklar yavaş yavaş canlanıyor. Doğrusu bazen kendi kendime
soruyorum: Bu hareketliliğe sevinsem mi, sevinmesem mi? Çünkü Alaçatı
hareketlenince yalnızca hayat değil, gürültü de gelir. Ama yine de sokakların
insan sesiyle dolması, kasabanın nabzının yeniden atması insana umut verir.
Ben yine de içimden geldiği gibi söyleyeyim: Hayırlı ve
bereketli bir sezon olsun.
Ve unutmayalım…Alaçatı yalnızca yazın değil, kışın da yaşayan bir kasabadır. Gerçek
Alaçatı, dört mevsim kapısını açık tutan insanların emeğinde saklıdır.
Şeker Bayramınız kutlu olsun.
Kalın sağlıcakla.

Gerçek Alaçatıyı özledik suni kalabalık ve gürültü başlayınca oraya gitmiyoruz .
YanıtlaSil