Ana içeriğe atla

Aziz Nesin Gazete Durum'a verdiğim ropörtajım 06.07.2022

 

"Hayatımda o kadar temiz bir cenaze görmedim"

Türk Edebiyatı'nın önde gelen isimlerinden Türk mizah yazarı Aziz Nesin, tam 27 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Nesin, söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, 5 Temmuz'u 6 Temmuz'a bağlayan gece yarısı geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Alaçatı Kitabevi sahibi Ömer Öner, Nesin'in son günüyle ilgili bilinmeyenleri GAZETE DURUM'a anlattı.

Semra İğtaç

İZMİR- Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Türk mizah yazarı Aziz Nesin, tam 27 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Nesin, söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, 5 Temmuz'u 6 Temmuz'a bağlayan gece yarısı geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Usta yazar, vefat ettiği günün sabahında Alaçatı Kitabevi'nde imza günü düzenlemişti. Kitabevinin sahibi Ömer Öner, Nesin'in son gününü GAZETE DURUM'a anlattı. Nesin'in imza gününün ardından otelinde yaşamını yitirdiğini belirten Öner, "Otele gidene kadar o kadar dövündüm ki ertesi gün dizlerim morarmış. Allah’ım bunu bana nasıl yaptın? Allah’ım benim misafirimi niye aldın sen? Benim yanıma evime biri geliyor. Misafir. Ölüyor. Gittim ben ayaklarını bağladım. Ben soydum. Tabuta ben koydum. Hayatımda o kadar temiz bir cenaze görmedim" sözleriyle o acı dolu anlarını dile getirdi.

Ömer Önal, 1989 yılından bu yana Alaçatı'nın ilk kitapçısı. Önal'la hem kitabevinin kuruluş hikâyesini hem de kültür ve sanatla dolu meslek hayatında biriktirdiği anıları konuştuk. Her 6 Temmuz'da Nesin'in imza attığı masayı dükkânının önüne koyup mum yakan Önal'la o gün çekilmiş fotoğrafın altında sohbet ettik. 

Ömer Önal, siz Gülten Dayıoğlu Muzaffer İzgü ve Hüseyin Yurttaş gibi önemli pek çok ismi kitabevinizde konuk ettiniz. Alaçatı’da imza günleri düzenlediniz. Yıllardır kitapçılık yapıyorsunuz. Önce sizi tanıyabilir miyiz? Alaçatı’da kitabevi açamaya nasıl karar verdiniz?  

Biraz uzun cevap vermek isterim. Ben 25 yıl terzilik yaptım. Hep insanları giydirmek için, insanların daha derli toplu olması için iyi bir terziydim de. Sonra siyasete girdim. 1989 yılında siyasete girdikten sonra belediye başkanvekiliyken benim çocuklarım burada okula başladı. Okula başladıktan sonra ders kitapları eksikti. Sınıfa giriyorlar. Ama kitaptan ders göremiyorlardı. 15 Eylül Alaçatı’nın kurtuluşunun kutlama günü programını yapıyordum o yıllarda. Belediye başkanı yok, o topluluğa hizmet ediyorum. Orada Ahmet Hocam vardı. Alaçatı Ortaokulu'nun müdürü. O gün Alaçatı’yı yönetiyorum. Mazbata elimde. "Hocam ne olacak çocuklar okuyamıyor? Hani, kitapları yok." "Haklısınız" dedi. "Hocam ben bir kitapçı dükkânı açayım. Ben İzmir’den buraya kitap getireyim, o çocukların kitaplarını gideyim bulayım, araştırayım. Çocuklar yeter ki okusun. İlla ki okusun ama." dedim. "Çok güzel olur Ömer" dedi. O gün karar verdim. Aldım dükkânımdan iğne ile yüksüğümü ola ki ben kitapçılığı yürütemezsem diye. O zaman Alaçatı’nın nüfusu 3 bin 500, 4 bin. Tuttum kitapçı dükkanını açtım. Bu çocuklara nasıl daha güzel kitaplar bulabilirim? Nasıl okumayı sevdiririm diye…

Hangi yazarlar geldi o dönem İzmir’in bu küçük kasabasına?

İlk Mevlüt Kaplan’ı getirdim imza gününe. Çocuk kitapları yazarıydı. Ahmet Hoca ile konuştum. Dedim ki "Hocam böyle böyle çocukları getir ki çocuklar soru sorsun yazara." Burada kültür merkezinde toplandık. Kaplan, kültür merkezinde çocukların kendisine sorduğu sorulara hayran kaldı. Mevlüt Kaplan dedi ki bana: "Ya ben Ömer hayatımda bu kadar huzurlu, bu kadar mutlu bir imza günü yapmadım." Yazar teşekkür etti, gitti. Burası tenha, uzakta kalmış bir belde. Buradan da yazarlar çıksın istedim. 

Uğur Dündar’dan Yılmaz Özdil’e...

Arkasından Dayıoğlu'nu getirdim. Muzaffer İzgü’yü getirdim. Hüseyin Yurttaş'ı getirdim. Onun gibi daha bir sürü yazar getirdim. Elif Şafak’tan Nermin Bezmen’e, Uğur Dündar’dan Yılmaz Özdil’e ne kadar gelirse buraya... Bütün amacım Alaçatı’daki insanların kitap okumasıydı.  


Aziz Nesin hayranısınız. Dükkânınızın başköşesinde onun fotoğrafı var. Nasıl tanıştınız Aziz Nesin'le?

