Ana içeriğe atla

YAŞAMDAN KESİTLER!

Çocukluğumu düşündüm. Küçük şeylerle ne kadar çok mutlu olduğum o günleri. Öyle büyük hayallerim varmış gibi gözüken, oysa ki çok sıradan hayallere sahip olduğum çocukluk günlerimi. Bazen bir uçurtma, bazen bir kıyafet ya da bir futbol topuna sahip olabilmekti hayallerim. Kendimi evrenin merkezinde olduğumu hissettiğim ama aslında hiç kimsenin umurunda olmadığı, buna rağmen umut fidanlarımın yeni filizlenmeye başladığı, gerçek dünyayla tanışmamış olduğum günleri. Bugün kâğıttan kayık yaptım suya bıraktım. Önce biraz uzaklaştı sonra da su alıp battı, gözden kayboldu. Kâğıttan uçurtma yaptım, uçurdum; önce birkaç metre havalandı sonra da yere çakıldı. Yok olan umutlarım, yerlerde sürünen hayallerimi hatırlatırcasına. Artık çocuk değildim, koca adam olmuştum.
Sözüm ona ama küçükken usta olduğum kâğıt sanatını kullanma yeteneğimi bile kaybetmiştim. Oysa benim bütün umutlarım terzilik imiş. Bu yolda yirmi yedi yıl terzilik mesleğimi yapmışım. Zaman insafsızca davranmıştı, bir baktım yolu yarılamışım. Yolun uzunluğunu bilmeden yolun yarısından bahsetmek ne kadar mantıklı onu da bilmiyorum ya! Biz zaten hep yürüyoruz, yolun sonunu düşünen kim? Bizim için önemli olan yolun ne kadar engebesiz olduğu. Yol üzerinde bırakılmış küçük süslü armağanları amaç edinip onlara ulaşma hevesiyle gecemizi gündüzümüze katıp çalışıyoruz ve hiç dönüp arkamıza bakmıyoruz. Geldiğimiz yolda arkada bıraktığımız sevinçlerimizi, mutluluklarımızı, hüzünlerimizi, hayal kırıklıklarımızı, başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı. Hep ileriye bakıyoruz, ulaştığımız yolun kenarında bırakılmış armağandan sonra daha ötedeki biraz daha büyük armağana ulaşma çabasıyla ilerliyoruz durmadan. Oysa Alaçatı, gibi güzel Belde’mizde Çeşme’de, ne sevgilere tanıklık ettik, kaç gönlü hoş ettik, nice dostluklar yaşadık. Oysaki bazen bilmeden ne kalpler kırdık? Kaç arkadaşlığı yıprattık hoyratça?  Nice gözyaşı döktürdük, umursamadan. Ama hayat geride bıraktıklarını düşünmek yerine hep daha çoğunu isteyen ve bu uğurda durmadan çalışanları armağanlarla mükâfatlandırırken siz de haklısınız, ben de haklıyım geçmişin toz dumanlı yollarını düşünmemekte. İlerliyoruz hayat denen bu yolda; bazılarımız ışık hızıyla, bazılarımız uçakla, bazılarımız herhangi bir vasıtayla, bazılarımız yaya. Hayat herkese eşit davranmıyor anlayacağınız. Herkes hak ettiğini buluyor da diyemiyoruz, hak edilmeyeni hak görüp sahiplenenleri gördükçe. Yol kenarında duran gülü koklamaya çalışırken elimize batan dikenle kanayan elimize şaşırmamayı öğretti hayat bize. Hayat yolunda bazen sürünerek, bazen emekleyerek bazen de koşarak ilerleyeceğimizi ve bunun talihle alakası olmadığını, aldığımız kararların doğruluk oranıyla ilgili olduğunu öğretti hayat bize. Ayağımıza takılan bir taştan sonra eskisi gibi olmazsa da er ya da geç ayağa kalkacağımızı ama doğru insansan o taşa başkasının da ayağının takılıp düşmemesi için yolda atmamız gerektiğini öğretti hayat bize. Âmâ hayat bize, son düzlükte hızımızın artmak yerine giderek düşmesi gibi bir sürpriz hazırlarken ve son birkaç metrede aniden gökyüzüne doğru yükselecekken biz hala en zinde, güçlü olduğumuz dönemde yol kenarındaki o küçük armağanlara kanmamayı öğretemedi, öğrenemedik. Öğrenemedik adam gibi sevmeyi, sevilirken şımarmamayı, affetmeyi, affedilmeyecek hatalar yapmamayı, olduğumuz gibi görünmeyi ya da göründüğümüz gibi olmayı, değmeyecek insanlar için gözyaşı dökmemeyi, gözyaşı döktürmemeyi…

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...