Ana içeriğe atla

YAŞAM VE ÇOCUKLUĞUMUZA ÖZLEM!

Ne kadar garip ve zorluklar içerisinde olursa olsun, çocukluğumuzun, olgunluk çağımızda bizler için çok önemli bir yeri vardır. Ne zaman ki birileri çocukluğumuza ait bir hikâye anlatsa, içimiz ürperir, iç geçirir ve “Hey gidi günler heyyy…” deriz. Üstüne üstlük duygulanır ve ağlamaklı oluruz; çoğu zaman da ağlarız tabi ki…Gerçi çocukluğumuzu bin bir güçlüklerle geçirmiş olsak da, çocukluğumuzda çektiğimiz çilelerin, zorlukların ve sıkıntıların çokluğu; hatta nedenleri, ileriki yaşlarımızda bizlere, mutluluğumuza ve kalitemize şüphesiz katkı sağlamıştır. Her nedense, herkesin çocukluğu kendisine güzel ve zevkli gelir.

Artık çekilen zorluk ve sıkıntılar geride kalmıştır. Anlatılanlar, güzel bir anı olarak hafızalarda tazelendikçe ve hatırlandıkça, kaliteli yaşamımıza bir tuğla daha ekler.Her şeye rağmen yine de çok mutluyduk. Elektrik olmadığı için, elektrikle çalışan hiçbir oyuncağımız yoktu. Daha doğrusu oyuncağımız da pek yoktu. Eğer annemiz veya babamız büyükçe bir karpuz aldıysa, ancak 15 günde bir alınabilirdi, çünkü bizim tarlamıza ektiğimiz bostanlar ancak Temmuz ayının sonlarına doğru yetişirlerdi. kabuklarını ipe dizerek yaptığımız “devecikler” en önemli oyuncaklarımızdandı. İçlerine kum veya toprak doldurarak arka arkaya onları sürüklemek bizim için en eğlenceli zamanlardı. İpleri bitmiş ağaç makaraları ortasından keserek yaptığımız “şebekler”i, ellerimizle ustalıkla döndürüp yarıştırdığımızda kazanmanın sevincini yaşamak en büyük mutluluklarımızdandı. Dağlara ve ovalara otlatmaya gittiğimiz koyun ve keçilerimizin arkalarından akşam vakti dönerken, Alaçatı’ya gelirken, en güzelinden bir kayrak taş arar ve bulurduk “Binlik” oynamak için. Bu taşı Alaçatı Bucağına getirmek ve ederi kadar Binlikte takas etmek, çoban olmanın üstün yönleri idi. Çoban olarak elimizde iyi kötü bir çakı olurdu. Hem kendimizi korumak hem de değnek düzmek veya bir şeyler kesmek için… Gözlerim sürekli çalılık, isseler ve kesmelerin arasından veya subaşlarındaki hayıt dallarından en düzgününü yani en güzel değnek olabilecek olanlarını arardı. Burkumlu burkumlu değnekler yapar, Alaçatı’ya gelince heveslileriyle, kurşun bilye ve çam bilyeler karşılığı takas ederdik.Rahmetli anam, sabah ezanı okunurken beni uyandırır ve oğlaklarımızın kapalı olduğu damın kapısını açar onları anneleriyle buluştururduk. Keçi ve koyunumuzun sütünü sağıncaya kadar ben bir koşuda bakkal Mehmet Baysal’ın dükkânına gider kuruşluk büskivi alırdım.Onlar benim sabah kahvaltılarım idi. Gelin görün ki dağda içecek su olmadığından bisküvilerden sonraki içimin yanıklığı hala sürmektedir. Bazı Bazı günlerde Rahmetli Ahmet Ağabeyim ile beraber Telsiz Dağı’ndan çetir ve piren çalısı keserdik.Onları eşeklerimizle evimize taşır sonra da onları fırınımızda yakardık. O çalılarla ev ekmeğimizi annem fırında pişirirdi. BirBir gün eşeğimizin yükü çok ağır eşeğimiz zorla yükünü taşıyordu. Kır bekçiler (Tikuş) Mehmet Akkuş ile Bekçi Ahmet (Çoban)önümü kestiler. “Nereden kestin bu çalıları?” diye beni sorguya çektiler. Ben çok korkmuştum, o yıllar kır bekçilerinden Allah’tan korkar gibi korkuyorduk. BekçiBekçi amcaların üzerlerinde yeşil üniformalar, sırtlarında av tüfekleri, ellerinde bekçi düdükleri tam bir devlet gibi duruyorlardı karşımda. Onlar bana soru soruyor ben ise kaçamak cevaplar veriyordum. “Tarlamızın kıyısındaki çalıları kestik, tarlamıza zarar veren bitkilerdi bunlar.” dememe rağmen, onları bir türlü ikna edemiyordum. Sonra Tikuş Mehmet ve Ahmet Ağabey, benim çok korktuğumu herhalde anladılar ki “Hadi bakalım bu seferlik seni affedelim, bir daha dağlardan bu çalıları sökme.” dediler ve beni bıraktılar. Ben büyük bir sevinçle yoluma devam ettim ve evimize geldim. Çalıları indirdikten sonra da bir daha doğaya zarar vermemeye karar verdim.

 

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...