Ana içeriğe atla

HASAT ZAMANI (YAŞANMIŞ ANILAR!

Hasat zamanı buğdayı tarladan harmana indirecekler. Düvenlerle ezilen başaklardan ayrılan buğdayın samandan da ayrılması için harman makineleri kurulacak türküler eşliğinde. Kışa hazırlık yapılacak, bir karınca kararlılığında. Çocuklardan eli çubuk, değnek tutanların bir kısmı kuzu veya büyük baş hayvan peşinde koşuşturacaklar. Daha küçük olanlar ise oyunlar oynayacaklar, salıncaklarda sallanacaklar ve yaramazlık yapıp tedirgin edecekler herkesi. Bu arada güneş de yükseldi adam akıllı. Can geldi dağların yamaçlarına. Şimdi kocaman bir taşın başına otur, kapat gözlerini ve alabildiğine sınırsız boşluğa kulak kesil. Çekirgelerin çıkardıkları bitmez tükenmez sesler, kuşların cıvıltısıyla birlikte çan seslerinin eşlik ettiği kaval seslerini de alarak derede akan suyun sesine karışmakta. Böylece doğada oluşan bu muhteşem senfoni, dinlemeye doyulmayan bir lezzet yaratıyor, ruhlara şifa niyetine.
Öğlen saatleri olunca sürü, çoban ve köpeklerinin eşliğinde ağıla geliyor sağılmak üzere. Kadınlar ellerinde saplı büyük bakır bakraçlarla koyunları sağma telaşında. Huysuz koyunlar için yardım isteniyor aile bireylerinden. İnce sicim gibi bakraçlara süzülerek akan sütün sesi geliyor her yerden. “cıvvvsssvs, cıvvvssss!” Gölgeler uzamaya başlamadan davar tekrar otlağa doğru yola koyulunca, bu kalabalık, yerini bir daha sessizliğe terk edecek elbette! Bakraçlar dolu dolu aktarılıyor büyük kazanların içine. Süt kaynayıp türlü mahsül olarak sofralarımıza gelecek kış boyu. Tereyağı olacak bir benzeri olmayan. Peynirin salamurası yapılacak, uzun süre saklanabilmesi ve bozulmaması adına. Çökelek de olacak uzun kış akşamlarında, kızgın sobanın üzerinde, kızartılan tarafı az ısıtılmış tarafından katlanan yufka ekmeğin arasına dürülecek ve elma, kaysı, kuşburnu kokteylinden yapılan hoşafa yoldaşlık etmesi sağlanacak.
Yemek de yenecek öğlen vakti elbette. Mutlaka bulgur pilavı olacak, az sulu kıvamında. Yanında varsa yeşil soğan, ne âlâ! Ama illaki yoğurt olacak hepsinin yoldaşı. Yoğurt, az dibine yanmış tadıyla yaylanın bir numarası. İster özeme yap, bakır tasın içinde. Köyden gelenler de var bu arada bir saatlik mesafeden. Gelirken yaylada kalanların ihtiyaçlarını getiriyorlar. Giderken de yayladaki üretimi köye taşıyorlar, kilerlerde saklamak üzere. Yaylaya gelenin gidesi yok. Derin bir vadinin yamaçlarında, dağın bağrındasın. Öteye git, diyen yok; malın, davarın ekinime ziyan etti, diyen bulamazsın.
Gölgede üşürsen güneşe, güneşte yanarsan bir koyu gölgeye at bedenini. Hem aklın dinlensin, hem bedenin. Yaylada ikram da gani. Yediğin önünde, yemediğin ardında… Medeniyetin ayak basıp kirletmediği bu topraklardaki her şey organik. Sohbetler de öyle. Türküler bir başka otantik köylüce, köylüye göre hasret ve özlemlerini içten içe yaşayan, içinden tütmeden yanan duygusal birikimlerinin dışa vurumu tamamı. Televizyon yok, gazete yok, radyo yok… İnsan diğer insanlarla, daha da olmadı kendisiyle baş başa. Her şey kendisinden, her şey kendisine göre, hepsi kendisi için.
İkindi vakti geliyor. Akşama saatler kala, güneş sırtımızdaki dağın arkasında yavaş yavaş süzülerek kayboluyor, gece misafir edileceği uzak gurbetlere doğru. Alacakaranlık vaktinden biraz sonra sürü gelecek.
 Kadınlar bir kere daha koyunlardan süt alacaklar aynı seremoni eşliğinde. İnsan memnun da aldığı sütün tadından, acaba koyun razı mı canında taşıdığı sütünün sağılmasından? Elbette değildir. Dağların yamaçlarında beslenip biriktirdiği süt yavrusu içindir. Tüm anaların ortak gayretlerini anlatan. Ne var ki, insan da akşam sütünün tamamını sonuna kadar almaz koyunlardan. Yavrusuna yetecek kadarını bırakır anacığının göğsünde. Koyunların sağılması tamamlandıktan sonra, dağın bir yamacında bekleşen kuzular salınır analarının kollarına. Akşama kadar dağda en yeşil ve taze otlarla beslenseler de analarının sütü gereklidir her birine. 
Kuzular kapıdan davarın olduğu alana girdiğinde bir feryat bir figan kopar analı-kuzulu. Kuzu seslenir anası duysun diye, ana seslenir yavrusu bulsun diye. O ne hengâmedir, o ne gayret ve özlemle karışık hasret. Manzaraya dikkatlice bakıp insana göre düşündüğünüzde olayı, iki damla gözyaşı süzülür göz pınarlarınızı yakarak yanağınızdan aşağı. Bir insan evladının üç yaşına kadar anne sütü aldığını, bir nevi beslenmesinin de çocuğun sağlığının temel taşı olduğunu kabul ettiğimizde, diğer canlılar bakımından da anne sütünün ne demek olduğunu anlarız mutlaka. İşte bu anlayış çerçevesinde, kuzular gün boyu annelerine kavuşmanın heyecanının yanı sıra, anne göğsünden emecekleri sütün iştihası ile dalarlar sürünün arasına. Kimisi mahir çıkar, derhal bulur anasını onca kalabalık arasından. Kimisinde ise anası kuzusunu, kuzusu da anasını arar üzgün ve telaşlı meleşmeler arasında. 

Kalın sağlıcakla….                                                                                                     
                                                                                                      

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...