Ana içeriğe atla

GÜNLÜĞÜMDEN

Ne güzelmiş çocukluğumdaki yaşamlar. Sabahları erken kalktığımda annem evimizin alt katındaki odada tarhana çorbası hazırlıyor olurdu, ben de yattığım odanın tabanındaki tahtaların aralıklarından annemi izlerdim. Tarhana çorbasının kokusu ciğerlerime kadar işlerdi. Annem aşağıdan bana seslendiğinde kulaklarımın dibinden sesleniyormuş gibi gelirdi sanki. Yataktan kalktığım gibi annemin yanına gider hemen sarılırdım boynuna o da beni koynuna alırdı. Annem çalışmaktan terlemiş olurdu, onun kokusunu ciğerlerime kadar hissederdim. Annem “Dur beni rahat bırak, işim çok, size kahvaltılık hazırlıyorum.” dese de ben, annemin koynundan ayrılmak istemezdim. Bakardım ki annem işini yapmak istiyor ve ben ona mani oluyorum, hemen ayrılırdım annemin koynundan.Kahvaltımızı yaptıktan sonra komşumuz Şehriban Abla bahçemize bakan pencereden bizi izliyor olurdu. Şehriban Abla’ma, “Hayırlı sabahlar Şehriban Abla!” dedikten sonra bahçemizin köşesindeki, Rumlardan kalma kuyunun başına geçer, evimizin duvarlarını ve çok iri badem ağacımızı uzun uzun bakardım.

Sabah badem ağacındaki kuşların sesleri bana melodi gibi gelirdi. Annem kümesteki tavuklarımızı salmış, tavuklarımız bahçede gıt gıdaklayarak toprakta eşelenirken kuşların telaşı gözüme çarpardı.  Aşağıdan yem bulup duvar deliklerindeki yavrularına yem götürmekle meşgul olurlardı. O kadar sık inip yükselirlerdi ki onları izlemekten yorulurdum. Ama onlar yorulmadan yavrularına yemek taşırlardı.Belki garibanlıktan evimizin tamiratını yaptıramazdık; ama mutluyduk. Anne’min ağzından bir kere olsun yaşamdan şikâyet ettiğini duymamıştım. Evimizin yer döşemeleri… Eski esbamlarımızı toplayıp kilim dokumasına verirlerdi bu sebeple çok renkli kilimlerimiz olurdu, rengârenk…Tahta divanlarımız vardı kıtık yastıklı. Divanlarımızın kıyılarında dantel işlemeleri olurdu, tığla örülmüş birer sanat eseriydiler.Annem tarlaya gitmediği zamanlar, bahar aylarında bahçemize bakan alanda güneşe çıkıp önünde hörekesi, ucunda koyunyünü, onu işleyerek ip haline getirirdi. Sonra kuyumuzun başında, kazanda ısınan haşlanmış suyun içine toz kumaş boyasını atarak her renkte ip elde eder, bize çorap ve kazak örerdi şiş ve tığla. Üşümek nedir bilmezdik ve mutluyduk. Herkes bir birini tanırdı. Dostluklar vardı karşılıksız.1974 yılına  kadar Alaçatı’da imar uygulaması yoktu. Kimse tarlasına taş bina yapamazdı. Yaz aylarında herkes tarlalarına çardak yapardı, eylül başında da çardaklarını bozardı. Kimseyi de rahatsız etmeden yaparlardı. Çalışmaktan ve üretmekten başka düşünceleri olamazdı o yıllarda insanların. Peki bugün böyle mi? “Komşunun görüntüsü bozulmasın.” diyen var mı?“Benim param var, benim canım böyle istiyor, benim yasal hakkım var ve ben yasal hakkımı kullanıyorum.” diyen birçok insan yok mu?Peki, devlet ne yapıyor? Bir ilçeye veya bir köye gidip “Sayın yöneticiler, buraya böyle bir yatırım yapmak istiyoruz.” diye size soran oluyor mu? Ankara’da teknolojiyi kullanıp Google dan  işaretleyip “Ben buraya Çeşme projesi yapmak istiyorum.” deyip kimseye sormadan istediğini yapmıyor mu?“Yapıyor!” dediğinizi duyuyorum.Nereden nerelere geldik arkadaşlar…İnanın yaşadığım çocukluk yıllarımı çok özlüyorum. Ne rüzgârgüllerini, ne jeotermal enerji santrallerini, ne Çeşme’yi uçuracak Çeşme Projelerini,  ne de tarım alanlarının yanında yapılan taş ocaklarını özlüyorum! Çocukluğumdaki insanları ve onların yaşadığı dönemlerin Alaçatı’sını özlüyorum! Ben Alaçatı Kuşlarını, Sakız ağaçlarının gölgesinde oturmayı, anason tarlalarında gezinmeyi, Hurmalı Ovası’ndaki derelerin Agrilia körfezine akmasını, incir ağaçlarının altında oturmayı, Çakmak Ovası’ndaki buğday tarlalarında dolaşmayı özlüyorum…

Bunlar benim düşüncelerim, benim özlemlerim…

 

Kalın sağlıcakla…….

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...