Ana içeriğe atla

“DÜNYAYI SEVGİ KURTARACAK”

Doğduğumuzdan bu günlere gelene kadar hayatımızda ne çok yaşamlar biriktirmişizdir. Yumruk kadar yüreğimizin içinde her yaşadığımız zamanın cilvesinde bazen o anları sıkıştırıp şekillendirmişizdir. Eğriyi bir düzlem üzerinden yaşamaya çalışmak gibi arada aptallıklar da yapmışızdır. Etten kemikten olduğumuzu unutup demirden sanmışızdır bedenimizi. Bazen kendimizi hicaz makamındaki müziklere kaptırıp, ürkek bir mum alevine bırakmadık mı yüreklerimizi? Kendimizi kırdığımız kadar kimseler kırıp üzmedi mi bizleri? İçimizdeki egoya yenik düşerek düşmanlar yaratmadık mı çapımızın içerisinde? Sorgulamaktan kaçılan hayatın pergelinde aynı çapları tekrar tekrar çizip yaşamışız. Kişiler farklı, roller ve replikler aynı.

Varlığımızın, var oluşumuzun nedenini çözemediğimiz kadardı acılarımız, mutluluklarımız, başarılarımız ve başarısızlıklarımız. Hapis ettiğimizi yanlarımızla aynadaki yüzümüzü tanıyamaz olmuşuz. “Gözlerimizdeki ifadeler mimiklerimize uyum sağlamaz olmuş. Dudaklarımız her hecede daha da ketumlaşıp kendini saklama çabası içerisinde yalan sözcüklerin arkasına saklanmış. Ben derken ben olmayı becermeyen yanımıza yenilmişiz. Kulaklarımız bilgeliğimiz ve yüreğimiz kadarını duyup algılar olmuş. Egomuzun tanımını cehaletimizden dolayı ne olduğunu bilmeden, suçlar işlemiş, günahlarla doldurmuşuz an kadar kısa olan hayatımızı. Merhametlerimizin ve iyiliklerimizin değerini kavrayamadığımız içindir ki aksilikler karşısında erdemliymiş gibi davranıp artılarımızı eksiye geçirmek için ifade etmişiz.

İçimizde var olan diğer yanlarımızdan meydana gelen diğer insanların çıkardığı savaşlara göz yumacak kadar da ileriye gitmişiz. Suçu ve suç işleyeni içimizdeki parçalardan bizler yaratmıştık. Bizler varlığımızın kimliğini tanımlayamadığımızdan dolayıdır ki, bireysel yaşamımız da, iç yaşamımızda, toplum yaşamımızda yaşanılan her acı olayın suçlularıyız…

“Varoluşumuzun nedenini çözdüğümüzde, ölümsüz olmadığımızı anladığımızda, içimizdeki egolar yok olup bu dünyaya sevgi hâkim olacak…”

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...