Ana içeriğe atla

 Alaçatı’nın sevilen abisi, ilk kitapçısı Alaçatı Kitabevi sahibi ve yazar Ömer Önal bugün saat: 17.00’da Ark Alaçatı’da okurlarıyla ve sevenleriyle buluştu.

 

Kendisine has sıcak, samimi üslubuyla Alaçatı’nın geçmişten günümüze tarihini, kültürel ve sosyal yaşantısını anlatan Ömer Önal, Alaçatı Kitabevi’nin nasıl ve ne zaman başladığına da yer verdi.

Önal o günleri şu şekilde anlattı;

“Alaçatı Kitabevi’nin hikâyesi 1989’da başladı. Ben öncesinde 25 yıl terzilik yapmıştım. Beni hayatımda hep kokular yönlendirdi. Ortaokula giderken sünnetlik elbiselerimi diktirmek için terziye gitmiştim. Oradaki kumaş kokusu beni kendine hayran etti. Sonra gittim anneme dedim ki ben zanaatkâr olacağım. Sonra başladık, sekiz sene çıraklıktan sonra tam 25 sene terzilik yaptım. Gelelim 1989’a. 15 Eylül Alaçatı’nın işgalden kurtuluş bayramıdır. O dönem illerden uzak birçok ilçede olduğu gibi buranın da kitap sıkıntısı vardı. Kitabı devlet veriyordu o dönemde ama baskı yetişmiyor tabii. 15 Eylül Kurtuluş Bayramı programını hazırlarken Alaçatı Ortaokul Müdürü Ahmet Yaşar Çağlaşan’la sohbet ederken “Ben Alaçatı’ya bir kitapçı dükkânı açayım.” önerisinde bulundum. Çünkü okulda bir sınıfta Türkçe kitabı yoksa diğerinde Matematik yok. Tabii bu ihtiyacın yanında yine kokular iş başındaydı. İzmir’e gittiğimde girdiğim kitabevlerindeki o kitap kokusu beni mest ediyordu. Müdür Çağlaşan da “Çok iyi olur, çok büyük bir hizmet yapmış olursun.” dedi. O konuşmada sonra kararımı verdim. Eşime de anlattım durumu, “Ben terziliği bırakıyorum, kitapçı dükkânı açacağım.” dedim. 

 

“Sen delirdin galiba,” diye karşılık verdi. Haksız mı? Terzi dükkânı dolu. Mütevazılık yapamam, iyi terziydim. “Ben çocuklara hizmet etmek istiyorum.” dedim. Aldım elime iğne ile yüksüğü, “Bunları hayatım boyunca saklayacağım. Ola ki iflas ettim. Gene mesleğime dönerim,” diye söz verdim. Ertesi gün gittim terzi dükkanıma, kalfama, “Bu dükkânı olduğu gibi sana veriyorum. Bana şimdi beş kuruş para verme, ileride iş yapıp parasını ödersin,” dedim. Sonra marangoza gittim, 15 Eylül’e kadar yetişir mi yetişir. Sabahlara kadar çalışıp üç gün içinde yetiştirdi sağ olsun. Çeşme’deki akrabamdan ve İzmir’e gidip biraz kitap ve kırtasiye malzemesi aldım. Yani bir hafta içinde okulların açılışına yetiştirdik. 14 Eylül 1989, o gün başladı işte bu kitabevinin macerası. 


Kokulu silgiler, rengârenk kalemler, kitaplar. Kitabevini açtıktan sonra aradan bir sene kadar geçti, sene 1990. Ben dedim çocukları yazarlarla tanıştıralım. İlkin İzmir’de çocuk kitapları yazarı Mevlüt Kaplan’ı konuk ettik. 

Gülten Dayıoğlu, Muzaffer İzgü, Hüseyin Yurttaş, hepsini çocuklarla tanıştırdık. 

 

Burası çok kozmopolittir, bakmayın bugünkü haline; Boşnaklar, Arnavutlar, Selanik göçmenleri var burada. Buranın ayrı bir büyüsü, doğal zenginliği var; buraya gelen, gitmek istemiyordu. “ 

 

1990’lardan sonra buraya İstanbullular geldi. Başta her şey iyiydi. Sonradan sonraya gelen arttı. Tütün ve anason yasakları derken doğası da bozulmaya başladı.” dedi. 

 

Benim Alaçatı ve Bir Zamanlar Alaçatı’da kitaplarının, nasıl kitaplaştırıldığına da yer veren Ömer Önal, Alaçatı Gazetesi’nde anılarını yazmaya başladığını kısa sürede bu anıların çok sevildiğini, sonradan oğlu Burak ve arkadaşlarının teşvikiyle kitaplaştırdığını anlattı.

 

Samimi ortamda geçen söyleşide katılımcılarla şimdiki Alaçatı’da tartışıldı. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...