Ana içeriğe atla

MUTLU OLMAK İSTİYORUM


İnsanlık, çağlar boyunca mutlu olmanın peşinde koşup, mutlu olacağına inandığı olgu ve oluşumların olabilirlik ihtimaline uzak ya da yakın mesafede olduğuna bakmaksızın kendi önüne hedef olarak koyup, o yeni hedeflere ulaşmak için sürekli bir mücadele vermiştir. Ancak her nedense elinin altında olan ve her an ulaşabileceği mutlulukları, ya fark edememiş, ya da yeterince önemsememiştir.
Ben de yıllarca yapmış olduğum işimden hep mutlu olmuşumdur. Ta ki geride bıraktığımız beş yıl öncesine kadar. Son beş yıldır işimin başında olduğum günlerde sağımda bir meyhane, solumda bir meyhane akşam saat 19:00’dan 00:00’ye kadar yüksek volümlü müzik yaparak çok gürültü yaratmaktalar. İnsan mesleğinden nasıl soğumasın? Kendi kendime: “Olsun! Üç ay değil mi bu? Sık dişini. Nasıl olsa üç ay çabuk geçer” diye mutlu olmaya çalışıyorum ama yine de mutsuzum.
 Geçtiğimiz günlerde dükkânımın önünde imza günü düzenledim. İmza gününden iki saat önce iki mekân sahiplerinin yanlarına gidip arkadaşlar çok yüksek volümlü müzik yapıyorsunuz bu akşam sizlerden çok rica ediyorum, saat On’a kadar kısık müzik yapar mısınız? Diyerek ricada bulundum. İki mekân sahibi de tabi Ömer ağabey, sen rica edersin de biz müzik sesini kısmaz mıyız hiç? diyerek bana lütufta bulundular. Ama saat yirmi birde müzik sesi yine tam gaz açıldı. Yazarla konuşmalarımızı bağırarak yapsak da anlaşamıyorduk.
 Peki, ben nasıl mutlu olurum diye tekrar düşünmeye başladım. Mutsuzum arkadaşlar, mutsuzum. Kitaplarım olmazsa ben yaşamayım daha iyi diye stresten karın ağrılarım başlıyor. Ne yapayım arkadaşlar pes mi edeyim yenildik mi diyeyim. Evet artık pes etmek istiyorum. Alaçatı’da kaç tane kitapçı dükkânı var? On bir bin nüfuslu Alaçatı kitapsız mı kalsın? Kitabevimi yeni gören okurlar “Aman ne güzel bir kitapçı bulduk” diyerek “Ne olur bu dükkanı yaşatın” diyorlar. Nasıl yaşatırım bu gürültü içerisinde, imkanı var mı?

Dün akşam komşu meyhane sahiplerine tekrar ricada bulundum. Biraz müzik sesini kısar mısınız? diye bana ne desinler beğenirsiniz?  “Ömer ağabey çok haklısın ben kısık sesle müzik yapmak istiyorum fakat diğer arkadaşlar müziğin sesini açıyorlar müşterilerim biz sizin müziğinizi dinlemek istiyoruz biraz daha sesini açar mısınız dediklerinde ben de müziğin sesini mecburen yükseltiyorum.” Diğer mekân sahibine de gittim bak arkadaşlar siz yüksek müzik yaptığınız için benim komşum da mecburen sizin müziklerinizi bastırmak için müziklerinin sesini açıyorlarmış dedim. “Ömer ağabey onların canlı müzik ruhsatları var onlar açmasın biz de açmayız” dediler. Yani benimle futbol topu gibi oynuyorlar. İşimi çok seviyorum, işimden çok mutluyum. Elim ayağım tutana kadar Kitabevimde mutlu olmak istiyorum. Herkes de mutlu olsun. Çeşme’de yaşayan bizler, birbirimize saygılı olursak neden mutlu yaşamayalım?













Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...