Ana içeriğe atla

ABLAMA MEKTUP

Selam biricik ablacığım. Bu mektubumu sana saat 19:30’da yazıyorum. Bugün 14.06.2020 Pazar seni saat 13.50’de toprağa verdikten sonra, ablacığım; seni toprakla buluşturduk. Sonra tahtadan evinin üstüne hasırlar konuyor ya hani herkes yarış halinde “küreği yere bırak” diyerek ne kadar çok toprak atarsam çok sevap kazanırım düşüncesi. Üstüne toprak taneleri gelmemiştir inşallah ablacığım. Eğer geldiyse çok üzülürüm.
Ablacığım dün gece iki tane melek seni yeni yaşamına götürmek için geldikten biraz sonra biricik kızın Dilek saat on iki elli dokuzda aradı beni. Annemi götürdüler diye. Yanına nasıl geldiğimi anlamadım. Ben geldiğimde sen sessizce yatıyordun, yüzün de örtülüydü. Yanaklarını okşarken hiç tepki göstermedin. Belli ki yeni yaşamında mutluydun. Ablam; ayrılık çok zor. Daha ilk günden seni özledim. İlk günden anılarımızı hatırlamaya başladım. Ben dünyaya geldiğimde sen dokuz yaşındaydın. Çocukken bile o güzel gözlerine baktığım zaman huzur buluyordum. Altmış yedi sene yaşamımda birbirimizi hiç kırmadık. Yolda yürürken düştüğümde beni sen kaldırırdın. Dizlerim yaralandığı zaman yaralı dizimden öperek “Bak geçti, ablalar öpünce yaralar iyileşir.” derdin. Ve yaralarım hep iyileşirdi ne güzel merhemdin yaralarıma...
Alaçatı’daki evimizde tütün dizerken önümdeki tütün tapalarını alır, benim yorulmamı istemezdin. Sinemaya gideceğim zaman bana sinema parasını sen verirdin. Gündüz matinelerinde birlikte sinemaya giderdik. Bazen korku filmlerinde sana sığınırdım. Beni iki kolunla sarardın ve ben çok mutlu olurdum.
Yetmişli yılların başında terzi çıraklığı yaptığım Tilkilik’te çalışmaya başladığımda sen İzmir’deki evinde aylarca ağırladın beni. Bir gün bile bana surat asmadın.
Biricik eşin Eşref Hoca ile Alaçatı’ya geldiğinizde dükkânıma uğrar, saatlerce sohbet ederdik. Bir yıl öncesine kadar sağlıklı olduğun günlerde babamızdan kalan arazide birlikte diktiğimiz zeytin ağaçlarına gider, babamızın hatıralarını konuşurduk. Hatırlar mısın tarlaya giderken evinin bahçesinden nergis soğanlarını söküp kardeşinin tarlasına diktiğini? Ya babamızın mezarına diktiğin nergis çiçeklerini?
Bayram arifesinde babamızın mezarına gidip mezarını boyadığını, bir kavanoz su ve çiçekler bıraktığını… Ablam! Canım benim. Seni mezarlıkta bıraktıktan sonra çocuklarımla beraber babamızın yanına gittik. Mezarın üstünde kurumuş otlar vardı. Kızım Berrak’a Rizan Ablam hasta olmasaydı babamın mezarı yemyeşil olurdu dedim. Kızım da bana “En yakın tarihte gelelim, dedemin mezarına çiçek dikelim” dedi.
Biricik Necdet ablama, babama, kardeşlerine ve tüm bizleri yalnız bırakan sevdiklerimize selam ederim! İnanıyorum ki seni orada Necdet ablam, Ahmet Ağabeyim ve diğer kardeşlerimiz çok güzel karşılayacaklardır. Başta söylediğim gibi seni şimdiden çok özledim. Seni hasretle kucaklıyorum. Çocuklarını yürekten kutluyorum seni çok güzel baktıkları için. Çünkü sen buna layıktın. Hoşça kal biricik ablacığım. Arada bir sana yazarım. Eşref Hocama da çok selamlar...

“Dünyada sizi annenizden sonra en çok seven bir başka kadına abla denir.” 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...