Ana içeriğe atla

Otuzbeşlik röportajım

Alaçatı'nın Kültür Sanat Bekçisi - Alaçatı Kitabevi 

Alaçatı’nın ilk kitabevi olan Alaçatı Kitabevi 1989 yılından beri hizmet vermekte. O dönem küçük şirin bir kasaba olan Alaçatı gibi, Alaçatı Kitabevi de mütevazi bir dükkanmış. Alaçatı turizm yolculuğuyla nasıl gelişip büyüdüyse, kitabevi de gelişmiş, büyümüş.

Restoran ve kafelerin arasında kültür sanat mücadelesi veren kitabevi, güncel romanların yanında bölge tarihi üzerine yapılmış araştırma kitaplarını ve yol haritalarını bulabileceğiniz çeşitliliğe sahip. Ünlü yazarların ve kitap kurtlarının bilindik adresi olan Alaçatı Kitabevi’nin bir başka özelliği de Dünyaca Ünlü Yazar Aziz Nesin’in son imza gününü yaptığı kitabevi olması. Ünlü yazarın imza gününde çekilmiş son fotoğrafı kitabevinin duvarında yer almakta. Nevi şahsına münhasır Ömer Önal, kitabevinin ve Alaçatı'nın dününü ve bugününü Otuzbeşlik'e anlatıyor.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kaynak: Alaçatı Kitabevi 


Ömer Önal sizi tanımak isteriz. Hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Benim hayatımı hep kokular yönlendirmiştir. Ortaokulda sünnetlik elbisemi diktirmek için terzi dükkanına gittim. Kemere takılan kenevirin ütüyle beraber çıkardığı kokusuna aşık oldum, terzi olmaya karar verdim ve terzi oldum.
  
81'de imamlar camide kavga ettiler ve Alaçatı'da ezanlar okunmadığı için iki üç kere ben okudum. Müftülüğe şikayet ettim ''Camide ezanlar okunmuyor, imamlar kavga ediyor.'' diye. Sonra beni imam yaptılar. Ben CHP'liyim diye benim arkamda namaz kılmadılar. 420 imza toplamışlar. Alaçatı Pazaryeri Camii'ne komünist imam tayin etti diye müftüyü kaymakamlığa şikayet etmişler. O zamanlar sıkı yönetim vardı. Müftü Bey "1480 sayılı maddeye göre toplu dilekçe toplamak yasak, hepsi içeri girer." dedi. Uğraşmak istemedim. 

1989'da Bülent Ecevit'in özel kalemi Remzi Özen buraya Belediye Başkanı olduktan sonra Alaçatı'nın çevresi değişmeye başladı. O güne kadar her aile bir ton tütün, 200-300 kilo anason üretiyordu.1989'da devlet "Sen 300 kilodan fazla tütün üretemezsin, sen de 100 kilodan fazla anason üretemezsin." dedi ve buradaki insanlar tarımdan geçinemez hale geldi. O zaman buranın nüfusu 6 bin civarıydı. 'Sadece tüketeceksin, üretmeyeceksin.' politikası geldi. 89'a kadar burası tütünü, tuzu, sakızı, anasonu, sebzesi, meyvesiyle ünlüydü. 'Ot festivali' de oradan çıktı. (Festivalin isim babası da benim bu arada.)

1989'da Belediye Başkan Vekili olduğum zaman; buranın Ortaokul Müdürü geldi "Okullarda kitap yok, devlet yetiştiremiyor." dedi. "Hocam madem öyle ben bir kitapçı dükkanı açayım." dedim. "Çok güzel olur." dedi. O zamanlar böyle değildi, Alaçatı'da yazın bile insan bulamazdınız. O gün eve geldim ve eşime "Şu iğne ve yüzüğü sakla, ben kitapçı dükkanı açmaya karar verdim." dedim. Çırağıma terzi dükkanımı bıraktım. Kitapçı dükkanım önce kırtasiye ağırlıklıydı. Birkaç tane de Aziz Nesin kitabı koydum. Kelime haznem azdı o zamanlar, millet vekillerine laf yetiştirmem lazımdı, başladım okumaya, o gün bu gündür okuyorum. 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kaynak: Foursquare

