Ana içeriğe atla

Alaçatı’da Bir Çınar: Ahmet Özen

 

Alaçatı’da Bir Çınar: Ahmet Özen

Alaçatı’da bazı isimler vardır; yalnızca bir insanı değil, bir dönemi, bir duruşu ve bir anlayışı temsil eder. Ahmet Özen de onlardan biridir. Tam 41 yıl boyunca Alaçatı’da belediye meclis üyeliği yaptı. Hem iktidarda hem muhalefette… Ama hangi dönemde olursa olsun, Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidar yapabilmek için elinden gelen mücadeleyi vermekten hiç vazgeçmedi.

Ahmet Abi ziraatla uğraşırdı. Yaz aylarında Çayır Mevkii’nden o sıcak günlerde yürüyerek, meclis toplantıları olduğu gün belediyeye gelir, görevini aksatmadan yerine getirirdi. Birçok belediye başkanıyla birlikte çalıştı; rahmetli Lütfü Koparal, Nazım Aydoğdu, İsmet Sarı, Muhittin Dalgıç ve Remzi Özen ile omuz omuza görev yaptı. Alaçatı’nın bugün hâlâ koruyabildiği birçok değerde onun emeği, alın teri ve ısrarı vardır. Çıkarcıların karşısında durur, gerektiğinde muhalefet ederdi; doğru bildiğini savunmaktan çekinmezdi.

1989 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Partisi yerelde iktidar olduğunda Ahmet Abi yine meclis üyeliğine seçilmişti. Ancak onun için en kıymetli şey halkın iradesiydi. Ön seçime girmeden, halkın karşısına çıkmadan aday olmayı hiçbir zaman istemedi. “Beni halk seçsin” diyerek mücadelesini hep bu anlayışla sürdürdü. 2014 yılında, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişe sahip olan Alaçatı Belediyesi kapatıldı ve Alaçatı, Çeşme’ye bağlı bir mahalleye dönüştürüldü. Ne yazık ki mahalle olduktan sonra, Alaçatı’nın o eski kendine özgü belediyecilik anlayışını ve yerel reflekslerini korumak her geçen gün daha da zorlaştı. Bu süreçten sonra Ahmet Abi aday olmadı; yeni yapının içinde yer almak yerine, onuruyla bir kenarda durmayı tercih etti.

Geçtiğimiz günlerde, onu özellikle görmek ve hâlini hatırını sormak için Özsüt’e gittim. Köşede, tek başına oturuyordu. Selam verdim, yanına oturdum. Alaçatı’nın bugünkü sessizliğinden konuştuk. “Bereket çocukların burası var,” dedi, “burada oturuyor, gelen geçeni izliyorum.” Çocuklarına çay söyledi; birlikte çaylarımızı yudumlarken eski günleri yâd ettik.


Eskiden evden çıktığında, partili partisiz demeden kahvelere, dükkânlara uğrar; insanlarla oturur, sohbet ederdi. Siyaseti insanlardan koparmadan, hayatın içinden yapardı. Belki de onu farklı kılan tam olarak buydu. Ahmet ağabey hep var ol sağlıklar diliyorum.

Kalın sağlıcakla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...