Ana içeriğe atla

ÇAĞLAR BOYU ALAÇATI!

Alaçatı’nın coğrafi konumu nedeniyle, ilk bilinen tarihinin Erythrai ile paralel olduğu söylenmektedir.. Eski bir İyon şehri olan Erythrai (Bugünkü Ildırı) sınırları Alaçatı’yı da kapsamaktadır.

“İsmini kırmızı ve kırmızının tonlarından alan ‘kırmızı şehir’ Erythrai de ilk yerleşim tunç çağında olmuştur” (2).  İlk MÖ 3000 yılında Girit’ten gelen Kolonistler, bu günkü İzmir –Çeşme karayolunun 60. kilometresinde bu bölgeye yerleşmişler ve zamanla gelişip Atina ve Isparta birliğine katılmışlardır. Daha sonra yine “MÖ 494 yılında bu sefer atik Delos Deniz Birliğinde yer almışlardır”(3)

6.ve 5.yy. ‘da çok zenginleşen bu kent, ne yazık ki tüm gücüne rağmen büyük İskender’e yenilmiştir. İskender’in ölümüyle belli bir boşluk devresinin ardından Kent Galant istilasıyla bağımsızlığına kavuşmuş, ancak; Bergama Krallığının ilhakından da kurtulamamıştır.

Ayça ADALILAR’IN derlemesine göre ; “Heredot’un ünlü eserinden Anadolu’nun Lydia bölgesinde Kral Atys zamanında şiddetli açlık göstermişse Kral ahalinin açlıktan kuruduğunu görerek halkını ikiye ayırmış ve oğlu Thyyhenos’a açlığa karşı göçten başka çare olmadığını anlatmıştır. Bunun üzerine ilk İzmir’e gelen Thyyhenos ve halkı buradan, o zaman sandal ağaçlarıyla kaplı olan, Alaçatı’ya gelmiş ve burada ALACİK denilen geçici çadırlar kurmuş, sözü geçen ağaçlarla gemiler inşa ederek Akdeniz’e açılmışlardır.

“O zamanlar sırıkların çatışmasıyla kurulan bu konik çadırın üstü ve etrafı Karaçam veya Kayın kabuğu ile örtülmüş veya zamanla uçları deri sırımlarla birleştirilmiş, bu altı sırıkndokuma veya kilimle kaplanmış ve Alaçatı’nın tarihte ilk olarak Alacik adlandırılmasına neden olmuştur”(3).Hellanikos’a göre Pelasglar Akdeniz’de İtalya’ya yerleştikten sonra Thyrrhen (Etrüsk)adını almışlardır. Lesbos’lu Myrsilos’a göre ise Thyrrhen’ler Alacik’ten sonra Pelasglar adını alarak Sakız, Limni ve İmras’a ulaşmışlardır”

Alaçatı Erythrai sınırları kapsamında Bergama Krallığı vasiyeti ile Roma’ya bağlı sayılmış ve Erythrai tarihine paralel olarak önemini yitirmiştir. Roma’nın Anadolu’daki bu gücü ancak 300 yıl kadar sürmüş ve neticede göçlerin ve isyanların da etkisiyle Hıristiyanlığın ikiye bölünüşünde, Bizans İmparatorluğu sınırları içinde kalmıştır.

Bizans yönetimi altında Alaçatı köy mahiyetinde olup, önemini iyice yitirmiş, daha sonraları Erythrai sınırları içinde Ephesos’a bağlı piskoposluk olmuştur.

1071 Malazgirt zaferi ile Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyeti dalga dalga Marmara ve Ege denizine kadar ulaşmış ve buraları zamanla Türkleştirmiştir. 11. yy. da bu ismi geçen bölgedeki dominant güç olan Aydınoğluları Beyliği, Bizans fetihlerini Çaka Bey yönetiminde gerçekleştirmiş ve merkez olan “Livai Aydın’a bağlı İller içinde Birgi, Tire, Güzel hisar ayarı, Sultanhisar’ı, İzmir Karaburun ve Çeşme’yi ”(6) katmışlardır.

Yaklaşık 200 yıl kadar süren Bizans beylik çatışmaları sonunda, 1317 de bu günkü İzmir İl sınırı içindeki Kadife Kale’nin Mehmet bey’ce Fethi resmi olarak kaynaklarda belirtilmiştir. Ayrıca 1327 ve 1328 yıllarında İzmir ili ve dolayısıyla Alaçatı Umur Bey tarafından Aydın oğulları’na bağlanmıştır.

