Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ALAÇATI ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ ALAÇATI HALKINA KAZANDIRILMALI

  ALAÇATI ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ ALAÇATI HALKINA KAZANDIRILMALI Ben Alaçatı’da doğmuş, büyümüş ve ömrünü bu toprakların kültürüne, insanına ve hafızasına tanıklık ederek geçirmiş eski bir Alaçatılı olarak bugün içimde büyük bir burukluk hissediyorum. Çünkü bir zamanlar Alaçatı’nın sanatla, kültürle ve insan sesiyle yaşayan en önemli mekânlarından biri olan Alaçatı Atatürk Kültür Merkezi, yıllardır sessizliğe terk edilmiş durumda. 1991 yılında temeli, ülkemizin değerli devlet insanlarından rahmetli Erdal İnönü tarafından atılan bu kültür merkezi, o yıllarda Alaçatı için yalnızca bir bina değildi. Burası insanların bir araya geldiği, çocukların heyecanla etkinliklere katıldığı, tiyatroların sahnelendiği, sinema gösterilerinin yapıldığı, söyleşilerin düzenlendiği bir kültür yuvasıydı. O yıllarda Alaçatı’nın insanları kültüre, sanata ve birlikte yaşamaya daha çok sarılırdı. İnsanlar burada yalnızca etkinlik izlemezdi; birbirini tanır, sohbet eder, düşüncelerini paylaşırdı. Alaçatı’...

Kemal Kılıçdaroğlu’na Mektup;

 UMUDUMUZU KIRMAYIN Kemal Kılıçdaroğlu’na Mektup; Bugün İzmir mitingini görünce halkın biber gazına ve tomaların attıkları tazyikli suyun üstüne üstüne nasıl yürüdüklerini gördüm. Halkımız İktidar olmak istiyor. Lütfen İktidar umudumuzu kırmayın. Yıllardır demokrasi, adalet ve değişim umudunu taşıyan milyonlar, bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeniden iktidara yürüdüğüne inanmak istiyor. Böylesine kritik bir dönemde parti içindeki tartışmaların büyümesi, halkın umudunu ve güvenini zedelemektedir. Sizden beklenti; kişisel kırgınlıkların, geçmiş hesaplaşmaların ve parti içi çekişmelerin ötesine geçerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin birlik ve bütünlüğünü korumanızdır. Çünkü bugün insanlar kavga değil, ortak akıl ve güçlü bir dayanışma görmek istiyor. Hazır toplumda yeniden bir iktidar umudu doğmuşken, bu umudu kıracak gelişmelerden kaçınılmalıdır. Kurultay kararının bir an önce netleşmesi ve partinin enerjisini yeniden halkın sorunlarına yöneltmesi büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalı...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

KARA YUSUF'UN IŞIĞI

  KARA YUSUF'UN IŞIĞI  Bir Öğretmenin Anısına! Bazı insanlar vardır; yaşadığı şehrin hafızasına kök salarlar. Taş gibi değil, çınar gibidir. Yıllar geçer, dalları büyür, gölgesi genişler ve ancak sonradan anlarsınız onun gölgesinde büyüdüğünüzü. Yusuf Gürsoy, Alaçatı için böyle bir insandı. Sokakta ona “Kara Yusuf” derlerdi; sevgiyle, saygıyla, o bildiğimiz Ege sıcaklığıyla. Lakap, bazen bir insanın ta kendisidir. Bu da öyleydi. Çünkü Kara Yusuf, karanlığa rağmen değil, karanlığa karşın ışık tutan bir adamdı. Alaçatı'da doğdu, Alaçatı'nın toprağından beslenip büyüdü. Öğretmen oldu ve yıllarca bu ülkenin dört bir yanında; kimi zaman ücra köylerde, kimi zaman kasabalarda tahtaya yazıp sildi. Çocukların gözlerindeki o ilk merakı söndürmemeye çalıştı. Nihayetinde memleketine döndü ve Fahrettin Altay İlköğretim Okulu'nda uzun yıllar müdürlük yaptı. Ama o yalnızca bir okul yöneticisi değildi. O aynı zamanda bir güzellik adamıydı çocukların içine sanatı nasıl yerleştirebil...

