Uykusuz Gecelerin Sessizliği
Uykusuz geceler çoğu zaman bir eksiklik gibi
görülür. Ertesi günün yorgunluğu, yarım kalan dinlenme, zihinde durmadan dönen
düşünceler… Modern hayat bize uykuyu mutlak bir gereklilik, uykusuzluğu ise
mutlaka düzeltilmesi gereken bir sorun gibi öğretir. Oysa bazı geceler vardır
ki uyuyamamak bir problem değil, insanın kendisiyle yüzleşmesi için verilen
sessiz bir davettir. Gecenin dinginliği, gündüzün gürültüsünde bastırılan iç
sesimizi daha anlaşılır kılar; insan, uzun zaman sonra kendisiyle baş başa kalır.
Alaçatı’da geceler bu daveti daha açık yapar.
Rüzgârın taş sokaklardan usulca geçişi, kapalı dükkânların önünde biriken
sessizlik, denizden gelen o tanıdık serinlik… Böyle bir gecede yatakta dönüp
durmak yerine kalkıp okuma odasına geçtim. Ev suskundu. Sokaktan gelen en ufak
ses bile olduğundan daha belirgindi. Saatlerin yavaşladığı, zamanın acele
etmediği o tanıdık gece hâli her yeri sarmıştı.
Raflardaki kitaplar her zamanki gibi yerli yerindeydi; ama bu kez onlara bakışım farklıydı. Bir kitabı seçmeye çalıştığımı sanıyordum, oysa seçmeye çalıştığım şey kendi ruh hâlimdi. Hangi sayfa o an içimdeki boşluğa dokunacaktı? Hangi cümle, Alaçatı’nın gece sessizliğiyle birleşip beni durup düşünmeye zorlayacaktı?
Kitaplar bazen bilgi vermez; sadece eşlik eder. Okumak her zaman öğrenmek değildir. Bazen insan, düşüncelerine bir sandalye çekmek ister. Onları susturmak değil, acele ettirmeden dinlemek ister. Sayfalar ağır ağır çevrildikçe şunu fark ettim: Mesele uykusuzluk değildi. Mesele, gün içinde ertelenen duraklama ihtiyacıydı. Bastırılan sorular, yarım bırakılan duygular ve söylenemeyen cümleler, gecenin sessizliğinde kendilerine alan buluyordu.
Geceler bu yüzden gündüzden daha dürüsttür.
Gündüzleri çoğu zaman yetişiriz; işe, hayata, insanlara… Konuşuruz, susarız,
idare ederiz, bazen de rol yaparız. Kalabalıklar içinde kendimizi ertelemeyi
öğreniriz. Oysa Alaçatı geceleri insanı olduğu gibi bırakır. Kimseye yetişme
zorunluluğu yoktur, kimseye bir şey kanıtlama ihtiyacı yoktur. Sadece sen
varsındır ve zihninden geçenler. Saklanacak bir kalabalık yoktur; maskeler,
rüzgârın eşliğinde sessizce düşer.
Belki de bu yüzden bazı geceler uyumayız. Çünkü
zihnimiz henüz susmamıştır. Çünkü kendimize ayıracak vakit, ancak herkes
sustuğunda başlar. Uykusuzluk her zaman bir eksiklik değildir; bazen insanın
kendisiyle baş başa kalabildiği, en gerçek hâliyle karşılaştığı nadir anlardır.
Ve belki de insan, kim olduğunu en çok Alaçatı’nın bu sessiz, rüzgârlı
gecelerinde hatırlar.
Kalın sağlıcakla..
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.