Ana içeriğe atla

MESLEK SEVDASI

Yirmi beş yıl severek yapmış olduğum terzilik mesleğimi 1989 yılının Eylül ayında sonlandırıp, kitabeviaçmaya karar vermiştim. Çokda iyi bir karar vermenin mutluluğunu hala yaşıyorum.Bütün günümü kitaplar arasında geçiriyorum. Canımın sıkıldığı zamanlarda masamdan kalkıp kitap raflarımdan bir kitap seçip başlıyorum okumaya...Sanki bu dünyadan ilişkimi kesmiş başka dünyalarda yaşıyormuşçasına hayallere dalıyorum.Okumuş olduğum kitabın yazılarıyla birlikte içinde bulunduğu zaman ve mekanda ben de kahramanla birlikte çıkıyorum yolculuğa…Kitap muhteşem bir nesne, okumak harika bir olay. Bakmayın siz yazıların hareketsiz durduklarına. Okumanın düğmesine dokununca film makinesi başlar çalışmaya, gözlerden zihne atlayan kelimeler akar beyninize… Ne de güzeldir kitap okumak.Kitap okuru dükkândan içeriye girince “bana bir kitap önerirmisiniz?” diye size bir görev verir. Sizde masadan kalkar, okurun yanına gidersiniz. “Ne tür kitaplardan hoşlanırsınız?”Bu sefer siz müşterinize sorarsınız.Okur da size söyler ne tür kitaplardan hoşlandığını. Önceden okumuş olduğunuz kitapları çıkartır, müşterinize anlatırsınız özetleyerek.Müşteri:“Size bırakıyorum” deyince çok keyif aldığınız bir kitabı uzatırsınız ve müşteri kitabını alarak uzaklaşır dükkândan.Bir başka gün aynı müşteriniz tekrar dükkana geldiğinde size kitabı ne kadar çok sevdiğinden bahseder ve “Geçen gün tavsiye ettiğiniz kitabın ayarında, tekrar bana bir kitap önerin” dediğindetarifsiz bir mutluluk kaplar bedeni...Okuyan adam bir başka alemdir.Ne kadar iyi yapmışım da bu kitabevini açmışım diyorum her zaman. İnanın ufkum, dünyam değişti. 2020 yılının son eylül ayında iki tane lise öğrencisi dükkanıma gelip okumuş oldukları lisede öğretmenleri öğrencilerine kitap listesi vermiş.Yaz tatili boyunca okumaları için de öğrenciler bu kitapları aramaya koyulmuşlardı. O sırada stokta olmayan kitapları bana sipariş vererek getirmemi istediler. Bende tabii ki hemen siparişi verdim ve listede eksik olan kitapları en yakın zamanda getirttim. Yüzlerindeki o ifadeyi sizlere tarif edemem.İnanın gün geçtikçe işimi çok daha sevmeye başladım.Bu kitabevi artık benim sığınacak bir limanım haline geldi. Kitapçılık mesleğimden çok keyif alıyorum.Her ne kadar yaşım ilerlese de pandemi dünyayı esir etse de işimden keyif almaya devam ediyorum. Bu süreçte dükkanımı açamadığımdan dolayı evimin bir odasını okuyacağım kitaplarıma ayırdım. Okumaya kesintisiz devam ediyorum. Soracak olursanız bu işten para kazanabiyormusun diye? Hayır ama Alaçatı’da bir misyon üslendim ve bu misyonumu ölene kadar devam ettirmek düşüncesindeyim. Şairin de kitaptan bahsederken dediği gibi: “Yeryüzünün en harika varlığıdır mesleğin. Keremli ve bereketli bir dost, kıskanılacak bir sevgili, edinmek için yeri geldiğinde aç ve susuz bırakan, ayakkabı ve elbise sattıran, insana izzet ve itibar kazandıran asil varlık. Onunla tırmanılır yaşamın basamaklarına. Karanlığımıza meşale, kollarımıza altın bilezik, sanatımıza sırdaş, kalbimize sevgili, aklımıza marifet, ruhumuza irfandır o.Varlığı mutluluk verir, yokluğu acı ve ıstırap. Onunla anlam kazanır hayat. Onunla yaşar insan gömülse de mezara. Onunla yükselir uygarlıklara.”Kalın sğalıcakla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...