SHP Belde Başkanıyım. Erdal İnönü geliyor. İzmir il başkanı geliyor. Ben terziyim, kelime hazinem çok az. Tuttum ben Aziz Nesin'in, birkaç tane yazarın kitaplarını aldım. Kitaplarını okuyorum. Aziz Nesin’in bütün setini almıştım. Nesin’in kitaplarını okuduktan sonra ben ona hayran oldum. Nasıl bir direnç? Nasıl bir mücadele? İlk kitaplarını okuyarak tanıştım onunla.

Ve yıl 1995 Aziz Nesin...

Ve yıl 1995 Aziz Nesin... Biliyorsunuz. Bu Madımak Oteli’nden sonra Konya’ya imza gününe gidecekti. Konyalılar Aziz Nesin’in gideceği kitapevini basıyorlar. Diyorlar ki: "Gelirse senin de dükkanını yakarız." Öyle şantaj yapıyorlar. Ne söylediklerini bilmiyorum tabii ki. Ama basından izlediğime göre okuduklarımdan Aziz Nesin’i Konyalılar kabul etmedi. Öyle manşet atılmıştı. Ben de o zamanlar İzmir’e kitapevine gidip kitapları Alaçatı’ya getiriyorum. İnternet yok, kargo yok. Dağıtımcı arkadaşa dedim ki: "Yaşar Osman, Aziz Nesin'i biz buraya getirelim. Biz alalım Aziz Nesin’i." 

O kadar sıcak ki...

Sonra Aziz Nesin ile irtibata geçtik. Aziz Nesin’i getirdim. O kadar sıcak ki 5 Temmuz 1995. Dükkana girdi. Ertesi gün imza günü olacak. İlk gün kalacaktı bende. "Ya Ömer" dedi "çok sıcak bu mekan." Gittik, oteline yerleştirdik. Ertesi gün Cumhuriyet Meydanı dediğimiz yerde biber ağacı var. İki tane dut ağacı var. Onun gölgesi çok eser, "Orada misafir edeyim" diye düşündüm. Bütün kitaplarını taşıdık dükkândan meydana. İzmir’den akın akın insan geldi buraya. 300 tane kitap imzaladı Aziz Nesin. Sadece imza atıyor. Orada bak fotoğrafta ayranı var. O ikinci ayranını içemedi. "Sadece imza at hocam" dedim ona, "üstünü arkadaşlar doldursun." Yorgundu çünkü. Yüzünden belli oluyordu zaten. O akşam gitti. Ben ertesi gün yine imza attıracağım. Bazı arkadaşlar da "Yarın yine geleceğiz Ömer abi" dediler. Akşam saat 09.00’da Aziz Nesin’i benim kartal arabamla eski İzmir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina'nın evine götürdüm. Yemek yiyecekler falan filan. O akşam yemek yiyemiyor. Tabii. Biz başka bir yerde rezervasyon yaptırdık. Mine Hanım diyor ki: "Aziz Nesin’i biz alalım." Aziz Hoca'ya soruyor. "Ben Ömer Bey'in misafiriyim, o izin verirse gelirim yoksa gelemem" diyor. Hatta bana, "Sonra da görüşürüz Piriştina’yla" dedi. Sonra Mine Hanım ısrar edince "Tamam" dedim. Yemek yiyemiyor. Rahatsızlanıyor...

Otele gidene kadar o kadar dövündüm ki ertesi gün dizlerim morarmış

Sonra otele dönmek istiyor. Saat 11.00’de Aziz Hoca ruhunu teslim ediyor otelde. İki jandarma evime geldi. "Ömer Bey siz misiniz?", "Evet" dedim. "Misafiriniz Aziz Nesin vefat etti. Savcı Bey sizi bekliyor." Hayatımda hiç o kadar üzülmedim. Otele gidene kadar o kadar dövündüm ki ertesi gün dizlerim morarmış. Allah’ım bunu bana nasıl yaptın? Allah’ım benim misafirimi niye aldın sen? Benim yanıma evime biri geliyor. Misafir. Ölüyor. Gittim ben ayaklarını bağladım. Ben soydum. Tabuta ben koydum. Hayatımda o kadar temiz bir cenaze görmedim.

Ertesi gün oğlu Ali Nesin geldi. Ona teslim ettik cenazeyi. Galiba bir gece İzmir’de kaldı. Ertesi gün de cenaze İstanbul’a gitti.


Aziz Nesin'in imza gününe İzmirliler akın akın gelmişlerdi. Ya öldükten sonra ne oldu?

Şurada bir tane Aziz Nesin Caddesi var galiba. Ama bir Aziz Nesin Parkı isterdim. Önerdim. Ama yazılı talepte bulunmadım. Belediye Başkanı'na şifahen söyledim. Şimdi burada Aziz Nesin günleri yapılması lazım. Ben sadece Alaçatı Kitabevi olarak varım. O zaman Dost Kitabevi'ydim. Her 5 Temmuz'da buraya masasını çıkarırım. Fotoğrafını koyarım. Dört beş tane de mum yakarım. 5-10 kişi ile anarız. 

Ben Aziz Nesin’e hayranım. Jean Paul Sartre ile oturuyor adam. Dünya yazarları ile bir araya geliyor. Bütün kitaplarını okurken onlardan aldığı birtakım güzel sözleri, güzel kelimeleri kendi kitabına da aktarmış. Böyle okuyan bir adam. Satre gibi (iç çekiyor)... İşte eğer anılacaksa Aziz Nesin anılmalı. O kadar cesur. Ben 1.65 cm boyundayım. O belki de 1.64 cm idi. Aziz Nesin’e baktım. "Adam bu ya, dev bu ya" dedim. Bu dünyayı omzuna almış. Omzunda taşıyor. Bu kadar insan haklarına saygılı, insanları bu kadar seven, ülkesini bu kadar seven bir yazar daha görmedim. Vardır. Ama ben tanımadım.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...