Ana içeriğe atla

DOĞA SEVGİSİ

Yaz boyunca kitabevimdeki işlerim nedeniyle pek doğaya çıkamamıştım. Malum kış aylarında Alaçatı sokakları boşalıyor. Yazlıkçı mekânlar kış aylarında kapatılıyor. Bende bunu fırsat bilerek 31 Ekim Pazar günü Germiyan Köyündeki zeytin tarlama eşim ve oğlum Burak ile birlikte gittim. Zeytin ağaçlarımdan yere düşen zeytinlerimizi birlikte topladıktan sonra eve dönüş yapmadan önce tarlamın etrafındaki ağaçlarımı ve makilik olan arazimi dolaşmaya başladım.Tarlamın etrafında gezinirken duyduğum kuş seslerinin yanında bastığım toprağı hissetmek, ağaçların yaydığı kokuyu içime çekmek ve yorulduğumda bir küçük ateş yakıp çay içmekle birlikte doğayla kucaklaşmak ruhumu dinlendirmiş, özgürleştiğimi hissetmiştim. Doğanın yüceliğini, yenilmezliğini anlamıştım. Bir yere yetişmek, acele etmek zorunda değildim.Endişelerimden, negatif düşüncelerimden kurtulmuş ve pozitif bir enerji ile dolmuştum. Doğa ruhuma bütün nimetlerimden yararlanma fırsatı vermiş, mükemmel deneyimler kazandırmıştı. Asla pes etmeyen insanlara baktığımızda, onların mutlaka doğa ile güçlü bir bağları olduğunu görürsünüz. Hepimizin çevresinde vardır, kanser vb. hastalıklarla mücadele edenlerin doğada yaşamaya başlaması ile birlikte, hastalığa karşı daha dirençli olduklarını görürüz. Doğa insanların acıları ve kederlerinden uzaklaştırdığı gibi bağışıklık sistemini güçlendirir, doğanın iyileştirici bir etkisi vardır. Doğa insana yeteneklerinin farkına varmasını sağlar ve geliştirir.


İnsanoğlu uzun yıllar doğaya verdiği zararın farkında olmadan yaşadı.Farkındalığı artırmak ve gelecek kaygısının önüne geçmek gerekir. Çocuklarımızı doğaya karşı eğitmeliyiz.Onlara ebeveynleri tarafından doğayı koruma bilinci ve doğada yaşamalarına fırsat vermeliyiz. Toprağa, ağaca, hayvanlara dokunmalarına onları hissetmesine yardımcı olmalıyız. Doğa genç neslin bilinçlenmesiyle kurtulur. Unutmayalım ki biz doğayı korumazsak, birlikte yok olacağız...

Çeşme Projesi ile ilgili İzmir ve yarımadadan gelen insanların 27 Ekim Cumartesi günü Çeşme Adliyesi önünde toplanan kalabalığı görmek bana umut vermişti. Haydi, dostlar hep birlikte daha güçlü ve doğayı sevenler olarak doğamıza sahip     çıkalım…

Kalın sağlıcakla.

01/11/2021

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...