KASAP İBRAHİM

KASAP İBRAHİM   Kasap İbrahim; 1923 mübadelesinden sonra Girit’ten Alaçatı’ya gelen yüzlerce insandan biriydi. Geride bırakılmış bir ada, yarım kalmış bir hayat ve içe gömülmüş bir hasretle yeni bir yurda tutunmaya çalışıyordu. Genelde Giritlice konuşurdu. Sözcükleri bazen Alaçatı sokaklarında yabancı gibi dolaşsa da kalbi bu kasabaya kısa zamanda alıştı. Çünkü insan, en çok emeğinin karşılığını gördüğü yerde kök salar. Banim gençlik yıllarım da Alaçatı Pazarı, Pazaryeri Cami’nin altında kurulurdu. O yıllarda beş - altı kasap dükkânı vardı. Ama bunların arasında Kasap İbrahim’in dükkânının ayrı bir yeri bulunurdu. İnsanlar yalnızca et almak için değil, güven duygusunu hissetmek için de onun dükkânına giderdi. Dürüstlük bazen bir teraziden daha ağır gelir. Kasap İbrahim’in terazisi de vicdanıyla tartardı. Müşterisi “Şurasından kes” dediğinde hiç itiraz etmezdi. Herkese aynı tebessümle yaklaşır, kimseyi küçümsemezdi. O yıllarda elektrikli kıyma makineleri yoktu. Kıymayı kol gücüy...
  Yerel pazar söyleşilerinde gündem Alaçatı! Alaçatı'de düzenlenen Kitap Günleri kapsamında düzenlenen 'Yerel Pazar Söyleşileri' nde Sosyolog Engin Önen ve Yazar Ömer Önal, Alaçatı'nın geçmişini davetlilere anlattı. Denizhan Güzel   Alaçatı Kitap Günleri kapsamında düzenlenen “Yerel Yazar Söyleşileri”, Alaçatı’nın tarihine, kültürel belleğine ve toplumsal dönüşümüne ışık tuttu. Yaahane Art’ta gerçekleştirilen etkinlikte, Alaçatı’nın tek kitabevi sahibi ve bölgenin simge isimlerinden Ömer Önal, edebiyat dünyasının usta kalemi Aziz Nesin ile yaşadığı unutulmaz anıları ve yazarın Alaçatı’daki son saatlerini anlattı.   Hayat hikâyesini “iğneden ipliğe” sözleriyle özetleyen Önal, 1964 yılında Germiyan İlkokulu’nu bitirdikten sonra, annesinin imam ya da öğretmen olma isteğine rağmen terziliği seçtiğini söyledi. Çocuk yaşlarda terziliğe duyduğu ilgiyi anlatan Önal, sünnet kıyafetleri dikilirken duyduğu ütü kokusunun hayatını değiştirdiğini belirterek, “Ben terzi olmak istiyoru...

ALAÇATI’YA YAKIŞAN KİTAP GÜNLERİ

ALAÇATI’YA YAKIŞAN KİTAP GÜNLERİ 8-9-10 Mayıs’ta Alaçatı’da düzenlenen Kitap Günleri, kasabamıza uzun zamandır özlediğimiz güzel bir etkinlik oldu. Okur yazar buluşmaları, söyleşi ve imza günlerinin yanı sıra Pazaryeri Camii’nin etrafında kurulan yayınevi stantları, rengârenk kitaplar ve kitapları ilgiyle inceleyen insanlar Alaçatı’ya adeta bir kültür şöleni havası yaşattı. Ülkemizin son yıllarda kadına şiddet, insanların birbirine karşı sertleşen dili ve ağır ekonomik koşullar nedeniyle zor günlerden geçtiği bir dönemde, insanların kitapların etrafında buluşması hepimize umut verdi. Çünkü kitap; insanı düşünmeye yönelten, sakinleştiren ve birbirini anlamayı öğreten en değerli dostlardan biridir. Bu festivalin en anlamlı taraflarından biri de çocuklara verilen önemdi. Anasınıfından ilköğretim çağına kadar birçok küçük kardeşimizin workshoplara katılması, birlikte üretmesi ve kitaplarla erken yaşta buluşması geleceğe dair umut vericiydi. Eğitimin ve kültürün temeli küçük yaşlarda ...
  Alaçatı’nın Yaşayan Hafızası Ömer Önal, Aziz Nesin’in Son Gecesini Anlattı -     Güncelleme: 10-05-2026  Paylaş Tweetle Paylaş Paylaş A A ObjektifÇeşmeHaber / Selma Artar Alaçatı Kitap Günleri kapsamında düzenlenen “Yerel Yazar Söyleşileri”, Alaçatı’nın tarihine, kültürel belleğine ve toplumsal dönüşümüne ışık tuttu. Yaahane Art’ta gerçekleştirilen etkinlikte, Alaçatı’nın tek kitabevi sahibi ve bölgenin simge isimlerinden Ömer Önal, edebiyat dünyasının usta kalemi Aziz Nesin ile yaşadığı unutulmaz anıları ve yazarın Alaçatı’daki son saatlerini anlattı. Hayat hikâyesini “iğneden ipliğe” sözleriyle özetleyen Önal, 1964 yılında Germiyan İlkokulu’nu bitirdikten sonra, annesinin imam ya da öğretmen olma isteğine rağmen terziliği seçtiğini söyledi. Çocuk yaşlarda terziliğe duyduğu ilgiyi anlatan Önal, sünnet kıyafetleri dikilirken duyduğu ütü kokusunun hayatını değiştirdiğini belirterek, “Ben terzi olmak istiyorum dedim” sözleriyle mesleğe başlangıcını anlattı. Ala...

