Ana içeriğe atla

ANNEM VE BÜYÜKANNEM

Bugün Anneler günü. Benim üç tane annem oldu. Birincisi gerçek annem. Diğer ikisi ise manevi annemdi. Üçü de üzerime titrerdiler. Bende galiba biraz marazlıydım. Ya da çok ilgi gördüğümden olacak biraz da nazlı...Büyükannemi 09.09.1977’de, annemi 20.09.1997’de, süt annem olan Nedime Yengem’i daha sonra kaybettim. Üçünün de mekanları cennet olsun. Anneler için ne kadar da doğru bir söz. Benim annem de pek çok davranışıyla bu söze uygun bir kadındı. Ekmeğin, çöreğin yanık ya da pişmemiş yerini kendisi yerdi. Buna benzer olumsuzluklardan şikâyet ettiğini, sızlandığını hiç duymadım. Onun için yeter ki kimse huzuru bozmasın, kimse olur olmaz şeylerden yeter ki yakınmasın.
Çalışmaktan nasırlaştığı için midir?Elleri yanmazdı hiç. Bizim dokunamadığımız sıcak tencereyi rahatlıkla tutardı.Hangi bir özverisini sayayım?Hayatı boyunca bizleri rahat ettirsin diye çalıştı. Öküzlerimiz oldu küçük baş hayvanlarımız oldu. Öküzlerimizle çift sürmeye gider; tarlalarımızı nadas eder veya buğday, arpa, yulaf ekerdik.İneklerimiz vardı. Biz yatarken sabah erken kalkar ineklerimizin sütünü sağar ve yemlerdi. Hayvanlarımızın yaşadığı ahırları biz yorulmayalım diye altlarını gelberi ile temizlemiş olurdu.Bizlere yoğurt,peynirimizi hazırlardı.Bazen onu seyrederken saçlarının diplerinden akan terleri seyrederdim.–“Annem, sen çok yoruldun ver biraz da ben yapayım” dediğim zaman –“Sen git.Kahvaltın hazır.Kahvaltını yap.” deyip beni gönderirdi.
Nedime Yengem ise benim biraz yüzüm asık olduğunu görünce “Kim ne dedi sana?Söyle bakayım.Ben onlara gösteririm.” diyerek benim gönlümü alırdı. Yengem ben daha çok küçükken annemin yerine beni emzirirmiş.Ben bu insanların hakkını nasıl öderim? Büyükannem ona keza.Kimse bana evde yüksek sesle bağıramazdı. Bağıran olsa bile hemen söze karışır “Sakın ona bağırmayın.O tüyü bitmedik yetim” derdi. Babasız büyüdüğüm için beni hep kollardı.
Hiçbir ilaç; annelerin “Öpeyim de geçsin!” sözü kadar işe yaramıyor.
Anne elinden tüm dünyaya tutunur insan, o eli bir bıraksa bir ömür yutkunur insan. Bu sene sana gelemeyeceğim diye yanıp tutuşuyordum bu Corona virüsü nedeniyle. Corona günlerindealtmış gündür 65 yaşımı  geçtim diye sokağa çıkamıyoruz.Sağlık Bakanı yeni bir karar almış Pazar günü 11:00 ile 15:00 saatleri arasında dışarıya çıkış izni vermiş. Bir aksilik yaşamadıkça bahçemden topladığım çiçeklerle ziyaretine geleceğim.
Annem, Büyükannem, süt annem ve Dünya’daki tüm anneler; Anneler Gününüz  Kutlu Olsun…


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...