Ana içeriğe atla

GÜNLÜĞÜMDEN

Germiyan köyüne babamdan kalan birkaç dönüm arazime 2008 yılında Zeytin ağacı dikmiştim. Her yıl yaz aylarında onlara suyunu verdim. Kış aylarında rahmetli Nuri kâhyanın torunlarından bir traktör keçi gübresi ve yılda iki defa germiyan’lı rahmetli Vafir Öztürk’ün torunu Vedat Öztürk’e sürdürürüm. “Vedat her çift sürüşünde beni telefonla arar” bende Alaçatı’dan arabamla tarlama gider Vedat, Zeytin tarlasını sürmeyi bitirene kadar bende tarla kıyılarında bulunan büyük taşları sınıra taşırım. 13 Aralık Çarşamba günü, eşim, kızımı da alarak birlikte zeytin toplamaya gittik. Kızım işi gereği pek sık zeytin toplamaya gelemiyor.Ama biz eşimle beraber haftada bir defa olsun zeytin tarlamıza gideriz eşim doğayı benden daha çok sevdiğini biliyorum. 

Her zeytin toplamaya gideceğimiz zaman ilk öneri eşimden gelir. “Ömer ne zaman zeytin toplamaya gideceğiz günah rüzgâr dökmüştür altlarına yerde durmasın toplayalım onları der.”Ben zeytin ağacına hiç sopa vurmaktan yana değilim kendi düşsün dalından diye beklerim. Eşim de bunu bildiğinden biraz geciktik mi kendisi beni hep uyarır. Geçtiğimiz hafta kızım eşim beraber tarlaya geldik arabamı müsait olan arazimizin kıyısına park ettim ve arabamızdan indik. Kızım tarla sınırındaki “menenkiş”yabani sakız ağaçlarına ve pırnar çalılarına bakarak bana döndü ve “baba dağ çileği buralarda yokmu?” dedi bende kızım buralarda olmaz dağ çileği, ben de boş ver dağ çileğini bu zeytin toplamaya geldik.Başka bir gün seni dağ çileği olan dağlara götürür beraber dağ çileği toplarız dedim.”Tamam dedi ve zeytin ağacımızın altına girdik ve yere dökülen zeytinlerimizi toplamaya başladık. İlk ağacımız Babamdan önce çok yıllar önceden 200 yıllıktan belki de daha yaşlı üç kişi gövdesini saramayız.

 Dökülen zeytinlerin yarısından fazlası hurma olmuş. Kızımla beraber hep topluyoruz arada ağzımıza da atıyoruz.Yedikçe insanın yiyesi geliyor. Kızım arada bana zeytini gösterip “baba bu hurma mı diyor?”Kızım bak benim gibi buruşuksa üstü gri ise onu hurma kovasına atabilirsin diyorum ve gülüşüyoruz. Ben bir ara belimi doğrulttum sağa sola baktım ben diğer ağaçlara bir bakayım onların altına da dökülmüş müdür deyip yanlarından ayrıldım. Kızımı dağ çileği istemezi içimde sıkıntı yapmıştı. Önceleri komşunun tarlasının yanında iki üç ağaç dağ çileği olduğunu biliyorum. Çok küçük ormanlık, baktım içlerinde “Komarika”dağ çileği ağaçları üstlerinde meyveleri, sevinçle toplamaya başladım.Bir avuç topladım ve kızımın yanına gidip al bakalım sana dağ çileği. Kızımın sevincini keyifle izledim. Mutluluktan bana “baba bizde günahına girdik babam yoruldu kaytarıyor diye düşünmüştük çok teşekkürler nereden buldun hani buralarda olmaz diyordun?”Sana supriz yapmak istedim babam dedim. “Komarika”ları yedikten sonra zeytin toplamaya devam ettik. Zeytin toplamamız bittikten sonra topladığımız zeytin ve Hurmaları arabamıza koyduktan sonra kızım ve eşim ile birlikte “Komarika”ların ve yabani sakız ağaçların bulunduğu ormana doğru gittik üçümüz beraber, dağ çileklerini dağ kekiklerini anlatma ve tanıtma görevimi yerine getirmeye çalıştım. Yabani sakız ağaçların “Menenkiş” kekik kokusu sarmış ortalığı insan doğadan kaçmak istemiyor. Kızım ve eşim komarika ve dağ kekiklerini toplamaya başladılar.Kekik bitkilerine değdiğiniz an ortalık mis gibi kekik kokuyor. Hele yabani karabaş otları yeni filizlenmiş lavanta gibi kokuyor. Eşime ve kızıma seslenerek hadi bakalım dükkanı da unutmayalım yavaş yavaş gidelim dükkanımızı da açmam gerek deyip arabamıza atlayıp güzel bir günü sonlandırıp Alaçatı’ya geldik. Doğa hiçbir şeye benzemiyor. Artık doğamızı kirletmeyelim doğamıza sahip çıkalım.Doğamızı kaybedersek bizler yaşam alanı bulamayız. Kalın sağlıcakla...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...