Ana içeriğe atla

ÇAKMAK OVASI!

Siz hiç Çakmak Ovası’nın patika yollarında kayboldunuz mu? Ya da Sülemiş Ovası’nın yamaçlarına çıkıp, beş veya altı metre boyunda zeytin ağaçlarını gördünüz mü? İki üç kişi ile beraber kucaklayarak ağaç gövdesini ölçtüğünü gördünüz mü? Liman Ovası’nın topraklarında yetişmiş taze acurlarından toplayıp, cacık veya tütün fidanı ocaklarının kıyılarından marul toplayıp, yapraklarından bol sirkeli salata yaptınız mı? Kış ortasında tarladan patates söküp, ocak ateşinde kıyıları kurum olmuş bakır tencerede kaynatıp, sonra patatesleri soyup, pekmeze bandırarak yiyip karın doyurdunuz mu?Dağlardan turp otu toplayıp, haşlama yaparak, bol limonlu ve has zeytinyağlı salatasını yediniz mi? Dere kıyılarından köpüşken otu toplayıp evinizdeki kümeste besleyip tavuklarınızın yumurtladığı taze yumurta ile beraber kavurup, köpüşken'li yumurta yedinizdi? Yerli buğday unuyla yoğrulmuş bahçendeki ev fırınında pişirilmiş dumanları tüterek taze ekmek yediniz mi.? Arpa çuvallarını merkebinize yükleyip Barbun Ali’nin (Ağabeyimizin) değirmeninde öğüttüğü unundan ekmeğini tattınız mı? Burcu burcu kokan ekmek kokusunu burnunuzla kokladınız mı? Ve daha sayamadığım yüzlerce çeşit meyve türlerini dağlardan toplayarak yediniz mi? Ben bunların hepsine kasabamda şahit oldum. Karadağ’ın tam tepesinde: Derler ya hani; “Dağ-taş orman ve yabani hayvan!” ben orada gördüm. Bin bir çeşit kuş, hayvan ve böcek. Yol boyunca zakkum ağaçları ile kaplı Alaçatı Çamlık Yolunun kıyıları, baharda açan rengârenk çiçeklerine ve kokusuna doyum olmuyor. Alaçatı’nın ovaları çok verimlidir, Sülemiş, Haydariye,Göbene, Çakmak Ovası, İmamoğlu, Hurmalı, Liman Ovası, Telsiz, Batarya, ekilen arazi öylesine çoktu ki; geçim sorunu hiç yok gibiydi. Arazilerin birçok yerine gidebilmek için yol yoktu. Patika yollardan gidip geliyorduk. O yıllarda televizyon yoktu. Radyo az kanallıydı bir TRT’yi bir de Sofya Radyosu’nu dinleyebilirdik. Sofya Radyosu günde birkaç saat Türkçe yayın yapardı. Türkiye’den veya Avrupa’ya çalışmaya gitmiş gurbetçilerden istekler olurdu genelde Yüksel Özkasap, Ruhi Su gibi çok değerli sanatçılar hep hasret Türküleri söylerlerdi. Şeritli teyplerle şarkı, türküler dinliyorduk. Kabak kemaneyi, onlara eşlik eden köçek oynayanları o yıllarda tanıdım. Bugün ilçe olan Urla o zamanlar küçük bir kasabaydı. Urla Pazarına sık sık gider, ihtiyaçlarımızı alırdık. Oteli, lokantası, kasabı aklınıza ne gelirse her türlü esnafı vardı. Aradığın, ihtiyacın olan her şey mevcuttu. Kasabadan normal fiyatlarla alabiliyorduk. Bir gün Annem ile birlikte Urla’ya Cuma Pazarına gitmiştik. Sene 1960’dı. Bütün pazarı gezdik Annem hep ziraat aletlerine bakıyor, benim gözlerim ise beyaz naylon gömlekleri tarıyordu. Çocukluğum garibanlık içinde geçti.

Üzerime giydiğim giysiler dokuma gömleklerdi. Pantolon ne gezer? Dokuma kumaştan pijamalarla geçti yıllarım. Anneme bin bir yalvarmakla bir tane naylon içinde az ipek olan beyaz bir gömlek, bir de tokyo terlik aldırdım. Tokyo terlik’in tabanı yedi katli
rengârenkleydi. Alaçatı’ya sevinçle geldim. O gece gömleğim ve terliklerimle uyudum. Sabah uyandığımda tarlaya gitmemiz gerekiyordu. Benim gömleğim üstümde, terliklerim ise ayağımda tarlaya gitmeyi beklerken: Annem; her ne kadar “Çıkar onları. Onlarla tarlaya gidilmez!” dediyse de başaramadı. Ben üzerimdekilerle tarlaya gittim. Telsiz mevkiinde bulunan anız tarlasında terliklerle yürümek kolay değildi. Ayaklarımın yer yanı anızlarda sıyrık içinde hep kanamıştı. Ama ben terliklerimle anız tarlasında dolaşmaktan ve almış olduğum keyiften anızların ayaklarımın kanamasını ve vermiş olduğu acıları hiç dert etmemiştim. Çünkü çok mutluydum. Bu gün Alaçatı’nın verimli topraklarının çoğunu taş binalar aldı. Sokaklar buz gibi ova yolları artık çift şeritli oldu. Eşekleri göremiyoruz her evin önünde park edilmiş lüks arabalar var artık. Beş Ali’nin at arabası yok. Hurmalı ovasında çalışan Mehmet Bakırlı yok, Ayhan Tezcan. Nevin Tezcan, Hakkı Demiray, Orhan Girgin, Hasan Arıcı yok, Aslan amca, Kaplan amca, "Akalın" nerde bu güzel insanlar nerde.? Bugün tekrar dünyaya gelseler ne yaptınız bu güzelim arazileri ne hale getirmişiniz diye bizden nasıl hesap sorarlar mıydı acabaaa.?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...