Ana içeriğe atla

Sinekli Bakkal’dan Alaçatı’ya: Aynı Hikâyenin İki Yüzü

 

Sinekli Bakkal’dan Alaçatı’ya: Aynı Hikâyenin İki Yüzü

Sinekli Bakkal’ı okuduğumda şunu düşündüm: Bu sadece bir roman değil, bir mahalle hafızasıdır. Halide Edip Adıvar bir semt anlatmıyor yalnızca; bir yaşam biçimini, bir insan ilişkisi kültürünü, bir geçiş sancısını yazıyor. Filmde bu duygu hissediliyor, romanda ise bütün çıplaklığıyla insanın içine işliyor.

Ve ben bu hikâyeyi okurken, zihnimde hep Alaçatı vardı.Çünkü Sinekli Bakkal’daki mahalle, eski Alaçatı’ya çok benzer.Herkesin birbirini tanıdığı, kimin hangi evden çıktığının bilindiği, kimin sesi güzel, kimin gönlü kırık, kimin içine kapanık olduğunun mahallece hissedildiği bir düzen… İnsanların isimlerinden önce hikâyeleriyle tanındığı bir hayat.Halide Edip’in anlattığı baba–kız mesafesi de Alaçatı’ya yabancı değildir.Aynı evin içinde iki ayrı dünya yaşayan kuşaklar…

Babaların suskunluğu, kızların anlamaya çalışan bakışları…Birinin geçmişe tutunması, diğerinin geleceğe yönelmesi…

Roman bunu çok derin anlatır. Filmde duygu vardır, romanda ise çatışmanın kökü vardır. Film izlenir, roman yaşanır.

Sinekli Bakkal’daki Rabia’nın dünyasıyla, eski Alaçatı kızlarının dünyası arasında görünmeyen bir bağ vardır: Sessizlik, edep, sabır ve içe dönük bir güç.

Babalar ise çoğu zaman sevgisini sözle değil, mesafeyle gösterir. Kızlar anlamaya çalışır, babalar susarak sever. Bu hâl, sadece bir romanın değil, bir coğrafyanın da gerçeğidir.

Halide Edip Adıvar’ın büyüklüğü şuradadır:

Ne geçmişi kutsar, ne bugünü yüceltir.

Sadece insanı anlamaya çağırır.

Bugün Alaçatı değişti.Sokaklar kalabalık, sesler yüksek, hayat hızlı.

Ama hâlâ bazı evlerin içinde eski Alaçatı yaşar.

Sessiz sofralarda, eski sandıklarda, unutulmayan hikâyelerde…

Sinekli Bakkal işte tam da bunu anlatır:

Bir yerin ruhu binalarla değil, insan ilişkileriyle yaşar.

Romanı kapattığımda şunu düşündüm:Sinekli Bakkal bir mahalle değil, bir hafızadır.Alaçatı da sadece bir yer değil, bir ruhtur. Ve asıl mesele şudur:Biz mahalleyi kaybettiğimizde, sadece sokakları değil, birbirimizi de kaybederiz. Kalın sağlıcakla

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAÇATI’NIN KIŞ UYKUSU

  Mart ayının ortasına geldik. Ekim ayının sonunda meyhaneler, barlar ve eğlence mekânları kapılarını kapatır. Böylece Alaçatı yavaş yavaş sessizliğe bürünür ve kasaba uzun bir kış uykusuna bırakılır. Sokakların gürültüsü diner. Işıklar azalır. Rüzgâr taş evlerin arasından daha rahat dolaşır. Yine de birkaç sulu yemek lokantası vardır ki, ekonominin zorluğuna rağmen ocağını söndürmez. Mücadele eder, kapısını açık tutar. Alaçatı’da kalanlara bir tabak sıcak yemek ve bir selam vermeye devam eder. Kış aylarında sokaklar sessizdir. İnsan görmeye hasret kalmış gibidir. Eskiden köşe başlarında yapılan sohbetler azalır, kahkahalar seyrekleşir. Kasaba sanki kendi içine çekilir. Ben ise bir kitapçı esnafı olarak dükkânımı yılın 365 günü açtım. Kış uykusu olsa da kapımız kapalı kalmadı. Bazen bir okur uğradı. Bazen yalnızca rüzgâr kapının önünden geçti. Ama dükkânın ışığı hep yandı. Şimdi Mart ayının ortasında o bilindik hareket yeniden başlıyor. Mekânlar kapılarını açmaya hazırlanıyor...

ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI

  ALAÇATI’NIN KAYBOLAN HAFIZASI Halit Ziya Uşaklığil’in” İzmir Hikâyeleri ” kitabını üç kez okudum çünkü çok sevdiğim bir yazar. Kendisi İzmir hikâyeleri’ni anlatırkan bende kendimi   Alaçatı’nın taş sokaklarında yürürken kendimi buluyordum. bazen insan yalnızca bir kasabanın içinde değil, kaybolmuş bir zamanın içinde dolaştığını hissediyor. Halit Ziya Uşaklıgil bana tam da bunu düşündüren yazarlardan biridir. Onun İzmir hikâyelerini okurken yalnız insanları değil, bir şehrin ruhunu görürüz. Çünkü Halit Ziya, sokakları anlatırken aslında hafızayı anlatıyordu. Kaybolan sesleri, değişen hayatları, eski konakların içindeki yalnızlığı yazıyordu. Bir sokağın, bir evin, hatta havasız bir odanın bile nasıl bir karaktere dönüştüğünü gösteriyordu. Onun hikâyelerinde mekân yalnızca bir arka plan değildir; yaşayan, hisseden ve insanın kaderine ortak olan bir varlıktır. Belki de bu yüzden Halit Ziya’nın satırlarında insan, geçmişin sessizliğini duyar gibi olur. Halit Ziya İzmir’i anlatı...

SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR

                                   SİYASETTEN KEYİF ALDIĞIM YILLAR   Alaçatı’nın bakir olduğu, ovaların ekildiği, halkının gece gündüz çalışarak geçimini kazandığı yıllardı. 1968-1976 yıllarında Alaçatı Belediye Başkanı olan Lütfü Koparal makamına giderken tüm esnafı selamlar, belediyeye öyle giderdi. Makam arabası yoktu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Lütfü Koparal’ı çok severdi. Kendisini ziyarete gittiği zaman “Kennedy Lütfü” diye hitap edermiş. Bu anısını Lütfü Koparal’ın bizzat kendisinden dinlemiştim.   Lütfü Başkanın üstü açık bir cipi vardı. Alaçatı’dan Ildırı Köyüne kadar uzanan mücavir alanı teftiş etmek için kullanırdı. 1976 yılında yapılan ara seçimde Cumhuriyet Halk Partisi adayı Abdurrahman Keskin yerel seçimi kazanmıştı. Abdurrahman Keskin de halkla barışık bir başkandı. Yalnızca halk günlerinde değil, her ...