Ana içeriğe atla

ANNEM

Annemin dünyası bir başkaydı.Hayata hep pozitif bakardı.Corona günlerinde yine gelgitlerdeyim...Çekiyorum kendimi gecenin derinlerine. Annemin bana bakan gözleri geçiyor gözlerimin önünden, o güzel kahverengi gözleri dünyaya bir başka bakardı.Gölgesi bile başkaydı. Yolda yürürken siyah feracesiyle onuizlerdim. Hep gölgesinde yürümeye çalışırdım.  Yanında yürürken bile “hadi yetiş bana arkamda kalma ! deyip yanında yürüdüğüm zaman bile benim hep saçlarımızı okşardı. O günler hep gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçer.Arada bir daralıyorum.Annem ebediyete göçeli yirmi üç yıl olmuş.Yazarken yine gözlerim dolu dolu.
Annem gideli hep aynı iklimdeyim.
Kısa konuşurdu ve öğüttü her sözü. "Adam olmak zordur, eşek olmak çok kolay! Önünüzde yol, siz seçeceksiniz." İlk aklıma gelenler. Annemle iki arkadaş gibiydik. Söylediği her sözü beynimin bir köşesine yerleştirirdim. Korktuğumdan değil onun herşeyin iyisini bildiğine emindim. Ve hep başım önde, çıt çıkarmadan, pür dikkat kesilerek dinler, sonrasında uzun bir sessizliğe gömülürdüm.Çevresinde saygı duyulan, sert mizaçlı biriydi. Çekinildiği kadar da sevilirdi.
Onun sert görünüşü altındaki sıcacık yüreğine sığınıyorum bu gece . Her karanlıkta boğulduğum zamanlarda olduğu gibi.Her hayal kırıklığı sonrası kendimi odama kapadığımda, annemle yüksek sesle konuşur, teselliler yollardı başucuma.  Dünyanın bittiğini sanıp gözyaşlarına boğulduğum o anda beni yaşlarından kurtarıp gülücükler bırakırdı yanaklarıma. Kendi kendime "Buannem var ya" der derin bir uykuya dalardım huzur içinde.Benim bilmediğim ne çok şeyi bilirdi ve ben bunları hep sonradan anlardım, çokbilmişliğimi bir kenara fırlatarak.Hüzün uyurdu gözlerinin derinlerinde ve çok  bedeller ödemişti hayatla mücadelesinde. İnanın annem diye söylemiyorum; o mükemmel bir kadındı. Bir kadın hem bu kadar sert görünüp hem de bu kadar çok sevilebilirmiş, en zoru annem başarmıştı.O bana hep bir sanat öğren, elinde altın bileziğin olsun derdi.Ben de annemin bu öğüdünü dinledim ve terzilik mesleğini öğrendim. Hayatım boyunca ekmek paramı hep mesleğimle kazandım. Annem de  ben mesleğimle ekmek paramı kazanırken “Bak!Anne lafı dinledin mi, kimseye muhtaç olmazsın” sözleri hep kulaklarımda çınlar.
Yüreğini yaşadığı koca acıları öğütmüş tecrübeler onu daha da mükemmel bir insan yapmıştı.Kahverengi gözlerinde mavi umut saklı anneciğim; seni yirmi üç yıl önce kaybetmiştim. Seni çok seviyorum rahat uyu.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...