Ana içeriğe atla

SİYASİ YAŞAMIM (11)


  S.H.P Parti binamızın açılışı, İzmir İl Başkanı Şeref  Bakşık’ın da katılıp kurdeleyi kesmesiyle çok kalabalık bir biçimde gerçekleşmişti.
 Artık toplantılarımızı kendi binamızda yapıyorduk. Meclis toplantılarına artık ben de S.H.P Belde Başkanı olarak katılıyordum. Belediyeye ait olan ses düzeninden ilanlarımızı yapıyorduk. Belediye Başkanı Muzaffer Baskıcı’ya ben dilekçemi vermeye gittiğim zaman memuru çağırıp “Bak, Ömer Başkan geldiği zaman ne işi varsa hemen yapın.” diye uyarıyordu. Muzaffer Başkan’ın bana karşı güveni tamdı. Ben de onu zor durumda bırakacak hiçbir şey yapmıyordum.

Muzaffer Baskıcı belediyeden çıktıktan sonra benim terzi dükkânıma uğrardı ve Alaçatı meselelerini konuşur ve tartışırdık. İzmir 2.Bölge Halkçı Parti Milletvekili Durçan Emir Bayer’in vefatı nedeniyle boşalan yeri, 28 Eylül 1986’da yapılan ara seçimlerden başarıyla çıkan Erdal İnönü doldurdu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmeye hak kazandı.

 SHP Genel Başkanı artık parlamentodaydı. Erdal İnönü, Genel Başkan olarak İzmir ilçelerine teşekkür ziyaretleri yapıyordu. Erdal İnönü Çeşme ve Alaçatı ziyaretlerine katılmak üzere program yapmıştı. Belde teşkilatı olarak hazırlıklarımızı yapmaktaydık. Erdal İnönü’yü teşkilat olarak Germiyan Köyü girişinde arabalarla kalabalık bir gurupla karşılamaya gittik. İlçe Başkanımız Sayın Faik Tütüncü oğlu, İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri, Belde Başkanı, Belde yönetim Kurulu Üyeleri, yeni ve eski partililerimizin katılımıyla oradaydık. Erdal İnönü tam söz verdiği saatte geldi.
 Erdal Bey, sempatik kişiliğiyle arabanın önünde oturuyordu, halkı görünce hemen oturduğu koltuktan kalktı ve ayakta bizleri selamlamaya başladı. Arabadan yapılan anonsta, “İlçe Başkanı ve Belde Başkanı otobüsün ön tarafına lütfen, Genel Başkan sizleri rica ediyor.” denildi. Faik Tütüncüoğlu, ile birlikte Erdal İnönü’nün yanına gittik.
 Genel Başkan Sayın Erdal İnönü’yü ilk defa çok yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Alaçatı ve Çeşme ile ilgili düşüncelerimizi anlattık. İlk olarak güzergahımız Alaçatı idi. Cumhuriyet Meydanı’nda, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün birlikte olduğu heykellerin önünde kısa bir teşekkür konuşması yaptıktan sonra, küçük bir Alaçatı turu yapıldı ve daha sonra Çeşme’ye geçildi. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...