Alaçatı anlatılmaz yaşanılır, hissetmek gerek.
İster lacivert soğuk denizi konuşalım, ister üç tepe altı mahalle… Her bir
köşesini ya da esen rüzgârını! Dünyanın bu eşsiz kasabasını yudum yudum
teneffüs etmek bu güzelliğin hakkını vermek gerekmez mi? Var mıdır sahi dünyada
bir eşi? Hiç zannetmiyorum. Her yeni görenin hayranlığı ve methiyesi bunu
göstermiyor mu? Şu gizemli dört değirmenini efsane tebessümü insanı alıp İzmir’in
Alsancak’ına sürükleyişi duygu ve düşünce dünyanızın nasıl güzelleştirdiğini
anlatamam size. Martılarını konuşalım, güvercinleri unutmayalım bu Kasabanın, Bundan
böyle ister deniz trafiğinin görülmemiş enerjisini, uluslararası geçişlerden
hat vapurlarına, balıkçı sandallarına kadar öylesine çok geniş bir yelpaze ki
anlat anlat, ne biter ne de yeterlidir. Yaz ve kış mevsiminde yaşamalı diyorum Alaçatı’nın
mavinin tonları ile cumba ve pencerelerinin renginin uyumunu. Alaçatı’ya unutulmaz
bir bahar havası yaşatıyor ki, muhteşemdir tek kelimeyle. Alaçatı; o güzel dar
sokakları sayesinde tarihi dokusunu bozmadan yaşatan, ferahlatan gülümsemesi
olmasa dayanılır gibi değil. Dünya ülkelerinden gelen turistlerin bile
hayretini çekmektedir. Ne var ki hangi olumsuz zor şartlar göz önüne gelirse
gelsin, şehrin sevimli martılarının her zamanki melodik şirinlikleri hiç
durmadan devam eden yaşama mücadelesi ve mavi suyla olan sevinçleri unutturuyor
sıkıntıları. Hatta insanı yeniden hayata bağlıyor. Bu şiir Alaçatı’da insanlar
her zaman anlaşır günlüklerini yaşıyor çabalıyor küçük dünyalarıyla tutunmaya
çalışıyorlar.
Kalın sağlıcakla…
Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...
Yorumlar
Yorum Gönder