Ana içeriğe atla

CUMHURİYET BAYRAMI.

Dokuz yaşımda ilkokul ikinci sınıfa gidiyordum. Öğretmen’im “Metin Barbaros” Cumhuriyet Bayramı ile ilgili dersimizde bize Cumhuriyeti anlatıyordu. Cumhuriyet Bayramı ile ilgili sınıfımızdan şiir okuyacak arkadaşlarımızı seçiyordu. Sınıfımıza birkaç tane şiir yazdırmıştı. Herkes bu şiirleri iki gün içinde ezberlesin kim güzel okursa onları seçicem demişti. Ben iki gün sabahlara kadar evimizde sesli olarak bana verilen şiirimi ezberlemeğe çalışıyordum. Annem ve Büyük annem de bana yardım ediyorlardı. Annemin eline kâğıdı vererek ben ezberimi okurken annemde beni defter kâğıdımdan takip ediyordu. Bazen unutup satır atladığım zaman annem beni ikaz ederek doğrusunu söyleyip ben tekrar baştan alıyor ve şiirimi ezberlemeye çalışıyordum. İki gün içinde çok çalışarak şiirimi ezberlemiştim. Okula gittiğim gün Öğretmenimiz Metin Barbaros bizleri tahtaya kaldırıp şiirlerimizi okutuyordu. Öğretmenim şiir okuyacaklar arasından beni de seçerek 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramı’nda şiirimi okuyacaktım. Okulumuz 29 Ekim’de Alaçatı Cumhuriyet Meydanı’nda tören yapılacak olan yerde toplanmıştı.

Heyecandan ayaklarım tir tir titriyordu. Akşamdan sabaha kadar uyuyamamıştım heyecandan. Atatürk ve İsmet paşa Cumhuriyet meydanında heykelleri var sanki onlar canlıymış, beni dinleyeceklermiş gibi heyecanlanıyordum.-Annem bana sakın heyecanlanma sonra şaşırırsın dese de ben annemi hiç dinlemiyor ve duymuyordum. Sabahleyin annem bir tencere su ısıtıp beni banyoya gönderdi güzel bir yıkandım. Ben yıkanırken annem siyah önlüğümü kömür ütüsünde ütülemiş çolaki pantolonumu giydim tertemiz yeni ve ütülü okul kıyafetlerimle törende şiirimi okumaya hazırdım. Sıra bana gelince Meydanlıktaki kürsüde gür sesimle ve heyecanlı bir şekilde hiç şaşırmadan şiirimi tamamladım. Büyük bir alkış koptu. Yerime geçince Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye baktım sanki şiirimi beğenmişler bana gülümsüyorlardı. Ben çok mutlu olmuştum. Metin Barbaros öğretmenim bizlere Cumhuriyeti çok güzel anlatmıştı. O sözleri hiç unutmadım bu gün aynı yolda yürümekteyim.“Cumhuriyet demek özgürlük demek. İnsanların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi demek. İnsanların kendilerini yönetecek kişileri kendilerinin seçmesi demek. Tek adamlıktan, diktatörlükten kurtulması demek. Ve Türk halkı için 29 Ekim 1923 tarihi en önemli tarihlerden birisi demek. Çünkü Cumhuriyet bu tarihte Türk halkına hediye edildi.Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Türkiye’de bir çok şey yavaş yavaş değişti. Osmanlı’dan kalan izler bir bir silinmeye başladı. Halkın yönetimdeki izleri yavaş yavaş görülmeye başladı ve özgürlükler kendisini yavaş yavaş hissettirmeye başladı.Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı ve sonrasında ilan edilen Cumhuriyet,  bizler için yeni bir çağın başlangıcı oldu. Bununla birlikte yapılan yenilikler ve devrimler ileri medeniyetleri daha çabuk yakalamamıza neden oldu. Cumhuriyet her alanda insana özgürlüklerin kapısını açtı. İnsanlara sağladığı hak ve hürriyetler sayesinde daha çağdaş toplumların ortaya çıkmasına neden oldu. Günümüzde Cumhuriyet’in olmadığı ülkelere bakarak nasıl bir nimete kavuştuğumuzu rahatlıkla görebiliriz. Tek adamlıkla, diktatörlükle ve krallıkla yönetilen birçok ülke var ve bütün bu ülkelerde özgürlükten bahsetmek neredeyse imkânsız. Bu ülkeler bir kişi ya da bir aile tarafından yönetilmekte, kurallar bu kişiler tarafından konulmakta, halkın fikirlerine saygı duyulmamakta ve çok büyük bir eşitsizlik hüküm sürmekte. Hâlbuki Cumhuriyet ile yönetilen ülkelerden bunların hiçbirisi olmaz. Ancak Cumhuriyet’in olduğu yerde adaletten, eşitlikte, haklardan ve özgürlükten bahsetmek mümkündür. Bu yüzden Cumhuriyet Bayramı’nı her yıl daha bir coşku içerisinde kutlamak gerekir. Cumhuriyet Bayramını her yıl coşkuyla kutlayarak bize bu günü hediye edenlere bir kez daha teşekkür edebilelim. Sahip olduğumuz Cumhuriyet’in kıymetini bilelim. Çünkü bizi biz yapan en önemli değerlerden birisi de cumhuriyet’tir. Milli bayramımız olduğu için de her yıl bu bayramı kutluyoruz”.demişti. Metin Barbaros öğretmenimi şükranla anıyorum ruhu şad olsun.

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Kalın sağlıçakla…

Fotoğraf Atilla Özansoy'un arşivinden

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...