1389–1390 yıllarında Aydın ili ve topraklarının Osmanlılara geçmesiyle, Alaçatı dahil tüm bölgedeki limanlarda, Venedik ve Cenevizlilerle ilişkiler başlamıştır. Ancak Alaçatı, İzmir İli tarihi paralelinde, resmi olarak Osmanlı yönetimine 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra geçmiştir. “1425-1426 yıllarında kaynaklarca bu bölge ALACA- AT olarak Osmanlı topraklarına dâhil edilmiş” (7) olup çeşitli kaynaklarda 1472 Venedik saldırısında ’da bu adla ve Ağrilia limanı olarak anılmaktadır. “1530 ve 1570’lerde Osmanlı nüfus sayımı belgelerinde” (8) ismine rastlanan Alaca At 1650’de Çeşme ve çevresinde görülen veba salgınından  da etkilenmiştir.Verilere göre “Ildırı ve çevresinin Nüfusu, ki  çoğu o zamanlarda Müslüman dır, tamamen telef olmuştur.”(9) 16,yy.da tüm bu bölgenin dış ticaret limanıÇeşme olmuş ve Alaçatı Limanı da Ceneviz  korsan gemilerinin ara ara sığınağı olarak gözükmektedir.Hatta Alaçatı’nın bu güne sarkan tek Mahallesi 150 hane kadar olup bu liman civarında kurulmuştu. Ancak bu gün bir eski yapı ve iki aile barınmaktadır.“1850 yılında Osmanlı yönetimi altında aydı eyaleti merkezi Aydın’dan İzmir’e kaymış. 1867’de kaynaklarda Aydın’a bağlı beş sancak içinde İzmir’de Urla, Çeşme ( dolayısıyla Alaçatı) Bayındır kazaları” (10) belirtilmiştir.Diğer kaynaklarda ise 1849’da Alaçatı’dan İzmir’den Çeşme’ye kadar uzanan kolera salgını dolayısıyla bahsedilmektedir. Öte yandan 1867’de Vilayet, Sancak, Kaza, Nahiye, sistemi içinde Çeşme’ye bağlı olarak da bu bölgenin adı Osmanlı kaynaklarında görülmektedir.

 Bu ve bundan sonraki tarihlerde örneğin “1881’de toplam 4152 olan Nüfusun 4055’i Rum 78’i Türk iken 1895’te 13977 olan 13845’i Rum 132’sinin Türk olduğu belgelenmektedir.” (11)

Yukarıdaki verilerden de anlaşıldığı gibi Alaçatı 1800’lerden 1914 Kurtuluş savaşına kadar tam bir Rum yerleşimi olup bu güne kadar ayakta kalan Rum tipi evleriyle halen aynı dokuyu yaşatmaktadır. Rum halkının dominant olduğu bu dönemde ekonomik olarak tüm gelişmesini bağcılığa bağlamış olup, bunu evlerin alt katlarındaki üzüm depolarıyla günlük yaşantıya ve dolayısıyla da direkt olarak mimariye de yansıtmıştır. Alaçatı üzümü, Akdeniz’e deniz yolu ile Ağrilya limanından ihraç edilmekteydi.  ”O zamanın üzüm yüklü arabaları limanda bulunan Gemilerle, bağlar arasında mekik dokumakta, Hacı Memiş Caddesi, Mithat Paşa Caddesi üzerinden ticari bir çarşı havasında olup mahallenin batı ve kuzeyinde tepelerde bağ ve meyve bahçeleri bulunmaktaydı” (12 ) (Diagram No 1 ).

Yöredeki Rum halkın betimlenen yaşamı 16-17 Mayıs 1914 Çeşme (dolayısıyla da Alaçatı) işgaline kadar sürdü. 1922’den sonra Kurtuluş savaşı sonunda bu Rum evleri, gerçek sahiplerinin Adalara göçünden sonra, 1.Dünya Savaşını takiben Anadolu’ya göçen Balkan Türklerince yaşatıldı. Böylelikle de iyi kötü bugüne kadar detayları süslemeleri ve cepheleri ile süregeldi.

Tarihi çok eskilere dayanan bu güzel beldemiz ilçe olması çok normal değil midir?Bunun başka alternatifi olabilir mi.?

Sevgi ve saygılarımla…

 

KAYNAKÇA:

(4) ADALILAR. Ayça “Kültür Verileriyle Alaçatı”

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...