Ana içeriğe atla

HALDUN’UN ARDINDAN BİR KASABA HİKÂYESİ

 HALDUN’UN ARDINDAN BİR KASABA HİKÂYESİ

Bazı insanlar ölmez. Sadece gözümüzün önünden çekilirler. Onları artık bir dükkânın önünde göremeyiz, bir sandalyede otururken rastlayamayız, bir telefonun ucunda seslerini duyamayız. Ama yine de gitmezler. Çünkü insanın asıl yeri, yaşadığı toprak değil, bıraktığı izdir. Haldun, işte o izlerden biriydi. Silinmeyen, üstü örtülemeyen, her hatırlandığında yeniden canlanan bir iz…

Hayat bazen büyük cümlelerle anlatılmaz. Bir fırının önünde başlar. Sabahın daha aydınlanmadığı saatlerde, hamurun yoğrulduğu, ateşin yandığı, ekmeğin kokusunun sokağa yayıldığı o anlarda… Haldun’un hayatı da böyleydi. Babadan kalan bir meslek… Ama sadece devralınan bir iş değil, devam ettirilen bir emekti bu. Çünkü bazı insanlar iş yapmaz, hayat kurar. Ve o hayatın içinde alın teri vardır, sabır vardır, sessiz bir onur vardır. İnsan toprağa karışmaz sadece, yaşadığı yerlere siner...

Haldun’u anlatırken sadece çalışkan demek yetmez. Çünkü o, emeği bir karaktere dönüştürenlerdendi. Hiç “yoruldum” dediğini hatırlamaz insan. Ilıca ile Alaçatı arasında gidip gelen o yollar, küçücük bir motorun üstünde taşınan büyük bir hayat… Bunlar sadece çalışma değil, bir direnişti. Çünkü bu dünyada en zor şey, her şeye rağmen aynı doğrulukla devam edebilmektir. Haldun bunu yaptı. Sessizce, gösterişsizce ama dimdik.

Ve bir gün, takvim yaprakları 1 Mayıs’ı gösterirken Haldun aramızdan ayrıldı. Bu bir tesadüf müydü, yoksa hayatın ince bir ironisi mi? Çünkü 1 Mayıs emeğin günüdür. Ve Haldun, emeğin ta kendisiydi. Belki de hayat bazı insanları en çok yakıştıkları günde uğurlar.

Şimdi Haldun ne bir fırının önünde ne de o bildiğimiz sokaklarda. Ama her yerde biraz var. Bir ekmek kokusunda, bir eski dost sohbetinde, bir anının en beklenmedik yerinde… Ve en çok da 1 Mayıs sabahlarında.60 yıllık arkadaşım olan Haldun dostuma son görevimizi yaptık. Ne kadar dostun varmış arkadaşım.

Ruhun şad olsun Haldun…

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...