Ana içeriğe atla

ABLAMA MEKTUP (2)

Merhaba abla. Bugün senden ayrılalı tam otuzaltı gün oldu. Bir dakika bile seni anmadan günlerim geçmiyor. Seni ne kadar çok seviyormuşum meğer. Ne kadar çok sevenin varmış. Dünyayı saran bu lanet Corona virüsü nedeniyle bir çok arkadaş ve dostların katılamamasına rağmen, yeni yaşamına yolcu ederken çokça sevenlerin seni uğurlamaya katıldılar. Katılan, katılamayan dostlarımıza acımızı bizlerle paylaştığı için çok teşekkür ederim.

Ablam; anne-babamızla, çok sevdiğimiz büyükannemiz ve de biricik eşin Eşref’inle buluşabildin mi? Mehmet Dayı’nın kızları corona virüsü nedeniyle 65 yaş üstü olduklarından uğurlamaya gelemediler seni ama hepsi Rıza Dayı’nın çocukları torunlarına kadar bana başsağlığına geldiler. Seninle yaşadıkları hatıraları andık. Mehmet Dayımızın kızı Ülkü Abla, kızını Hacer’le beraber gönderip bana başsağlığı dileklerini iletti. Dün kızın Dilek’i aradım. Kırkıncı günün nedeniyle sana hayır lokması döktürecekmiş. Ablam buraları soracak olursan değişen hiçbir şey yok. Corona virüsü halen devam ediyor. Her gün dükkânıma giderken maskesiz gitmiyorum. Senin yanına arkadaşlarımla geldiğim zamanlar senin güzel sohbetlerini dinleyenlerle bir araya geldiğimiz zaman hep senden söz ediyorlar. Senin zaten çok misafirperver olduğunu biliyorum. Bu yüzden bunları sana yazıyorum. Yakın zaman önce beraber diktiğimiz ailemizden miras kalan Kaçeli tarlasındaki zeytin ağaçlarımın birine senin adını, diğerine ise eşin Eşref’in adını verdim. Eşref Hocamla yine yan yanasınız. Seni özlediğim zaman isminizi taşıyan ağaçlara bakacağım artık. Onları yalnız bırakmayacağım. Tıpkı tarlada zeytin fidanlarını birlikte dikerken bana gösterdiğin ağaçlara Babamız ve ablamız Nezahet’in diktikleri ağaçlara onların adını verdiysem diğer ağaçlardan ikisine de sizi adınızı verdim. İzin alamadım senden ama artık kusuruma bakmazsın. Biliyorsun sen de çok severdin zeytin ağacı dikmesini. Ablam sen Çevreyi, doğayı, çok seven biriydin İlçemizdeki çevremizi korumak için yaptığımız her eylemlerde yanımızdaydın. Katkıların için binlerce kez teşekkürler.

Ablam daha çok yazmak istiyorum ama seni yormayım ve çok uzun olmasın istedim yazım. Gittiğin yerde buluştuğun tüm dostlarına selamlar…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...