Ana içeriğe atla

SİYASİ YAŞAMIM(18)

25 yıllık Terzi Ömer, 1990’a geldiğimizde artık Kitapçı Ömer olmuştu.
 Alaçatı Uluslararası Gençlik ve Çocuk Festivali’nde çocukların tiyatroya gösterdikleri ilgiden çok etkilenmiştim. Bir gün, Belediye Başkan Vekilliği görevim sırasında, 15 Eylül Alaçatı’nın Düşman İşgalinden Kurtuluşu için daire amirleriyle hazırladığımız programdan sonra, Alaçatı Ortaokulu Müdürü Ahmet Yaşar Çağlaşan’la sohbet ediyorduk.  Ben, “Ahmet Hocam, çocukların ders kitaplarında sıkıntı var birçok kitabı bulamıyoruz.” dedim. Ahmet Hoca’m da “Sorma Ömer kardeşim, çocuklarımızın kitapları olmamasından dersleri boş geçiyor.” dedi. Ben hemen atıldım söze, “Hoca’m, ben bir kitapçı açmak istiyorum.” dedim. Ahmet Hoca’m da benim gözlerimin içine bakarak, “Hadi Ömer, çok güzel bir iş başarmış olursun.” dedi ve ekledi, “Çocuklar ve veliler kitaplarını Çeşme’den bazen de İzmir’den almaya çalışıyorlar. Bu yüzden sen kitapçı açarsan velilere ve öğrencilere çok büyük hizmet etmiş olursun.”
 Ertesi gün Ozan Kırtasiye sahibi İsa Atagöz’ün Çeşme’deki dükkânına gittim kırtasiye ve Kitabevi dükkanı açmak  istediğimi kendisine anlattım. Bir hafta gibi kısa bir sürede Kitabevi ve Kırtasiye dükkânımı açmış oldum. Dükkânımın açılışını da SHP  genel Başkanı Sayın Erdal İnönü Açmıştı. Allah gani gani rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun.
Erdal İnönü kitabevim'in açılışından sonra siftah yapmıştı. 
Sosyal Demokrat Halkçı Parti Belde Başkanı olduğum ilk yıllarda Terzi Ömer olarak işlerimin yoğunluğundan kitap okumaya zamanım ve böyle bir alışkanlığım da yoktu. Belde binamıza kültürlü insanlar geliyor, milletvekilleri, aday adayları gibi. Alaçatı’nın sorunlarını anlatmak onlarla sohbet etmek istiyorum fakat kelime haznem zengin olmadığından sadece onları dinliyordum.
 Bir gün terzi dükkanıma Aziz Nesin Vakfı’ndan gençler geldi. Aziz Nesin’in kitaplarını pazarlıyorlardı. Beni ikna ettiler ve Aziz Nesin’in tüm kitaplarını aldım. Terzi dükkanımın raflarına sıraladım, bir kısmını evime getirdim. Sabahlara kadar Aziz Nesin’in kitaplarını okudum. Daha sonraları İzmir’e gittiğim günlerde Konak Dost Kitabevi ve İleri Kitabevi’ne uğrayıp dünya klasiklerine yöneldim. İlk okuduğum klasik eser Dostoyevski’ye ait “SUÇ VE CEZA” idi.
 Kelime haznem yavaş yavaş artıyordu. İlk dönemlerde kitabevim-deki  roman sayısı ve çeşitliliği azdı, daha çok ders kitapları ve kırtasiye ürünleri satıyordum. Bir gün, üç kadın ve 8 yaşlarında bir çocuk girdi dükkânıma, çok az sayıda çocuk kitabı vardı. Çocuk bir kitap beğendi ve üç kadın sözleşmiş gibi aynı anda, “Aman aman! Sakın o kitabı alma.” dediler ve daha sonra başka bir kitap beğenip parasını ödeyip çıktılar dükkândan. Ben hemen, “Ne var ki bu kitabı aldırmadılar çocuğa?” diyerek okumaya başladım kitabı. Kitabın adı ”BİR SELİN VARDI” Kitap 100 sayfa kadardı. Bir anneyle, kız çocuğunun hastanede geçen kötü dönemlerini anlatıyordu. Kadınlara hak verdim ve o günden sonra çocuk kitaplarını seçerek aldım ve birçoğunu okuyarak velilere tavsiye etmeye başladım. Günümüzde de yine okumadığım kitabı çocuklarımıza önermiyorum. O kadınların göstermiş olduğu tepki bana büyük bir ders olmuştu.
 Bu arada imamlar olmadığı zaman camide imamlık da yapıyordum. Ezanları çoğu zaman imamlar bana okutuyordu. Yakın dostlarım ölmeden önce bana vasiyet ederdi, “Ben ölürsem benim selamı sen ver.” derlerdi. Garibanların İmamı idim. Dükkânıma sağcısı da solcusu da gelirlerdi. Halk adamı olmayı kendime rol model belirlemiştim. Bu gün de öyle olmaya çalışıyorum. Memleketimize hizmet etmek için uğraşıyorum ne kadar yapabiliyorum bilmiyorum ama caddelerde yürürken halkın bana gösterdiği ilgiden az çok anlayabiliyorum. Bu yaşantımı bir yerlere geleyim diye de yapmıyorum. Benim yaşamım böyle. Hep dürüst siyaset yapmaya çalıştım. Başarı kendiliğinden geldi ben fazladan bir iş yapmadım.
 Daha önceki yazılarımda yazdım, ben hiçbir göreve talip olmadım, hep “Bu görevi sen yaparsın.” dediler, halkım beni bu görevlere getirdi. Şükran ve minnet borçluyum halkıma.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...