Ana içeriğe atla

ALAÇATI’NIN BEREKETLİ TOPRAKLARI

 

ALAÇATI’NIN BEREKETLİ TOPRAKLARI

Hacımemişağa Mahallesi’ni dostlarıma yıllardır hep anlatırım. Çünkü Alaçatı’nın belleği orada saklıdır.
Eskiden Alaçatı’da üç mahallemiz vardı: Hacımemişağa, Tokoğlu ve Yenimecidiye. Zamanla İsmet Paşa, Fevzi Çakmak ve Menderes mahalleleri eklendi; böylece Alaçatı altı mahalleli bir belde hâline geldi.

Alaçatı’nın en çok tütünü, anasonu, kavunu ve yaz kış sofralarımızdan eksik olmayan sebzeleri Hacımemişağa Mahallesi’nde yaşayan insanlarımız üretirdi. Balıkçılarımız da bu mahallenindi. Hâlen balıkçılık yapanlar var; hatta Balıkçılık Kooperatifi bile kurdular. Denizden tuttukları balıkları, alıcının da satıcının da gözetildiği geleneksel mezat usulüyle pazarlıyorlar.

Ne var ki serbest piyasa ekonomisi karşısında durmak kolay değil. Kapitalizmin acımasız ve ülkemizdeki çarpık seyri, burada da en verimli tarım arazilerimizin konut alanlarına dönüşmesine neden oldu. Butik oteller, yazlık konutlar derken topraklarımız elimizin altından kayıp gitti. Yazık oldu…

Viyadüğün kuzeyinde yer alan ve Hurmalık Ovası diye bildiğimiz arazilerde insan boyu tütün yetişirdi. Hatırlarım; bazen hiç belimi bükmeden uç altı tütün kırardım kendi tarlamızda.

Çakmak Ovası’nda karpuz ekerdik. Hasat zamanı geldiğinde bir Ödemiş keletirine dört karpuz sığmazdı. Toprak o kadar verimliydi! Buğday da öyleydi; sırf başak yapardı. Dönüm başına 220 kilo, halk deyimiyle on beş–on altı teneke buğday alınırdı.

Bu buğdaylar değirmende öğütülür, herkes ekmeğini kendi unundan yapardı. Fırından ekmek almak lüks sayılırdı. Değirmenler para yerine, öğütme karşılığında yüzdelik hesabıyla un alırdı; tıpkı zeytinyağı fabrikalarının yaptığı gibi.

Durumu biraz iyi olan aileler ürünlerini at arabalarıyla taşıtırdı. Sabah namazında tütün kırmaya gidilir, saat 08.00 civarında tarladan dönülürdü. Eve gelince tüm aile el birliğiyle tütünü ipe dizerdi.

Harman zamanı geldiğinde erkekler ve çocuklar düveni beygire koşar, harman yerine giderdi. Güneş altında altı saat harman kovalanır, hava serinleyince eve dönülür, ardından yeniden tütün kırmaya gidilirdi. Buğday, yulaf ve anason eşekle, beygirle taşınırdı. Harman yerlerimiz, Şehitliğin arkasındaki Liman Ovası’nın başladığı yerdeydi; bugün viyadüğün geçtiği alan…

Çeşme’nin meşhur beyaz soğanı da Hurmalık ve Çakmak ovalarında yetişirdi. Soğan deyince rahmetli Muharrem Belge’yi anmadan geçemem. “Soğancı” lakabını halk vermişti ona. Kasabanın soğanını tarlalardan toplar, kamyonla pazara taşırdı. Hayatını İzmir Eşrefpaşa Pazarı’nda Çeşme soğanını tanıtmaya adamıştı.

Babası Orhan Amca ise Hacımemişağa Mahallesi’nin tek kara fırınının sahibiydi. Tarımla uğraşan aileler, işlerin çok yoğun olduğu zamanlarda evlerindeki fırını yakamaz; hamurlarını tepsiye dizer, aile reisi tepsiyi başına alıp Orhan Amca’nın fırınına götürürdü. Orhan Amca herkesin tepsisini tanır, hiç karıştırmazdı. O doğal undan yapılan buğday ekmeklerinin kokusu hâlâ burnumdadır.

Hey gidi eski günler…
Hayali bile bir cihan eder.

Ömer ÖNAL
(03.07.2011) tarihinde Alaçatım gazetesinde köşe yazısı olarak yazılmıştır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ

ALAÇATI'NIN GELİŞİMİ Şehir Plancısı Sayın Ercüment Şahin; Alaçatı’nın bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi ve en çok mücadele etmiş isimlerden biridir. 1984 yılında İmar ve İskân Bakanlığı'nda görev yaparken, dönemin Alaçatı Belediye Başkanı Rahmetli Nazım Aydoğdu ile yolu kesişir. Başkan Aydoğdu, Alaçatı'nın geleceği üzerine yapılan bir görüşmede Ercüment Şahin'in bilgi birikiminden ve kent vizyonundan etkilenir. Sohbetin sonunda ona anlamlı bir teklifte bulunur: "Gel, Alaçatı'nın geleceğini birlikte kuralım." Bu davet, yalnızca bir iş teklifi değil, Alaçatı'nın geleceğine yapılan bir çağrıydı. Ercüment Şahin de bu çağrıya kayıtsız kalmaz; bakanlıktaki görevinden ayrılarak Alaçatı Belediyesi'nde şehir plancısı olarak çalışmaya başlar. O yıllarda belediyeye yakın dükkânımda kendisini sık sık görürdüm. Sessiz, ciddi, çalışkan ve samimi bir insandı. Gösterişten uzak ama işine son derece bağlıydı. Belki de bu yüzden Alaçatı'nın bugün sahip...