Ana içeriğe atla

Bir Dostluk, Bir Ömürlük Dikiş

 

Bir Dostluk, Bir Ömürlük Dikiş

Arkadaşım Emin Özen’le yollarımız daha çocukluk yıllarında kesişti. Hayat bizi aynı tezgâhın başına, aynı makinenin sesine getirdi. Tam sekiz yıl boyunca terzi çıraklığı yaptık; kumaş kesmeyi, iğne batırmayı, sabretmeyi ve emek vermeyi birlikte öğrendik. Askerlikten döndüğümüzde ise hayata omuz omuza tutunduk. Küçük bir terzi dükkânı açtık; umutlarımız büyük, cebimiz dardı ama yüreğimiz doluydu. On yıl boyunca kardeş gibi yaşadık, çalıştık, paylaştık. O benim çocukluk arkadaşımdı; dostluğumuz kumaş gibi sağlam, dikiş gibi sabırlıydı.

Meslekle birlikte hayatın kendisini de birlikte öğrendik. Zamanla siyasete adım attık. Alaçatı’nın derdi bizim derdimizdi; taşını, toprağını, insanını korumayı kendimize görev bildik. Kasabanın sorunlarını konuşur, çözüm için kapı kapı dolaşırdık. 1974 yılıydı terzi dükkânımızı açtığımızda. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yaşandığı günlerdi. Memleketin üzerinde bir belirsizlik vardı. Alaçatı o yıllarda bakirdi; sokaklar sakindi, işler ağır ilerlerdi. Makas bazen susar, umut sessizleşirdi.

Barış Harekâtı’ndan sonra kasaba da, insanlar da derin bir nefes aldı. Ortalık sakinleşti, müşteri çoğaldı. Makinemizin sesi yeniden hayatla karıştı. İyi terziydik; birlikte çok güzel elbiseler diktik. Her cekette alın terimiz, her pantolonda hayallerimiz vardı. Ölçü alırken insanları dinler, dikerken onların hayatına da tanıklık ederdik. Terzilik sadece bir meslek değil, insanla kurulan sessiz bir dostluktu.

Yıllar geçti, yollarımız iş ortaklığında ayrıldı ama gönül bağımız hiç kopmadı. Emin muhtar adayı oldu. Bugün hâlâ, tam kırk yıldır muhtarlık görevini sürdürüyor. Aynı sokaklara, aynı insanlara hizmet etmeye devam ediyor. En kıymetlisi de bunca yıl boyunca birbirimizi kırmadan, incitmeden, dostluğumuzu yıpratmadan yaşamayı başarmış olmamızdır.

Bazı dostluklar vardır; zaman onlara zarar vermez. Yıllar geçse de eskimez, solmaz. Bizim dostluğumuz da Alaçatı’nın eski taş evleri gibi… Sessiz, sağlam ve hatırlandıkça insanın içini ısıtan bir ömürlük dostluk hikayesi.

Kalın sağlıcakla

10/01/2026

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...