ALAÇATI’NIN ÇÖZÜMLENEMEYEN KİMLİK KRİZİ

  ALAÇATI’NIN ÇÖZÜMLENEMEYEN KİMLİK KRİZİ Alaçatı bir eğlence kenti mi, yoksa bir dinlence kenti mi? Yıllardır soruluyor bu soru. Ama cevap hâlâ ortada yok. Belki de asıl mesele, bu soruya hiçbir zaman gerçekten cevap verilmemiş olmasıdır. Oysa Alaçatı’ya ilk yerleşenlerin kurduğu Alaçatı Koruma Derneği, bu soruya çoktan kendi cevabını vermişti: Alaçatı bir dinlence yeridir. O yıllarda sokaklar bugünkü gibi kalabalık değildi. Geceler, yüksek sesli müziğin değil; rüzgârın, taş duvarlara çarpan serinliğin ve dost sohbetlerinin sesine emanetti. Derneğin başkanı merhum Şevki Figen’di. Mimar Ahmet Palamutçu, Zeynep Öziş, İbrahim Topal, Metin Akalın ve bizler… Hep birlikte Alaçatı’nın ruhunu korumaya çalışıyorduk. Yüksek sesli müzik yapan işletmelerin kapısını çalardık. Sert bir dille değil; bir kasabanın hafızasını hatırlatan bir üslupla konuşurduk: “Burası bir eğlence merkezi değil, bir dinlenme yeridir.” Ve o günlerde bu söz karşılık bulurdu. Mekân sahipleri seslerini kısa...

HALDUN’UN ARDINDAN BİR KASABA HİKÂYESİ

  HALDUN’UN ARDINDAN BİR KASABA HİKÂYESİ Bazı insanlar ölmez. Sadece gözümüzün önünden çekilirler. Onları artık bir dükkânın önünde göremeyiz, bir sandalyede otururken rastlayamayız, bir telefonun ucunda seslerini duyamayız. Ama yine de gitmezler. Çünkü insanın asıl yeri, yaşadığı toprak değil, bıraktığı izdir. Haldun, işte o izlerden biriydi. Silinmeyen, üstü örtülemeyen, her hatırlandığında yeniden canlanan bir iz… Hayat bazen büyük cümlelerle anlatılmaz. Bir fırının önünde başlar. Sabahın daha aydınlanmadığı saatlerde, hamurun yoğrulduğu, ateşin yandığı, ekmeğin kokusunun sokağa yayıldığı o anlarda… Haldun’un hayatı da böyleydi. Babadan kalan bir meslek… Ama sadece devralınan bir iş değil, devam ettirilen bir emekti bu. Çünkü bazı insanlar iş yapmaz, hayat kurar. Ve o hayatın içinde alın teri vardır, sabır vardır, sessiz bir onur vardır. İnsan toprağa karışmaz sadece, yaşadığı yerlere siner... Haldun’u anlatırken sadece çalışkan demek yetmez. Çünkü o, emeği bir karaktere dön...

ALAÇATI’NIN BEŞİNCİ TARİHİNE DAİR

 ALAÇATI’NIN BEŞİNCİ TARİHİNE DAİR 2014 yılı, Alaçatı için sadece idari bir değişiklik değil, aynı zamanda hafızasında derin bir kırılma olarak yer etti. Büyükşehir yasasıyla birlikte belde belediyelerinin kapatılması, Alaçatı’yı bir mahalleye dönüştürdü. Bu dönüşüm, sadece bir tabela değişikliği değildi; bir kasabanın kendi kendini yönetme iradesinin elinden alınmasıydı. Alaçatı’nın kalbinde yer alan o tarihi belediye binası, yıllarca bu kasabanın sesi, sözü ve vicdanı olmuştu. Nikâhlar kıyıldı, kararlar alındı, tartışmalar yapıldı, umutlar büyütüldü. Ancak bugün o bina, kapıları kapalı, sessiz ve bekleyiş içinde. Bu binanın Diyanet Vakfı’na devredilmesi ise hâlâ birçok insanın zihninde cevap bulamayan bir soru olarak duruyor. Oysa ki bu yapı, doğrudan halkın iradesini temsil eden bir belediyeye aitken, neden yine kamusal bir ihtiyaç olan yerel yönetime değil de başka bir kuruma verilmiştir dönem İzmir Büyükşehir Belediye Aziz Kocaoğlu İzmir belediye başkanı olarak Cumhuriyet Meyd...