Ana içeriğe atla

ALAÇATI’NIN UN DEGİRMENLERİ

Pek çok kişiden Alaçatı’da güneş batımının övgüsünü işitmişimdir; Karadağ tepesinden güneşin kayboluşu bir Alaçatı çocuğu olan bana bile hep görkemli ve gizemli gelmiştir. Bu yüzden, Alaçatı’da gün batımına yönelik övgüler bana da hiç “aşırı” gelmez. Sanırım Alaçatı’da gün batımına övgünün temelinde, gün battıktan sonra gökyüzünün uzun süre aydınlık kalması da vardır.Çünkü Alaçatı yerleşim yerinin geneli deniz ve küçük tepelerle çevrilidir. Bu nedenle, güneş aslında diğer yerlere göre biraz daha geç batar. (Tabi güneşin yurdumuzu en son terk ettiği yer de yarımadamızdır, o tarafıda başka!) Güneşin hareleri ufkumuzda uzun süre etkili olur. Ve görkemli yansımalar oluşturarak gözden kaybolur. Belde’nin en güzel gün batımı Alaçatı’dan liman denizine giderken veya değirmen dağından izlenir. Esasında tepelerin siluetiyle zıtlık oluşturan açık mavi bir gökyüzü “Alaçatı’daki bu akşam güzelliğini” açıklayan en önemli özelliktir. Hem karanlık, hem ışıklı; hem de hafif ürperten rüzgârı ve insanı ısıtan ışığıyla günbatımı!Ayrıca Alaçatı, ansızın çıkan rüzgârlarıyla ve tozlu dumanlı, bahar bulutlarıyla heyecanlıdır. Alaçatı’da yaz geceleri yıldız yağdırırken, kış sabahları da sevgi bahçesine dönüşür.İnsan bunları hep elinin altında sanıyor, her zaman görebileceğini umuyor ama ömrümüzde topu topu kaç mevsim yaşıyoruz? Bazen bir şarkıda anılar, bazen bir meyvenin tadı, çoktandır unuttuğum şeyleri aklıma getirdiğimde hüzünleniyorum; Ömrümüz hep geçmişte kaldığını düşündüğümüz güzel anıları anımsamakla geçiyor.1970 li yıllara kadar Alaçatı’da un ve zeytinyağı değirmenleri, ziraatla uğraşan üreticilerin en uğrak yerleriydi..Alaçatı’da üç mahallede birer tane un ve yağ değirmeni vardı. Yeni mecidiye mahallesinde, Barbun Hüseyin, Tokoğlu mahallesinde Karaca ki Hüseyin, Hacımemiş mahallesinde Karabina Hüseyin. Bu değerli üç insanımız yanlarında çalışan onlarca insana ekmek parası kazandırdıkları gibi Alaçatı halkına da çok büyük hizmette bulunurlardı.  Hacımemiş mahallesi’ndeki un ve yağ değirmenlerini sonraları, yıllarca Karaköy’de Muhtarlık yapan İbram çavuş (İbrahim Günay)  satın aldı işletti. Mülkiyeti halen kendisindedir. Çocukları bir süre bu işi devam ettirmek istediler ama üretim toplum yapısından tüketim toplumuna evrilen belde de una  talep olmayınca bıraktılar işi. Şimdi geçmişin tüm yorgunluğu ile birer anıt olarak zamana direniyor bu değirmenler. Söz konusu işletmeler faaliyetteyken, başlarında sorumlu ustabaşılar vardı. Hacımemiş Mahallesindeki değirmende “Uncu” lakaplı (Mehmet Ezgin) tam gün geç saatlere kadar çalışır, makinelerin gürültüsünden sıkılmadan yüzü bembeyaz kaşları bıyıkları aynı Noel baba gibi olurdu.Tokoğlu Mahallesindeki Karacakinin un değirmeninde, Libya Bingazi’de savaşa katılıp, ülkesinin işgalinden sonra Alaçatı’ya yerleşen ve memleketi Libya’ya da, yoksulluktan dönememiş Faraç Amca çalışırdı.

Bizim kuşak Faraç amcanın yaşlılık dönemine rastladık. Çok güçlüydü. Seksen kiloluk bir buğday çuvalını tek başına sırtlanıp değirmen taşına kendisi boşaltırdı.Faraç amca makinelerin un çıkan ağzına un çuvalını bağlar, çuval doluncaya kadar değirmen kapısının önündeki sandalyeye oturur beklerdi.  Kim bilir o esnada ne hayaller kurardı! Karacaki’nin Tokoğlu mahallesindeki yağhanesinde Paraşüt İsmail vardı. Bütün yağhanenin motorlarına o bakardı. Alaçatı Belediyesinin içme suyu kuyuların su motorlarına, şebekedeki su borusu patlaklarına hep Paraşüt İsmail amca bakardı.O yıllar sabah güneş doğmadan işbaşı yapılır, akşam iş bitince paydos edilirdi. Bende gençlik yıllarımda ziraat işlerinde çalıştım. Tarlada işimizi erken bitirince hava kararmadan eve gelirdik.Bu tür boşluklar hep bir fırsattı. Rahmetli annem unumuz azaldı çocuklar, değirmene buğday gitmesi lazım der, büyük annemle beraber ayıklamış oldukları buğday çuvallarını eşeğimize sarar, bizde doğru Yeni Mecidiye Mahallesinde olan değirmenin yolunu tutardık. Barbun Hüseyin’in oğlu Ali Barbun’un son senelerde çalıştırdığı un değirmenine getirirdik. Rahmetli Ali Ağabey çocuk olduğumuz için bizi hep güler yüzle karşılar ve eşeğimizin yükünü indirmekte yardım ederdi. Önce buğdaylarımızı kantarda tartar, kilosunu deftere yazardı. Sonra da buğday çuvallarının yan tarafına kırmızı boya ile sıra numaramızı yazardı. Bize ununuzu yarın sabah gelir alısınız der, sıra numaramızı söylerdi. Ertesi gün gider un çuvallarımızı alırdık. Hiç para sormazdı. Ali ağabeyin siyah kaplı kalın bir veresiye defteri vardı. Hesabımıza yazardı. Aile büyüklerimiz sene sonunda tütün parasını aldığımız vakit gider borcumuzu öderlerdi. Hesap ödendikten sonraki her yeni un öğütme bedeli, yıl boyu kara kaplı deftere yazılırdı, bakkal alışverişlerimizde olduğu gibi! Çok aileler vardı unsuz ve buğdaysız. Ama toplumsal dayanışma öyle düzenli işlerdi ki hiç kimse aç bırakılmazdı. Bazen hesaba yazılır, bazen de hibe!Çünkü çok garibanlık vardı, çoğu günler ailelerin cebinde ekmek alacak parası olmazdı. Hep çok çalışmak zorundaydık. Zengin gariban fark etmiyordu, hepimiz çalışırdık. Herkesin muhakkak yamalı elbisesi vardı. Kimi zengin ağaların bile pantolonunda süvarilik modaydı.Neyse ki o günler geride kaldı. Dilerim bir daha da hiç gelmez.

Kalın sağlıcakla….

Yorumlar

  1. Çok güzel Ömer bey. Bence bu anılarını bir kitapta toplamalısın. Sağlıklı günler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Ali hocam inşallah bakalım belki bir gün olabilir.
      ,

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...