1996'da Alaçatı'yı Koruma Derneği'ni kurduk. Bir kadın yatırımcı Alaçatı'ya Meksika tarzı evler yapacakmış. Oturduk, konuştuk "Buranın mimari yapısına uymaz." dedik ve ikna oldu. Ardından belediye "Alaçatı sınırları içerisinde, bu mimari doku haricinde yapı yapılamaz." diye karar aldı. Ancak Alaçatı'yı Koruma Derneği tasfiye edildi. Daha sonra ben Alaçatı Sanat ve Kültür Derneğini kurdum. İyi bir dayanışma ortamı oldu. Alaçatı'ya yerleşen kültürlü insanlar buraya renk kattılar, son 5 seneye kadar güzel geldik. Kapitalizm buranın rant olduğunu anladı. İşin tadını kaçırdı.

Şu an Çeşme Güneşi gazetesinde yazılar yazıyorum. Belediye Başkanı yakın arkadaşım olmasına rağmen ben onu eleştiren yazılar yazıyorum.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kaynak: Alaçatı Kitabevi 
 
Kitapçılık yapmaya başladıktan sonra Alaçatı hakkında araştırmalar yapmaya başladım.


Bu araştırmalardan bize de bahsedebilir misiniz?

Alaçatı'nın toprakları çok verimli topraklardır. Alaçatı'da dünyanın en iyi anasonu yetişmekte ve bu bilgi Meydan Larousse'da geçmektedir. Çeşme kavunu da meşhurdur. Bu kavunların çoğu Alaçatı'da yetişiyor tabii. İlçe, Çeşme olduğu için Çeşme kavunu olarak geçer. Çeşme tütünü çok meşhurdur keza. 1800'den 1900'lu yıllara kadar dünyanın en güzel şarabı bu yörede yetişirmiş. Buradaki iskelelerden tüm Avrupa'ya şaraplar gidermiş. Bataklık kuruduktan sonra yazları denizin çekilmesinin ardından dünyanın en güzel tuzu da burada çıkıyormuş. Rumlar buraya 'ala sata' diyorlar yani beyaz tuz. Alaçatı adı buradan geliyor. Buradan giden Rumlar Girit Adası'nda ve Atina'da Alaçatılılar Derneği kurmuşlar.

1600'lu yıllarda güneyi bataklık olan Alaçatı köyü halkı sıtma ile savaşmaktaymış. Bataklığı kurutabilmek için Çeşme Kadısını aramışlar ve Aydın Valiliği'ne bir mektup yazmışlar. Aydın Valisi, Hacı Memiş Ağa'yı Alaçatı'ya göndermiş. Hacı Memiş buraya tekne ile gelmiş. O zamanlar deniz kıyısındaymış Alaçatı. Hacı Memiş bataklığı kurutma çalışmalarına başlamış. Fakat buradaki çalışanlarla bu işin olamayacağını anlamış ve 1830’larda Akdeniz, Ege adalarından Rum işçiler getirtmiş. Rum işçilerin burada kalmalarını sağlamak için arsalar vermiş. Yap, işlet, devret yapısında Rumlara binalar yaptırmışlar. Bataklık kuruduktan sonra Rumlar buraya yerleşmişler. 1800'lu yıllarda Alaçatı'nın Rum nüfusu 13.500'e ulaşmış. Yerli nüfusun erkekleri cephelerde savaşırken, Rum gençleri de bağlarda, zeytinliklerde çalışmışlar. Rumlar, Alaçatı'nın 7 tepesine sakız ağacı dikmişler. Bu sayede Sakız Adası dışında bir yerde Alaçatı'da sakız üretilmeye başlanmış. Yumru ve Buca Derelerinin yarattığı bataklığı kurutmak için Alaçatı’ya gelen Rum nüfusunun genellikle Sakız kökenli oluşu; tarım koşullarına uygun ürünlerin yetiştirilmesini ve ekonomik zenginliğin temelinin atılmasını sağlamıştır.

Bataklığın kurutulmasını sağlayan da sıtma belasının sonunu getiren de yine Hacı Memiş Ağa...

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Herkesi Alaçatı Kitabevi'ne beklerim, sohbete oradan devam ederiz.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...