Ana içeriğe atla

ANILAR BURAM BURAM!

Başrahibe Makaria'nın fotoğrafı, Mary Iliopoulou'nun aile arşivinden
b) Alatsata'daki Agios Nikolaos manastırı, Kostas Parianoglou'nun çizimi
Bu resim Alaçatı Telsiz mevkiindedir.
Alaçatı Rüzgar güllerinin altındadır.
ANILAR BURAM BURAM!
Ekim sonu, sonbahar mevsiminin sonlarına doğru… Bir sabah uyandığınızda hava biraz serindir… Birden sanki denizin iyot kokusu gelir insanın burnuna açık kalmış pencereden, bir bakayım dersiniz. Ve maşatlık dağının doruklarını beyaz bir örtü gibi çiğ bulutları kaplayıvermiştir. İşte böyle sabahlarda ben, hemen yataktan fırlar, hayvan damına gider, eşeğimize semerini yükleyip doğru hurmalıdaki tarlamıza giderdim. Şimdi de ne zaman çiğ ve kırağı ovaya yayılmış görsem, güneş doğmadan o çiğin altında gezinirken aklıma çocukluğum gelir.
Tarlada, “Son Eller” dediğimiz zerzevatları, kavun ve karpuzların el içi kadar ufak onlarını, toplayıp sepetlere koyduktan sonra, arada hani insanın canı çekip bir tanesini dalından keserek bağ testeresinin bıçağıyla doğrayarak sabah ayazında kütür kütür yemenin lezzetini, tadını unutmak mümkün müdür?
Tütünlerimizin bitiminden sonra kalan tütün köklerini sökülebilmek için sabahın erken saatlerinde yaptığımız rutin işlerimizden olan söküm işlerimiz. Tütün köklerini söküp sonra tarlamızın içine sıralar halinde istifleyerek kuruduktan sonra onları yakıp küllerini tarlamıza gübre olsun diye kürekle yayardık. Güneş yükselirken ovanın üzerinden çiğ bulutları yavaş yavaş çekilirken güneşin sıcaklığı hissedilince benim de kemiklerim ısınmaya başlardı.
İzmir’in eski yolundan geçen uzun burunlu otobüslerin, açık kasaların geçişlerini seyreder, şoförlerinin avuç içlerinle kornalarını dövüşlerini dinlerdik. Hele rahmetli Aliko’nun (Ali Çakmak) mavi renkli, önünde “Kısmetli” yazan kamyonunun kornasıyla icra ettiği şarkılar… Akşam geç vakit kamyonunun kasasında her türlü ihtiyaçlarını almış, Alaçatı’ya “Ben geliyorum!” der gibi girişi... Aliko’yu bekleyen müşterileri, kimi eşekle, kimi at arabasıyla, İzmir’den sipariş ettikleri mallarını almak için elektrik santralinin önünde toplanırlardı.
Tarla komşularımızın, tarlada bağlı olan eşeklerinin anırmasını, kuzuların melemesini nasıl da keyifle dinlerdik. Tarlalarına çalışmaya giden komşular, yanımızdaki yoldan geçerlerken selamlaşmalarımız, arada dakikalarca eşeğini durdurup yuları elinde sohbetleri, film şeridi gibi gözlerimin önünde. Ne güzler sohbetlerdi…
Yorulduğum zaman toprağa uzanır, ağaçların aralarında gezinen rüzgârın ve esintinin sesini dinler, gökyüzünde şeritler halinde gezinen bulutlara bakardım. Rüzgârın sert esmesinden olacak ki gökyüzündeki bulutlar birer balerinlerin gibi dans ediyorlarmış görünürlerdi bana…
Hacımemişağa Camii’nin imamı rahmetli Faik Hoca, minareye çıkıp öğlen ezanını okumaya başladığında, gür sesini Hurmalık Ovası’ndan duyabiliyorduk. Ben, Papaz Kuyusu’nda kovayla su çeker abdestimi alır, koşar adımlarla öğlen namazına yetişirdim. Namazımı kıldıktan sonra Faik Hocam’dan makam, mahreç ve kıraat dersi alırdım. Bugünkü dini kültürümü rahmetli Faik Hoca’ya borçluyum. Faik Hoca, Alaçatı’da benim gibi birçok talebe yetiştirdi. Bu değerli arkadaşlar şimdilerde de çoğu zaman mevlitlerde ve cenazelerde çok güzel Kuran’ı Kerim okurlar.
Faik Hoca’yla dersimiz bittikten sonra ben mezarlığın top sahası kapısından çıkarak evimize giderdim. Annem, öğlen yemeğimizi pişirmiş olurdu ve ben de yemeğimi yedikten sonra Terzi Erdoğan’ın dükkânına giderdim hemen. Çırak olarak çalıştığım güzel zamanlardı…
Kalın sağlıcakla…
2013 yılında yazmış olduğum yazımdır.
Bir açık hava illüstrasyonu olabilir
Tüm ifadel

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER

                   ALAÇATI’DA YAŞAMDAN KESİTLER 1960 lı yıllar. Alaçatı Belediye’sine ait elektrik santrali vardı. Bu gün halk Pazarı kurulan dutlu caddeden yürüyerek bir kilometre sonra vardığımız. Alaçatı şehitlik parkı, yaklaşık 15 dönüm bir alanı olan yüksek taş duvarlarla etrafı çevrilmiş, içinde palmiye ağaçları, kurtuluş savaşında canlarını bu vatan için seve seve vermiş şehitlerimizin anıt mezarları. Etrafında yüzlerce çeşit çiçekler, mis gibi kokuyor. Duvarların üstüne sarılmış sarmaşıklar. Sarmaşıkların bir kısmı beyaz bir kısmı mor renkte açmış. Renklerin güzelliğinden ve kokusundan ayrılamazsınız. Şehitlik bahçesinin yan tarafındaki Karagöz tepeye giden yol kıyılarındaki geniş hendekler dokuz köprülerden taşan sular hendekleri doldurmuş. İçinde yeşil kurbağalar, küçük büyük Kaplumbağalar, küçük kefal balıklar. Temiz suda dans ediyorlar. Sürülmemiş tarla sınırlarında deniz börülceleri. Diz ...

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...