Ana içeriğe atla

24 KASIM

Kasım ayına girince, 10 Kasım Atatürk’ümüzün ölümünü ve 24 Kasım Öğretmenler gününü adeta yaşarım.Doğadaki tüm canlılar gibi insanoğlunun da yaşamının bir sınırı var. Ancak bazı insanlar vardır ki yaşamları boyunca yarattıkları eserlerle, insanlığa hizmetleriyle öldüklerinden sonra da varlıklarını sürdürürler.Yaşamını milletine adayan, bir imparatorluğun küllerinden yepyeni ve güçlü bir devlet yaratan eşsiz bir lider, mümtaz bir devlet adamı, büyük komutan ve bir dâhi, Atatürk bu ender insanlardan biri ve de en büyüğüdür.Atatürk, hem milli mücadele, hem de Cumhuriyeti inşa sürecinde daima ileriye bakmış, ileriye yürümüştür. Bugün, Büyük Atatürk’ün yolundan giden bizlere düşen görev de yüzümüzü geleceğe dönmek, ufkumuzu geniş, hedeflerimizi büyük tutmaktır.Bunun için, 10 Kasım’ları aydınlık geleceğimize yönelik atılımlarımızın esin kaynağı haline getirmeliyiz. Atatürk’e saygının gereğinin bu olduğuna, O’nun manevi huzuruna ancak bu şekilde başımız dik alnımız açık olarak çıkabileceğimiz inancında olmalıyız.

Atamızın en büyük emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne her yönü ile sahip çıkacağımıza söz vererek O’nu bu ölüm yıldönümünde de bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz. “İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal.” İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir. O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken, Mustafa Kemal odur.Atatürk’ün düşüncesiyle, Mevlana’nın sevgisiyle, Yunus’un aşkıyla gelecek nesillere şekil veren siz değerli öğretmenlerimiz, “tebeşir tozunu bir kere yuttunuz mu öğretebilmenin zevkine bir kez vardınız mı bu mesleği bir daha asla bırakamıyorsunuz’’ demişti o gün anlamsız gelen o sözler şuan anlamına kavuştu. Başka yüreklerde yaşamanın, küçük yüreklerde atmanın sevinci hiçbir yerde, hiçbir şeyde yok. Hayattaki hiçbir mutluluk bir şeyler öğretebilmekten, minicik yüreklerde bir mum yakabilmekten, o minicik yüreklerin tutunabilecekleri bir dal sımsıcak bir el olabilmekten daha büyük değil. Bu meslek başka bir aşk. Her aşk gibi tarifi imkânsız. Yalnızca içinizde hissediyorsunuz. Bu aşkla yanıyor, bu aşkla üşüyorsunuz. Size bakan minicik gözlerde bir devmiş gibi görülüyorsunuz. Ne farklı bir varlıktır öğretmen, anne değildir, ama sevgiyle sarar, sıcaklığıyla ısıtır. Baba değildir, ama küçücük yüreklerdeki korkuyu gidermeye çalışır. Süpermen değildir, ama her şeyi bilir ve yapar. Onun yarattığı büyülü ortamda o kargacık burgacık şekillerin gizi çözülür, alfabe okunur, sese bürünür, şiire, masala, bilgiye bürünür. Ne çok bilinmezin kapısı aralanır, ne çok gizlilikler açığa çıkar öğretmenle…

İşte bu duygular içinde bu kutsal ve bir o kadar da cefakâr mesleği icra etmenin gururunu yaşıyorsunuz. Ulu önder ve başöğretmen Mustafa KemalAtatürk ün ‘’benim asıl anlatılacak yanım, öğretmenliğimdir. Topluma milletime ben öğretmenlik yapabiliyorsam beni onunla anlatın. Yoksa kazandığım zaferler, yaptığım öteki işlerle beni anlatmanız pek önemli değildir’’ sözleriyle savaş alanlarında en güçlü düşman ordularına karşı zaferlerden bir ulusu yok olmaktan kurtarışıyla cihanın takdirini kazanmış ününden bahsedilmesini değil de öğretmenlik yanının anlatılmasını istemekle öğretmenin toplumları yücelten bir varlık olduğunu vurgulamıştır.   
Unutmayalım ki; kadim değerlerin günübirlik çıkarlara feda edildiği günümüzde bu kutlu sanatı en güzel biçimde icra etmek durumundayız. Bunun için de heyecanımızı diri tutmalı ve ideallerimizi yeniden kuşanmalıyız. Evrensel medeniyet kulesi hiç şüphesiz bu onuru taşıyan fedakâr ve cefakâr siz öğretmenler sayesinde yükselecektir.  Öğretmen; yapıcı ve yaratıcıdır. İnsan haklarına saygılıdır. Öğretmen özverili, çevreye güven ve inanç veren, içi insan sevgisiyle dolu bir kişidir. Atatürk; “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” demekle öğretmene yüklediği sorumluluğu ve değeri anlatmıştır. Öğretmenler sevgi dağıtır. İçimizi aydınlatır. Bizi doğruya yöneltir. Bilgili kişiler olmamız için çaba gösterir. Dünyayı tanıtır. Öğretmen her alanda yeniliği, yenileşmeyi savunur. Gerçekleri anlatır. Beceri ve yeteneklerimizin gelişmesine yardımcı olurlar. Kısaca analar doğurur, öğretmenler yetiştirir.
Cehalet batağının yılmaz savaşçıları, özgürlüğün vazgeçilmez halkaları, bilgi ağını inançla ilmek ilmek ören siz yiğitler, öğretmenler gününüzü en içten dileklerimle kutlar sizleri saygı ve sevgiyle selamlarım.

 

 Kalın sağlıçakla…                                                                          

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...