HALDUN’UN ARDINDAN BİR KASABA HİKÂYESİ Bazı insanlar ölmez. Sadece gözümüzün önünden çekilirler. Onları artık bir dükkânın önünde göremeyiz, bir sandalyede otururken rastlayamayız, bir telefonun ucunda seslerini duyamayız. Ama yine de gitmezler. Çünkü insanın asıl yeri, yaşadığı toprak değil, bıraktığı izdir. Haldun, işte o izlerden biriydi. Silinmeyen, üstü örtülemeyen, her hatırlandığında yeniden canlanan bir iz… Hayat bazen büyük cümlelerle anlatılmaz. Bir fırının önünde başlar. Sabahın daha aydınlanmadığı saatlerde, hamurun yoğrulduğu, ateşin yandığı, ekmeğin kokusunun sokağa yayıldığı o anlarda… Haldun’un hayatı da böyleydi. Babadan kalan bir meslek… Ama sadece devralınan bir iş değil, devam ettirilen bir emekti bu. Çünkü bazı insanlar iş yapmaz, hayat kurar. Ve o hayatın içinde alın teri vardır, sabır vardır, sessiz bir onur vardır. İnsan toprağa karışmaz sadece, yaşadığı yerlere siner... Haldun’u anlatırken sadece çalışkan demek yetmez. Çünkü o, emeği bir karaktere dön...